Samsunspor’un Galatasaray karşısında aldığı 4-1’lik galibiyeti sadece skorla anlatamazsın. Bu maçta asıl konuşulması gereken goller değil, oyundu.
Sahada ne yaptığını bilen bir takım vardı.
Nerede pres yapacağını, topu kazandığında hangi opsiyonu oynayacağını bilen bir takım.
Galatasaray geriden oyun kuramadı.
Rakibi oyun kurma aşamasında sürekli hataya zorlandı.
Galatasaray orta sahada nefes alamadı.
Çünkü Samsunspor rakibini oynatmadı.
Ön alan baskısı doğru kurgulandı.
Pres zamanlaması yerindeydi.
Geçiş oyunları hızlı ve direkt oynandı.
Top kazanıldıktan sonra vertical oynama tercihleri netti.
Bu bir sürpriz galibiyet değil.
Bu, çalışılmış bir oyun planının sahaya eksiksiz yansıması.
Belki de en önemlisi şu:
Samsunspor artık geride bekleyen bekleyen bir takım gibi değil, oyunu kuran ve yönlendiren bir takım gibi oynadı.
Yıllardır İstanbul takımlarına karşı daha temkinli, daha reaksiyon veren bir yapı vardı.
Bu maçta ise tam tersi bir görüntü ortaya çıktı.
Samsunspor oyunu kabul eden değil, oyunu dayatan taraftı.
Tempo kontrolü, ikinci toplar, set hücumları… Hepsinde üstün olan taraftı.
Bu yüzden bu maç üç puandan ibaret değil.
Bu maç, “ben artık bu oyunun içindeyim” diyen bir takımın mesajıdır.
Ama işin bir de tribün tarafı var.
Açık söylemek lazım…
Günlerdir konuşulan koreografi beklentinin altında kaldı.
Bu taraftar çok daha iyilerini yaptı, hepimiz gördük.
Bir diğer önemli konu ise tribün enerjisinin yön değiştirmiş olması.
Samsunspor taraftarı yıllardır sahadaki oyuncular için itici güç olmuştur.
Ancak son dönemde bunun tersine döndüğünü görüyoruz.
Bu maçta da sahadaki futbolcuların tribünleri ateşlediği bir tablo vardı.
Oysa olması gereken bunun tam tersidir. Taraftar sahadaki oyuncuyu yukarı çeker.
Samsunspor’un attığı goller dışında tribün coşkusunun yeterince hissedilememesi dikkat çekiciydi.
Hatta zaman zaman iki bin civarındaki Galatasaray taraftarının sesi daha net duyuldu.
Bu durum, üzerinde düşünülmesi gereken bir sorundur.
55.dakikadaki görüntü bunun en açık örneği.
Telefon ışıkları güzel bir atmosfer oluşturdu ama tribün aynı anda aynı besteyi söyleyemedi.
Bu bir coşku eksikliği değil, organizasyon eksikliği.
Tribün liderlerinin bu konuda daha planlı olması gerekiyor.
Daha kapsayıcı, daha organize bir yapı kurulmalı.
Azınlık gruplar çoğunluğu içine almalı, yönlendirmeli ama baskılamamalı.
Yoksa kendi sahanda rakip taraftarın sesi daha çok çıkmaya devam eder.
Son olarak maça dair şunu söyleyebilirim;
Sahada ne yaptığını bilen bir takım var artık.
Oyunu yöneten bir Samsunspor var.
Bu oyun, bu disiplin ve bu cesaret tribünle birleştiği gün…
işte o zaman ortaya çok daha güçlü bir tablo çıkar.
Çünkü futbol sadece sahada oynanmaz.
Tribünle tamamlanır.