Ramazan…
Bir ay boyunca sadece mideyi değil, kalbi de terbiye eden o mübarek iklim…

Şimdi ise o iklimi uğurlayıp bayrama ulaştık.
Bir yanımız huzurla dolu, diğer yanımız ise buruk…

Çünkü biz bu coğrafyanın insanıyız.
Sevinirken bile başkasının acısını unutmayan bir medeniyetin evlatlarıyız.

Ramazan boyunca kurulan sofralar, paylaşılan lokmalar, edilen dualar…

Hepsi bir arınmaydı. Bir hatırlayıştı. İnsan olmanın, kardeş olmanın, aynı sofraya oturmanın ne demek olduğunu yeniden öğrenmekti.

Şimdi bayram.

Ama sadece yeni elbiseler, tatlılar ve ziyaretlerden ibaret değil.
Bayram, aslında kalbin muhasebesidir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur:
“Komşusu açken tok yatan bizden değildir.”

Bu hadis sadece bir açlık tarif etmez.
Bir vicdan ölçüsüdür.

Bugün sofralarımız dolu olabilir.
Ama Gazze’de, Orta Doğu’da, Doğu Türkistan’da, dünyanın birçok yerinde bayram sabahına bombaların gölgesinde uyanan kardeşlerimiz var.

İşte bu yüzden bizim bayramımız biraz eksik… biraz yarım…

Tuzak Kuranlar ve İlahi Adalet

Dünya siyaset sahnesine baktığınızda çok tanıdık bir tablo görürsünüz.

Güçlü olanın haklı sayıldığı,
Mazlumun ise çoğu zaman görmezden gelindiği bir düzen…

Demokrasi, insan hakları, özgürlük…
Bunlar çoğu zaman vitrine konulan kavramlar.

Perde arkasında ise çıkar hesapları, güç dengeleri ve kirli ittifaklar var.

Özellikle “terör devleti” İsrail’in ve onun kanla beslenen en büyük destekçisi ABD’nin, Orta Doğu’yu bir gözyaşı havuzuna çevirme çabaları hepimizin malumu. Bu tabloyu görmeden, bu coğrafyada yaşanan acıları anlamak mümkün değil.

Ama unuttukları bir gerçek var.

Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz şöyle buyuruyor:

“Onlar tuzak kurdular, Allah da tuzak kurdu. Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır.” (Âl-i İmrân, 54)

Bu ayet sadece bir teselli değil, aynı zamanda bir uyarıdır.

Zulümle kurulan düzenler uzun sürmez.
Tarih bunun sayısız örneğiyle doludur.

Atalarımız ne güzel söylemiş:
“Zulüm ile abad olanın ahiri berbat olur.”

Bugün mazlumun üzerine yürüyenler, yarın kendi kurdukları düzenin altında kalırlar.

Türkiye: Dengenin Adı

Böylesine kırılgan bir coğrafyada Türkiye’nin durduğu yer çok kritik.

Artık mesele sadece sınır güvenliği değil.
Mesele, bir duruş meselesi.

Türkiye bugün sadece kendi güvenliğini sağlamaya çalışan bir ülke değil; aynı zamanda bölgede denge kuran, söz söyleyen, oyun bozan bir aktör.

Diplomasi masasında var.
Sahada var.
Masada kaybedilenin sahada kazanıldığını bilen bir refleks var.

Ve artık şu gerçek çok net:

Barış sadece iyi niyetle korunmaz.
Barış, güçle korunur.

Son yıllarda savunma sanayiinde atılan adımlar bu yüzden hayati.

Gökyüzünde süzülen İHA’lar, SİHA’lar…
Denizlerde artan güç…
Yerli üretimle sağlanan bağımsızlık…

Bunların hepsi sadece teknik başarı değil.

Bunlar bir milletin “kendi ayakları üzerinde durma iradesi”dir.

Bayram ve Kardeşlik

Bayramlar sadece kutlama günü değildir.
Bayramlar, bağları onarma günüdür.

Kırgınlıkların bittiği, gönüllerin birleştiği, kapıların çalındığı günlerdir.

Rabbimiz Kur’an’da şöyle buyurur:

“Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin…” (Hucurât, 10)

Bugün en çok ihtiyacımız olan şey de bu:

Kardeşlik.

Çünkü bizi zayıflatan şey dış güçlerden çok, kendi içimizdeki ayrılıklar.

Tefrika varsa güç olmaz.
Birlik varsa hiçbir güç sizi yıkamaz.

Bu bayram…

Bir yandan çocukların neşesi,
Bir yandan mazlumların duası var.

Bir yanda bayram şekeri,
Diğer yanda gözyaşı…

Ama umut da var.

Çünkü bu millet zor zamanlarda ayağa kalkmayı bilen bir millettir.
Çünkü bu coğrafya, karanlığın içinden ışık çıkarmayı bilen insanların coğrafyasıdır.

Dualarımız aynı:

Mazlumun yüzü gülsün.
Zalimin düzeni bozulsun.
İnsanlık yeniden vicdanını hatırlasın.

Bayramınız mübarek olsun.
Gönlünüz huzurla dolsun.
Vatanımız daim olsun.

xxx

Günün Sözü:
“Zulüm ile kurulan düzenler, adaletle yıkılır.”