Futbolda para çok şeyi değiştirir.

İyi futbolcular transfer edebilirsiniz. Tesisler yapabilirsiniz. Borçları ödeyebilir, kulübün ekonomik yapısını güçlendirebilir, sportif hedeflerini büyütebilirsiniz.

Ama parayla satın alamayacağınız bir şey vardır:

Taraftarın aidiyeti.

Onu kazanmanız gerekir.

Son dönemde Samsunspor'da yönetim ile taraftar arasındaki ilişki üzerine yaşanan tartışmaları izlerken aklıma Acun Ilıcalı'nın Hull City'de kurduğu iletişim modeli geliyor.

Burada iki başkanı ekonomik büyüklükleri, futbol bilgileri ya da sportif başarıları üzerinden karşılaştırmıyorum. Acun Ilıcalı'nın Hull City yönetiminin de tartışılan, eleştirilen kararları oldu.

Benim dikkat çekmek istediğim başka bir konu: Taraftarla kurulan ilişki.

Acun Ilıcalı, Hull City'yi satın aldıktan sonra yalnızca futbol takımını yönetmeye çalışmadı. Önce kulüple taraftar arasında zayıflayan bağı güçlendirmeye yöneldi.

Taraftarlarla buluştu, sorularını dinledi. Öyle belli bir grup ya da liderleriyle değil. Gerçekten koşulsuz takımını destekleyen taraftarlarla buluştu.

Kulübün hedeflerini anlattı.

Açık soru-cevap toplantıları düzenledi.

Deplasmanlarda taraftarlarla iletişim kurdu.

Yüzlerce Hull City taraftarının Türkiye'de ağırlanmasına yönelik organizasyonlar gerçekleştirildi.

Bunların hiçbiri Hull City'yi tek başına Premier League'e taşıyacak hamleler değildi.

Ama başka bir şey yaptı: Taraftara değerli olduğunu hissettirdi.

Aslında modern futbol yönetiminin gözden kaçırdığı noktalardan biri de tam burada.

Taraftar sadece bilet satın alan müşteri değildir.

Taraftar kulübün hafızasıdır, kültürüdür, sokağıdır, tribünüdür.

Kısacası kulübün sosyal sermayesidir.

Samsunspor üzerinden bu konuyu tartışacaksak önce hakkı teslim etmek zorundayız.

Yüksel Yıldırım'ın ekonomik gücü, yatırımları ve ortaya koyduğu vizyon Samsunspor'un bugün bulunduğu noktaya gelmesinde belirleyici oldu.

Kulüp yeniden Süper Lig'e döndü.

Avrupa hedefleri konuşulmaya başlandı.

Oyuncu geliştiren, değer oluşturan ve futbolcu ihraç edebilen bir kulüp modeli ortaya çıktı.

Samsunspor yeniden Türk futbolunda ağırlığı olan bir marka haline geldi.

Bütün bunların içerisinde Yüksel Yıldırım'ın payını görmezden gelmek haksızlık olur.

Üstelik Samsunspor'un bundan sonraki büyük hedeflerinde de Yüksel Yıldırım'ın ekonomik gücüne, iş dünyası tecrübesine ve vizyonuna ihtiyacı var.

Fakat tam da burada başka bir gerçek ortaya çıkıyor.

Ekonomik sermaye tek başına büyük kulüp oluşturmuyor.

Onun yanına sosyal sermayeyi de koymak gerekiyor.

Bugün mesele kimin haklı olduğu değil.

Başkan mı haklı?

Taraftar mı haklı?

Bu tartışmanın Samsunspor'a kazandıracağı fazla bir şey olduğunu düşünmüyorum.

Asıl soru şu olmalı: Bu iki güç yeniden nasıl yan yana getirilebilir?

Bunun için çok büyük projelere de ihtiyaç yok.

Başkan belirli dönemlerde taraftarla doğrudan buluşabilir.

Farklı taraftar kesimlerinin temsil edildiği bir danışma mekanizması kurulabilir.

Taraftarların kulüple ilgili eleştirilerini doğrudan iletebileceği kanallar oluşturulabilir.

Kulübün hedefleri, transfer politikası ve ekonomik gerçekleri taraftara daha güçlü ve düzenli biçimde anlatılabilir.

Ama bütün bunlardan daha önemlisi dil.

Çünkü bazen bir kulüpte bozulan ilişkiyi düzeltmek milyonlarca Euro değil, birkaç doğru cümle gerektirir.

Taraftara sürekli ne yapması gerektiğini anlatmak yerine zaman zaman onu dinlemek gerekir.

Çünkü aidiyet emirle oluşmaz.

Samsunspor'un önünde önemli bir fırsat bulunduğunu düşünüyorum.

Bir tarafta kulübün ekonomik yükünü taşıyan, büyük hedefler ortaya koyan güçlü bir başkan var.

Diğer tarafta Türkiye'nin en köklü ve güçlü futbol şehirlerinden birinin taraftar potansiyeli var.

Bunları karşı karşıya getirmek yerine aynı hedef etrafında birleştirmek gerekiyor.

Çünkü Yüksel Yıldırım'ın hedeflediği büyük Samsunspor'u yalnızca transferlerle kurmak mümkün değil.

O Samsunspor'u şehirle birlikte kurmak gerekiyor.

Acun Ilıcalı'nın Hull City örneğinden çıkarılması gereken ders de bence burada.

Aynısını yapmak değil, aynı duyguyu anlamak.

Taraftara, “Biletini al ve maçını izle” demekle, “Bu kulüp senin de kulübün, gel birlikte büyütelim” demek arasında çok büyük fark var.

Birincisi müşteri oluşturur, ikincisi aidiyet.

Samsunspor'un Yüksel Yıldırım'ın ekonomik gücüne ihtiyacı var.

Yüksel Yıldırım'ın hedeflediği kalıcı başarı için de arkasında güçlü bir şehre ve dolu tribünlere ihtiyacı var.

Bu nedenle mesele Yüksel Yıldırım'ın mı, taraftarın mı geri adım atacağı değildir.

Mesele birbirlerine yeniden bir adım atabilmeleridir.

Çünkü futbol kulüpleri satın alınabilir.

Ama aidiyet satın alınamaz.

Aidiyet kazanılır.