Transfer yapmak başka, takım kurmak başka.

Samsunspor bugün bu ayrımın bedelini ödüyor.

Son iki sezonda lig üçüncülüğü ve Avrupa'da son 16 turuna uzanan başarılar elde eden Samsunspor, yeni sezona büyük ölçüde değişen bir kadroyla başladı. Savunma hattı yenilendi, orta saha yeniden şekillendi, hücumda farklı tercihler yapıldı.

Üstelik transferlerin önemli bölümü zamanında tamamlanamadı. Yeni oyuncular birlikte kamp geçiremedi. Takımın omurgası değişirken, o omurgayı birbirine bağlayacak saha içi alışkanlıklar da kayboldu.

Burada üzerinde düşünmemiz gereken bir mesele var.

Samsunspor'un başarısını sağlayan yalnızca futbolcuların bireysel kalitesi miydi, yoksa transfer yasağının da etkisiyle oluşan kadro sürekliliği, takım kimyası ve birlikte oynama alışkanlığı mıydı?

Bence ikincisinin kıymetini yeterince bilemedik.

Elbette oyuncu satmak, genç ve potansiyelli futbolculara yatırım yapmak yanlış değil. Hatta ekonomik sürdürülebilirlik açısından gerekli.

Ancak bir takımın neredeyse bütün omurgasını değiştiriyorsanız, yeni oyuncuları mümkün olduğunca erken bir araya getirmek zorundasınız.

Samsunspor ise çok değiştirdi, zamanı azalttı.

Peki bütün sorun transfer planlaması mı?

Hayır.

Çünkü bir noktadan sonra Thorsten Fink'in sorumluluğunu konuşmamız gerekiyor.

Trabzonspor karşılaşması bunun en açık örneğiydi. İlk yarıda peş peşe yenilen üç gol, savunmadaki bireysel hatalardan daha fazlasını gösterdi. Bloklar arasındaki mesafeler, pozisyon alma sorunları, rakibin oyun hızına verilen yetersiz reaksiyon...

Üstelik rakip on kişi kaldığında bile Samsunspor oyuna yeniden ortak olamadı.

Fink'in elindeki kadro eksik olabilir. Bazı oyuncular hazır olmayabilir. Yeni transferlerin intibakı zaman alabilir.

Bunları kabul ediyorum.

Ama teknik direktörlük biraz da elinizde olmayanı anlatmak değil, elinizde olanla çözüm üretme maharetidir.

Kadroyu yönetim kurar, oyunu teknik direktör.

Bugün Samsunspor'da ne organize bir ön alan baskısı ne sağlıklı hücum bağlantıları ne de birlikte hareket eden bir savunma organizasyonu görebiliyoruz.

Top kazanılıyor ama ileri taşınamıyor. Bayo ileride yalnız kalıyor. Kenar oyuncuları beklenen üretkenliği sağlayamıyor.

Burada yalnızca futbolcuları suçlamak kolaycılık olur.

Çünkü bir oyuncuyu değerlendirirken ne yaptığı kadar, takımın ona ne yaptırdığına da bakmak gerekir.

Fink'in artık cevaplaması gereken soru şu:

Zaman geçiyor ama Samsunspor'un oyunu neden gelişmiyor?

Bir başka mesele de transfer edilen oyuncuların sahadaki karşılığı.

Drapinski, Erakoviç ve Sekongo gibi isimler hangi ihtiyaçlar için alındı? Neden bazıları mevcut oyuncuların önüne geçemiyor?

Transfer tercihlerinde mi hata yapıldı, yoksa teknik direktör bu oyunculardan yeterince faydalanamıyor mu?

Belki de her ikisi.

Bunların muhasebesini yapmak gerekiyor.

Gelelim Başkan Yüksel Yıldırım'a...

Samsunspor'u bugün bulunduğu noktaya taşıyan başarıda büyük payı var. Maddi fedakarlıklarını, yatırımlarını ve kulübün gelişimine sağladığı katkıları yok saymak hakkaniyetli olmaz.

Ama başarıdaki pay, yanlış kararların sorumluluğunu da beraberinde getirir.

Bence Başkan Yıldırım'ın bugün çözümü araması gereken ilk yer tribünler değil, sportif yapılanma.

Birlik ve beraberlik çağrısı elbette kıymetli. Taraftar gruplarının ortak hareket etmesi de önemli.

Ancak daha önce tribünleri birleştirmek amacıyla denenen ve beklenen sonucu vermeyen bir organizasyon modelini yeniden gündeme getirmek, sahadaki krize çözüm olmayacaktır.

Çünkü Samsunspor'un yedi maçta dört puan toplamasının, üst üste beş kez kaybetmesinin sebebi tribünlerin yeterince organize olamaması değil.

Sahada işleyen bir oyunun bulunmaması.

Üstelik tribünlerdeki huzursuzluğu yalnızca taraftar grupları arasındaki ayrışmayla açıklamak da doğru değil.

Taraftarın kaybolan inancı, sahadaki futbol ve yönetimle kurulan iletişimle de ilgili.

Yıldırım bazen milyonlar harcayarak yaptığı fedakârlığı, kurduğu yanlış bir cümleyle gölgeleyebiliyor.

Oysa taraftarın gönlünü kazanmak için her zaman büyük transferler gerekmiyor.

Bazen samimi bir açıklama, hataların kabul edilmesi ve bundan sonra ne yapılacağının anlatılması çok daha kıymetli.

İletişim yalnızca konuşmak değil, dinlemeyi de bilmektir.

Başkanın şimdi yapması gereken; transfer planlamasını, scouting süreçlerini, teknik direktörün tercihlerini ve sportif karar alma mekanizmasını bütün yönleriyle değerlendirmek.

Gerekirse teknik direktör değişikliği de dahil bütün seçenekler masaya yatırılmalı.

Ama mesele bir günah keçisi bulmak olmamalı.

Çünkü bir kişiyi göndererek yanlış kurulmuş bir sistemi düzeltmiş olmazsınız.

Samsunspor'un önceliği, devre arasına kadar yeniden rekabet edebilen, savunma güvenliğini sağlayan ve ne oynadığını bilen bir takım haline gelmek olmalı.

Sonrasında ihtiyaç duyulan takviyeler yapılabilir.

Fakat bu kez önce oyun belirlenmeli, ardından o oyuna uygun oyuncular seçilmeli.

Sonuçta Samsunspor'un yalnızca sahada değil, tribünlerde de yeniden ayağa kalkmaya ihtiyacı var.

Ama bunun yolu öncelikleri karıştırmaktan geçmiyor.

Önce sportif akıl yeniden işler hale gelmeli. Fink sahada bir oyun ortaya koymalı. Yönetim hatalarından ders çıkarmalı. Yıldırım da taraftarla arasındaki mesafeyi doğru iletişimle kapatmalı.

Çünkü tribünü birleştirmek istiyorsanız, önce tribünün inanacağı bir takım oluşturmalısınız.

Samsunspor'un bugün en büyük ihtiyacı yeni bir transfer, yeni bir tribün lideri veya yeni bir slogan değil.

Doğru kararlar alan bir yönetim, sahada karşılığı olan bir oyun ve yeniden güven duyan bir camia.