Ülkemizin her köşesinde bu ramazan Lale Devri dönemi tadında çok şeker anlar yaşandı; böyük devlet adamlarımız bir türlü evlerinde iftar edemediler, hep hizmetlerini anlatıp durdular sofralarda, Allah razı olsun.

Özellikle Belediye Başkanları gece gündüz durmadan çadır, aş evi, etkinlik alanı arasında mekik dokudular, ramazanı doyasıya yaşattılar halkımıza. Bi ara bir vilayetimizde aş evinden at eti çıktı ama o olur arada, çok kalabalığız, yetişmiyor.

Ticaret Odası, Ziraat Odası, Borsalar, Meslek Odaları, Ak parti teşkilatları ve mıntıka milletvekilleri arasında dönen enfes iftar organizasyonları yapıldı. Kişi başı 950 TL. Aslında yemekler 500, ama tek hurma başlangıçlı sünnet olduğu için iftarlar 950, yani sevap açısından bir artış.

Mübarek günlerin yüzü suyu hürmetine aynı masa etrafında aynı simalar aynı modeller birbirlerini ağırlayıp, tokalaşıp, konuşup, sarılıp, dağıldılar. Ve enteresan bir şekilde tüm bu yapılanları kutsadı hazirun.

Kısalın kente evrilirken tıkandığı, içinden çıkamadığı, sermaye, siyaset, din üçgeninin aslında yıllardır söylenen mikro görünürlülüğüydü bu.

Peki bunun temelinde yatan ne ? Biraz eskiye gidelim.

“En zengin iftar sofrası “ kurma yarışı bize Osmanlı İstanbul’undan kalmadır. Büyük ve gösterişli sofraları tabii ki saray kurmuştur. Kanuni, IV.Mehmet ve III.Ahmet bu konunun Diva Padişahlarıdır. Altın/Gümüş kaplar, özel şerbetler ve nihayet egzotik tatlılar. Kuzu tandır, Mutancana, Mahmudiye vaz geçilmez amiral gemileri Bolulu saray ustalarının. Şimdilerde Keşkek yatağında Dana Antrikot yeniyor ya seçilmişler tarafından işte onun Dedeleri bunlar…

Eee “Lale Devri” çocuklarıyız biz, zamanımız bugün ; 3. Ahmet’in zamanı gibi, tam zamanlı lüks, gösteriş ve şatafat. O da bizim Dedemiz sonuçta.

Lale Devri’nin en zayıf noktası, saray ve halk arasındaki sosyo-ekonomik uçurumun derinleşmesiydi. Saray çevresinde artan lüks ve eğlence anlayışı, halkın yaşadığı ekonomik sıkıntılarla keskin bir tezat oluşturmuş, vergi yükünün artması ve taşradaki huzursuzluklar, halkın şalterinin atmasına sebeb olmuştu.

Sonra ne mi oldu, Patronajını Arnavut Halilin yaptığı isyan. Kendileri Hamam tellağıdır. Emekli Yeniçeri olan Halil efendi piskopata bağlayınca, Goca Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşayı ipe gönderip, Necib, Ahmet padişahımızı tahtından indirmiştir. Halk bu, raydan çıkınca; halife, sadrazam, padişah hepsini silip süpürmüştü sofradan.

Neden şatafat seviyoruz. Madem ayranımız var içmeye tahtırevan arayışımız neden.

Benim düşüncem, İtibar yatırımı.

Güçlü olduğumuzu yıkılmadan ayakta durduğumuzu göstermek. Eşe dosta varlığın izletilerek toplumsal tasdik ve kayıt altına alınması, buradan ticari ve siyasi birikim artışı. Dopamin döngüsü bağımlılığı diye tanımlayabiliriz.

Oysa hepimiz biliyoruz ki gerçekten çok varlıklı ve güçlü olan insanlar daha sessiz, daha durgun ve daha olgun.

Bu ani çıkışlar içinden süzülen yeni nesil burjuvanın iftar hamaseti.

Oysa hani yiyip içip israf etmeyecektik, hani saçıp savuranlar şeytanın kardeşiydi, gösteriş için malını harcayan kimselere ne deniyordu mahallede….

Hocam lütfen; Lalenin devri tarihi hatıralarda kalsın, itibar yatırımı için, iftar hamaseti kullanılmasın.

İyi bayramlar diliyorum. Mübarek olsun. Yada isteseniz şekerli, siz bilirsiniz.