Bazen yeniden ayağa kalkabilmek için dibi görmek gerekir.
Sağlam basıp yeniden yukarı çıkabilmek için...
“Her şerde bir hayır vardır” derler. Samsunspor'un Çorum FK karşısında aldığı 5-1'lik ağır mağlubiyete biraz da böyle bakıyorum.
Elbette kendi sahanda beş gol yiyerek kaybetmenin mazereti olmaz. Ama bazen ağır mağlubiyetler, uzun süredir üzeri örtülen meseleleri bütün çıplaklığıyla önünüze koyar.
Belki de bu maç Samsunspor için böyle bir fırsat olacak.
Çünkü mesele yalnızca Çorum FK karşısında yapılan hatalar değil.
Samsunspor sezon başında ciddi bir yapısal değişikliğe gitti. Takımın omurgasının önemli bir bölümü değiştirildi.
Böylesine keskin bir dönüşüm yapıyorsanız transferleri mümkün olduğunca erken tamamlamak, yeni oyuncuların takıma, şehre ve teknik direktörün oyun anlayışına adaptasyonunu hızlandırmak zorundasınız.
Biz bunu yapamadık.
Transfer döneminin sonuna kadar beklemek, özellikle kadronun önemli bölümünün değiştiği bir sezonda bana göre doğru bir strateji değildi.
Transferde birkaç milyon avro avantaj sağladığınızı düşünürken, sahada bunun çok daha ağır bir bedelini ödeyebilirsiniz.
Transfer piyasasının zorluğunu biliyorum.
Bonservisler, maaşlar, menajer talepleri.
İşin mali tarafı kolay değil.
Ama ligde iddialı hedefler koyan bir kulüp için doğru oyuncuyu bulmak kadar, doğru oyuncuyu doğru zamanda getirmek de önemlidir.
Samsunspor'un ligi üçüncü bitirdiği sezonu hatırlayın.
Transfer yasağı vardı ama takım kamp dönemini büyük ölçüde birlikte geçirmişti. Oyuncular birbirini tanıyordu. Saha içi ezberleri oluşmuş, takımın kimyası oturmuştu.
Bugün ise Teknik Direktör Fink, son gün transfer edilen bir oyuncunun mayıs ayından bu yana resmi maç oynamadığını söylüyor.
Yani ligin beşinci haftası geride kalmışken hala bazı oyuncuların fiziksel olarak hazır hale gelmesini ve takımın oyununa adapte olmasını bekliyoruz.
Bunun muhasebesini yapmak gerekiyor.
Peki saha içi düzelir mi?
Elbette düzelebilir.
Futbolda bazen en iyi ilaç zamandır.
Yeni oyuncular birbirini tanıdıkça, sakatlar döndükçe ve Fink'in istediği oyun yerleştikçe çok farklı bir Samsunspor izleyebiliriz.
Bu nedenle beş haftada yeni yapılanmayı çöpe atmak ne kadar yanlışsa, yaşanan sorunları sadece “zamana ihtiyaç var” diyerek geçiştirmek de o kadar yanlış.
Sabır, sorunları görmezden gelmek değildir.
Fink'e ve oyunculara zaman verelim ama o zaman içerisinde gelişimi de görelim.
Benim asıl endişem ise saha dışıyla ilgili.
Çünkü Samsunspor'da bugün skor tabelasından daha önemli bir mesele var:
Yüksel Yıldırım ile taraftar arasındaki mesafe giderek açılıyor.
Burada önce hakkı teslim etmek gerekiyor.
Başkan Yüksel Yıldırım’ın Samsunspor için yaptığı maddi fedakarlığı kimse inkar edemez. Kulübü Süper Lig’e taşıdı, Avrupa’ya götürdü, tesisleşme adına önemli yatırımlar yaptı. Kendi servetinden çok ciddi kaynaklar aktardı.
Oyuncu geliştiren, değer üreten ve futbolcu ihraç edebilen bir kulüp modeli oluşturulmaya çalışılıyor.
Bütün bunlarda Yüksel Yıldırım'ın payı büyük.
Bunları yok sayarak yapılacak her eleştiri haksızlık olur.
Ancak Sayın Başkan'ın da bir gerçeği görmesi gerekiyor:
Bazen milyonlar harcayarak oluşturduğunuz değeri, yanlış kurulmuş birkaç cümleyle gölgeleyebilirsiniz.
Futbolun garip tarafı da bu.
Taraftarın gönlünü milyon avroluk transferlerle kazanamayabilirsiniz ama samimi birkaç cümleyle kazanabilirsiniz.
İşte tam burada karşımıza iletişim çıkıyor.
Doğru iletişim mağlubiyetin öfkesini azaltır.
Taraftarla yönetim arasındaki mesafeyi kapatır.
Eleştirinin husumete dönüşmesini engeller.
En önemlisi de taraftara:
“Bu kulüpte benim de yerim var” duygusunu verir.
Peki Yüksel Yıldırım şimdi ne yapmalı?
Bana göre önce kabul etmeli.
Transferde geç kalındığını kabul etmeli.
Bazı planlamaların istenildiği gibi yürümediğini kabul etmeli.
Taraftara yönelik kullandığı bazı ifadelerin kırgınlık oluşturduğunu görmeli.
Bunu yapmak bir başkanı küçültmez.
Tam tersine büyütür.
“Hatayı kabul etmek erdemdir” sözü boşuna söylenmemiş.
Sonra da yeni bir sayfa açmalı.
Çıkıp çok basit birkaç cümle söylemesi bile yeter:
“Eksiklerimiz oldu. Hatalarımızdan ders çıkardık. Bu takımı birlikte yeniden ayağa kaldıracağız. Size ihtiyacımız var.”
Bazen gerçekten bu kadar.
Ne uzun açıklamalara ihtiyaç var ne de yeni tartışmalara.
Çünkü Samsunspor'un bugün yeni cephelere değil, yeniden kenetlenmeye ihtiyacı var.
Eleştiri elbette olacak.
Başkan eleştirilecek.
Teknik direktör eleştirilecek.
Futbolcu eleştirilecek.
Ama taraftar da eleştiriyle hakareti, yönetim de eleştiriyle düşmanlığı birbirinden ayırmalı.
Çünkü Samsunspor'un en büyük iki gücünü karşı karşıya getirmenin hiç kimseye faydası yok.
Bir tarafta Yüksel Yıldırım'ın ekonomik gücü,
Diğer tarafta bu şehrin Samsunspor'a olan tutkusu ve aidiyeti.
Bu iki güç birbirinin rakibi değil, birbirinin tamamlayıcısıdır.
Yüksel Yıldırım Samsunspor için bugüne kadar çok büyük ekonomik yatırımlar yaptı.
Şimdi belki de yapması gereken en önemli yatırımlardan biri başka:
Taraftarın gönlüne yatırım yapmak.
Üstelik bunun bonservisi yok.
Menajer komisyonu yok.
Milyon avroluk maliyeti de yok.
Biraz samimiyet, biraz empati ve doğru bir iletişim dili yeterli.
Çünkü Samsunspor'un yeniden ayağa kalkması yalnızca saha içinde gerçekleşmeyecek.
Yönetimle taraftar yeniden aynı duyguda buluştuğunda, futbolcular da arkalarında çok daha güçlü bir camia bulacak.
Belki de Çorum FK karşısındaki 5-1'lik mağlubiyetin hayırlı tarafı burada ortaya çıkacak.
Tabii doğru ders çıkarılırsa...
Bazen bir takımın en önemli transferi yeni bir futbolcu değil, kaybolmaya başlayan güvendir.