Her gün yüzlerce haber üretiyoruz.

Kimi zaman bir cinayeti, kimi zaman büyük bir başarı hikayesini, kimi zaman da uyuşturucu operasyonlarını manşetlere taşıyoruz.

Peki hiç durup düşündük mü?

Attığımız bir başlık, kullandığımız bir fotoğraf ya da tercih ettiğimiz tek bir kelime, bağımlılıkla mücadelede gerçekten topluma fayda mı sağlıyor; yoksa farkında olmadan bambaşka bir algının oluşmasına mı zemin hazırlıyor?

Gazetecilik sadece haber aktarmak değildir.

Aynı zamanda toplumu yönlendiren, farkındalık oluşturan ve kamu vicdanını diri tutan mühim bir meslektir. Bu yüzden bağımlılık konusu, sıradan bir asayiş haberi gibi ele alınamaz.

Bugün bağımlılık denildiğinde akla ilk olarak uyuşturucu geliyor. Oysa alkol, kumar, teknoloji, sosyal medya ve ekran bağımlılığı da aynı zincirin halkaları.

Üstelik mesele artık yalnızca bireyin değil, ailenin, okulun, mahallenin ve bütün cemiyetin ortak meselesi haline geldi.

Tam da bu noktada medyanın mesuliyeti başlıyor.

Ne var ki zaman zaman daha fazla okunma ya da izlenme kaygısıyla hazırlanan haberlerde kullanılan dil, toplumu bilinçlendirmek yerine merak duygusunu besleyebiliyor. Operasyon görüntülerinin defalarca yayınlanması, kullanılan maddelerin ayrıntılarıyla anlatılması ya da suç örgütlerinin adeta bir film karakteri gibi sunulması, farkında olmadan yanlış bir algıya kapı aralayabiliyor.

Oysa gazeteciliğin vazifesi suçu cazip göstermek değil, toplumun bilinç seviyesini yükseltmektir.

Bir başka eksikliğimiz de bağımlılığı çoğu zaman sadece olay gerçekleştikten sonra haberleştirmemiz.

Operasyonları, gözaltıları ve adliye süreçlerini aktarıyoruz; ancak önleyici yayıncılığı çoğu zaman ihmal ediyoruz.

Oysa her operasyon haberinin yanında bir uzmanın değerlendirmesi, bir rehabilitasyon merkezinin çalışmaları ya da yeniden hayata tutunmuş bir gencin hikâyesi de yer almalı.

Çünkü gazeteciliğin görevi yalnızca "Ne oldu?" sorusuna cevap vermek değildir.

Asıl mesele, "Bir daha yaşanmaması için ne yapılmalı?" sorusuna da katkı sunabilmektir.

İnsanlar sadece problemi değil, çözümü de görmek ister.

Bu noktada yerel medyanın ayrı bir sorumluluğu bulunuyor.

Çünkü yerel gazeteci mahallesini tanır, okulunu bilir, sokağın nabzını tutar. Ulusal medyanın fark edemediği pek çok sosyal problemi ilk gören çoğu zaman yerel basındır.

Üstelik artık "yerel" kavramı eski anlamını büyük ölçüde kaybetti.

Bugün Samsun'da yayınlanan bir internet haberi, birkaç dakika içinde dünyanın farklı ülkelerinde okunabiliyor. Dolayısıyla haberin yayımlandığı şehir değil, ulaştığı kitle önem taşıyor. Dijital çağda yerel gazetecilik, aslında küresel bir etki alanına sahip.

Anadolu Yayıncılar Derneği tarafından düzenlenen, Türkiye Basın Federasyonu ile İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü'nün desteklediği "Bağımlılıkla Mücadelede Medyanın Rolü" paneline katıldım.

Programın muhtevası son derece kıymetliydi.

Konuşmacılar, medyanın bağımlılıkla mücadelede üstlenmesi gereken vazifeyi farklı yönleriyle ele aldı. Salondan ayrılırken şunu düşündüm:

Keşke bu anlayış, yalnızca salonlarda konuşulmasa, haber merkezlerinde de günlük yayın politikasının bir parçası haline gelse.

Programla ilgili dikkatimi çeken başka bir husus daha vardı.

Kendi kendime şu soruyu sordum:

Eğer bu organizasyonu Samsun'daki yerel basın kuruluşları düzenleseydi, aynı ilgi gösterilir miydi?

Samimi kanaatim, maalesef hayır.

Bu tespit, bir sitemden çok üzerinde düşünülmesi gereken bir hakikatin ifadesidir.

Yerel basının ortaya koyduğu emek çoğu zaman hak ettiği karşılığı bulamıyor. Oysa haberi hazırlayan gazeteci aynı gazeteci, değişen sadece haberin yayımlandığı mecra oluyor.

Bağımlılıkla mücadele yalnızca emniyetin operasyonlarıyla ya da sağlık kurumlarının tedavileriyle başarıya ulaşamaz.

Bu mücadele; aileyi, eğitimi, kamu kurumlarını, sivil toplumu ve medyayı aynı hedef etrafında buluşturabildiğimiz ölçüde netice verir.

Gazetecinin elindeki kamera da, kalem de, mikrofon da sadece haber üretmek için değildir.

Bazen doğru kurulmuş tek bir cümle, uzun bir konferanstan daha fazla tesir bırakabilir.

Belki yazdığımız bir haber tek başına bir gencin hayatını değiştirmez.

Ama doğru bir yayın anlayışı, zamanla toplumun istikametini değiştirebilir.

Çünkü medya, sadece olup biteni aktaran bir mecra değil; toplumsal hafızayı şekillendiren en güçlü aynalardan biridir.