Futbolda bazen en iyi transfer, transfer yapmamaktır.

Ya da daha doğru ifadeyle; değişmesi gerekeni değiştirip, çalışan yapıya mümkün olduğunca az dokunmaktır.

Samsunspor’un son iki sezonda yaşadıklarına baktığımda, bugünlerde en fazla düşündüğüm mesele bu.

Bir tarafta ligi üçüncü bitirerek Avrupa’ya giden, ardından Avrupa’da 27 yıl sonra boy gösterip Konferans Ligi’nde son 16’ya kadar yükselen bir Samsunspor var.

Diğer tarafta aynı takımın 2026-27 sezonunun ilk altı haftasında topladığı sadece 4 puan.

Üstelik son 4 lig maçında puan yok. 6 maçta 6 gol atılmış, 12 gol yenilmiş. Geçen sezonların aynı dönemlerine baktığımızda fark daha da çarpıcı: Samsunspor ilk 6 haftada 2024-25’te 12, 2025-26’da 11 puan toplamıştı. Bu sezon ise 4 puanda kaldı.

Peki ne değişti?

Aslında çok şey.

Belki de mesele tam olarak burada başlıyor.

Samsunspor yaz aylarında yalnızca birkaç futbolcusunu değiştirmedi.

Takımın omurgasına dokundu.

Savunmanın merkezinde birlikte oynama alışkanlığı bulunan Rick van Drongelen ve Lubomir Satka ayrıldı. Orta sahada Olivier Ntcham gitti. Hücumdaki hareketliliğin önemli parçalarından Carlo Holse satıldı. Zeki Yavru gibi takımın saha içi ve dışındaki tecrübeli isimlerinden biriyle yollar ayrıldı.

Yerlerine genç, potansiyelli ve yeniden satış değeri oluşturabilecek futbolcular geldi.

Bu tercihin iktisadi tarafını anlamak mümkün.

Samsunspor oyuncu satarak gelir elde eden, aldığı futbolcuyu geliştirip yeniden pazara çıkarabilen sürdürülebilir bir model oluşturmak istiyor.

Bunda yanlış bir şey yok.

Hatta modern futbolda Samsunspor ölçeğindeki kulüplerin yaşaması gereken model büyük ölçüde bu.

Ama futbol sadece bilanço üzerinden oynanmıyor.

Bir de sahanın kendi muhasebesi var.

Van Drongelen’in yerine başka bir stoper alabilirsiniz.

Satka’nın yerine başka bir stoper getirebilirsiniz.

Ntcham’ın yerine bir orta saha, Holse’nin yerine başka bir hücum oyuncusu koyabilirsiniz.

Fakat aynı mevkiye oyuncu almak, aynı işlevi yerine koyduğunuz anlamına gelmiyor.

İşte Samsunspor’un ilk 6 haftasına biraz da buradan bakmak gerekiyor.

Yeni oyuncuların önemli bir bölümü genç. Üstelik transferlerin tamamı kampın başına yetişmedi. Elliot Watt 18 Temmuz’da gelirken, Guarino 11 Ağustos’ta, Oskar Øhlenschlæger 24 Ağustos’ta, Bayo ve Erakoviç ise 4 Eylül’de kadroya katıldı.

Yani Samsunspor yeni bir takım kurdu ama o takımın önemli parçaları birlikte takım olabilecek zamanı yeterince geçiremedi.

Burada Tottenham örneği ilginç.

İngiliz ekibi de kadrosunda büyük bir revizyona gitti. Çok sayıda yeni futbolcuyu aynı anda ilk 11’e yerleştirdi ve bireysel kalitesi yükselmiş görünen kadronun, kolektif olarak aynı hızla gelişmediğini gördü.

Bu elbette Samsunspor’un başına mutlaka aynı şey gelecek demek değil.

Ama futbolun eski bir hakikatini yeniden hatırlatıyor:

Oyuncu transfer edebilirsiniz, uyumu transfer edemezsiniz.

Uyum zaman ister.

Özellikle savunmada.

Bir stoperin kalitesini sadece kazandığı ikili mücadeleyle ölçemezsiniz. Yanındaki stoperin ne zaman öne çıkacağını bilmesi gerekir. Bekin hangi anda çıkacağını, önündeki orta sahanın hangi alanı kapatacağını hissetmesi gerekir.

Bu refleksler antrenmanla, hazırlık maçlarıyla ve birlikte geçirilen zamanla oluşur.

Çorum FK karşısında yenilen 5 gol, bu açıdan yalnızca bireysel hataların toplamı değildi.

Guarino’nun ilk golde yaptığı hata elbette bireyseldi. Ama maçın bütünü, savunmanın ortak reflekslerinin henüz yerleşmediğini de gösterdi. Samsunspor sahasında 5-1 kaybetti ve Fink de maçtan sonra takımın çok fazla hata yaptığını, kadrodaki büyük değişimin ardından “ezber oyun becerilerinin” gelişmesi için zamana ihtiyaç bulunduğunu söyledi.

Buraya kadar yönetimin sorumluluğunu konuşabiliriz.

Transferler daha erken yapılabilir miydi?

Bence yapılmalıydı.

Takımın omurgasının bu kadar büyük bölümünü değiştirmeye karar verdiyseniz, yeni omurgayı mümkün olduğunca erken kurmak zorundasınız.

Çünkü çok değişim yapıyorsanız zamana, az değişim yapan takımdan daha fazla ihtiyacınız vardır.

Samsunspor ise tam tersini yaptı.

Çok değiştirdi, zamanı azalttı.

Ama burada bütün faturayı yönetime kesmek de kolaycılık olur.

Çünkü bir noktadan sonra mesele Fink’e geliyor.

Kadroyu yönetim kurar, oyunu teknik direktör.

Fink’in elindeki kadronun eksikleri olabilir. Bazı futbolcular geç gelmiş olabilir. Ntcham’ın oyun aklının, Holse’nin dinamizminin karşılığı tam olarak bulunamamış olabilir.

Bunların hepsini kabul ediyorum.

Fakat teknik direktörlük biraz da elinizde olmayanı anlatmak değil, elinizde olanla ne yapabileceğinizi bulma sanatıdır.

İlk 6 haftada benim Fink adına asıl endişem sonuçlardan çok burada.

Samsunspor’un ne yapmak istediği henüz yeterince belirgin değil.

Orta sahada Watt ve Celil size mücadele, top kazanma ve savunma direnci verebilir.

Ama topu kazanmak başka, oyunu ileri taşımak başka.

Ntcham’ın geçen sezon yaptığı işlerden biri buydu. Topu ister, baskı altında sorumluluk alır, oyunun yönünü değiştirir ve hatlar arasındaki bağlantıyı kurardı.

Holse ise başka bir problemi çözüyordu.

Hareketlilik.

Topsuz koşu.

Ceza sahasına ikinci dalga.

Rakibin savunma dengesini bozan dinamizm.

Bugünkü Samsunspor’da hem oyunu yönlendirecek aklın hem de topu bir sonraki hatta taşıyacak dinamizmin eksikliği hissediliyor.

Bu yüzden mesele Watt iyi mi, Sekongo kötü mü, Bayo yeterli mi tartışmasından biraz daha büyük.

Asıl soru şu:

Bu oyuncular birlikte nasıl oynayacak?

Fink’in cevaplaması gereken soru bu.

Erzurum maçında Samsunspor’un topa sahip olduğu bölümler oldu ama topa sahip olmak, oyuna sahip olmak anlamına gelmedi.

Pas vardı.

İlerleme azdı.

Bayo ileride yalnız kaldı. Kenarlarda yeterli üstünlük kurulamadı. Rakibin kompakt savunmasını bozacak merkez bağlantıları üretilemedi.

Sonuçta Samsunspor deplasmandan 1-0 mağlup döndü ve 6 hafta sonunda 4 puanda kaldı.

Burada oyunculara da bir parantez açmak gerekiyor.

Guarino 22 yaşında.

Drapinski 22.

Sekongo 22.

Bunlar bitmiş ürünler değil.

Samsunspor zaten biraz da gelişim potansiyellerine yatırım yaptı. Dolayısıyla bu futbolculardan ilk haftadan itibaren Van Drongelen, Satka, Ntcham veya Holse’nin bıraktığı rolü aynı olgunlukla doldurmalarını beklemek haksızlık olabilir.

Ama genç oyuncu politikasının da bir dengesi olmak zorunda.

Bir veya iki genç futbolcuyu oturmuş bir takımın içine koyduğunuzda gelişimlerini hızlandırabilirsiniz.

Savunmayı, orta sahayı ve hücumu aynı anda değiştirip genç oyuncuları birbirlerine emanet ettiğinizde ise başka bir risk alırsınız.

Tecrübeli yapı genç oyuncuyu taşıyacağına, genç oyunculardan yeni yapıyı taşımalarını istemeye başlarsınız.

Samsunspor’un bugün karşı karşıya olduğu tehlike biraz bu.

Peki bütün bunlar transfer politikasının yanlış olduğu anlamına mı geliyor?

Henüz bunu söylemek için erken.

Tıpkı Tottenham örneğinde olduğu gibi.

Belki Guarino birkaç ay sonra ligin dikkat çeken stoperlerinden biri olacak.

Belki Sekongo dinamizmiyle orta sahaya başka bir boyut kazandıracak.

Belki Watt takımın pas ritmini belirleyen derin oyun kurucuya dönüşecek.

Belki Bayo gollerini sıralayacak.

Ve belki Fink bütün bu parçaları bir araya getirerek bugün göremediğimiz oyunu bulacak.

Bunların hepsi mümkün.

Fakat başka bir ihtimal daha var.

Samsunspor son iki yılda elde ettiği başarının kaynağını yanlış okumuş olabilir.

Belki o başarının sırrı sadece oyuncuların bireysel kalitesinde değildi.

Belki transfer yasağının mecburen sağladığı süreklilik, birlikte geçirilen kamp, oluşan saha içi ezberler ve oyuncular arasındaki güven düşündüğümüzden çok daha önemliydi.

Transfer yasağının bulunduğu 2024-25 sezonunda Samsunspor uzun süre aynı oyuncu grubuyla çalışmıştı. O sezon ilk 6 haftada 12 puan topladı ve sezon sonunda ligi üçüncü bitirdi.

Bazen futbol böyle paradokslarla doludur.

Transfer yapamamak dezavantaj gibi görünür ama sizi takım olmaya mecbur bırakır.

Transfer yapabilmek ise avantajdır ama doğru yönetilmediğinde sürekliliğinizi bozabilir.

Samsunspor’un ilk 6 haftasının bana düşündürdüğü asıl mesele bu.

Sorun yalnızca geç yapılan transferler değil.

Yalnızca Fink’in tercihleri de değil.

Yalnızca yeni futbolcuların performansı hiç değil.

Bunların hepsinin kesiştiği yerde daha büyük bir soru var.

Samsunspor oyuncu transfer ederken, takım olmanın değerini biraz hafife mi aldı?

6 hafta bu sorunun kesin cevabını vermek için çok kısa.

Ama 4 maçlık puansız seri ve sahadaki oyun, bu soruyu sormak için yeterince uzun.

Şimdi milli ara var.

Fink için belki de sezonun en kıymetli iki haftası.

Yeni transferlerin fiziksel eksiklerini kapatmak, savunma hattının ortak reflekslerini geliştirmek, orta sahadaki rolleri netleştirmek ve en önemlisi takıma bir oyun kimliği kazandırmak için.

Çünkü Samsunspor’un şu anda ihtiyacı yeni bir oyuncudan çok, elindeki oyuncuları birbirine bağlayacak bir oyun.

Zaman elbette yardımcı olacaktır.

Ama zaman tek başına takım kurmaz.

Zaman ancak sahada gelişime dönüşüyorsa değerlidir.