Hiç görmediğimizi gördük, hiç duymadığımızı duyduk çok şükür.

Acıların keder olup üzerimize çöktüğü bir dönem. Olumlu, pozitif, gülümseten dakikalarımız azaldı. Toplumsal tansiyonumuz 18/12, kriz geçiriyoruz. Mazhar Osman olsa çözemez bizim psikolojimizi. Delirdik.

Aslında deliler delirdi. Deli her zaman vardı etrafımızda. Köyde, mahallede, sokakta, evde, meydanda… Mutlaka bir iki tane numunelik çıkar. Bu deliler enteresan bir şekilde iyiydi, komikti, insancıldı.

Onlar da evrim geçirdi. Yeni nesil deliler katliam yapıyor, saldırgan ve acımasız. Hayvan sever, insan sever, bitki sever modellerden; okul basan, sınıf arkadaşına kurşun yağdıran, öğretmen katleden manyaklara dönüştüler.

Dijital çağ suçlu mu evet,
Diziler suçlu mu evet,
Erk sahipleri suçlu mu tabii ki,
Yöneticiler suçlu mu muhakkak.

Fakat bir hata var,

Bu nesil TV seyretmiyor. Dizileri ise platform üzerinden görüyorlar. Dizilere daha çok Anadolu İrfan’ı ile eşi Fadime abla müptela. Onlar da boşluğa bakıyor zaten; bir sonuç, erdem veya ahlak arayışı yok. Vakit öldürüyor, çünkü yapacak hiç bir şeyleri yok. Bu grubun daha genç olan izleyicilerinden ise mahalle çeteleri, mafya bozuntuları ve Narkos desenli Pablo Escobar modelleri doğuyor. Bunlar da deli. Fakat kötü oldukları için ilaçla tedavileri zor. Kolluk gücü ile müdahale şart.

Oyun etkisine kesinlikle katılıyorum. Zira oyunda çocuk; silahlar ve silah kullanımı konusunda digital olarak uzmanlaşıyor. Silahı tanıyor mesela tüm ekip. Ve oyunda sürekli öldürüyor, arada sen ölüyorsun. Sonra herkes canlanıyor, bir daha öldürmeye ve ölmeye başlıyorsun. İşte bu büyük delilik. Ama herkeste değil. Kodlarında olanda.

İktidar ve yöneticilere gelince, bu küme başlı başına bir sorun. Onlarda deli ama farkında değil. Zaten delinin en belirgin özelliği deli olduğunu kabul etmemesi. O ayrı ve büyük bir yazı dizisi olur. Onları es geçelim, delirmeden.

Eskiden deliler zincire bağlanıyormuş Anadolu’da. Ahırda, depoda, odada saklanırmış. Çok ilkel. Bunun yanında Delilere en doğru bakış yine bu topraklardan çıkmış, Darüşşifalar eli ile. Su sesi, müzik, aroma terapi uygulamaları falan. Eskinin modern bakışı diyorum ben buna. Bir de Cinci hocalar var Anadolu’da. Mesela ben çocukken yumurtaya soru sorup cevap alan bir Hoca vardı. Yani yumurta konuşturuyor Adam. Büyük yetenek. O yaşlarda şizofren olduğunu düşündüğüm bir ablayı götürmüşlerdi bizimkiler bu Hocaya. Sonunu anlatmayayım, delirirsiniz. Götürenler de deli, giden de deli, Hoca da deli. Ama kimse farkında değil. Dediğim gibi zaten delilik böyle bir şey.

Şimdi bu bizim katil çocukta deli. Fakat ailesi tüm delilerde olduğu gibi bunu kabul edemiyor. Sıkıntı da tam bu noktada başlıyor. Garip hareketler ile görünmek, fark edilmek için her şeyi yapıyor. Çocuk etek giyiyor mesela. Oyunlarda kendini İngilizce kadın zamirleri ile tanımlıyor. Baba ise Eyvah oğlum elden gidiyor diye oğluna maskülen bir kimlik yaratma çabası içinde. Müdür beyin dallama arkadaşları ise başka bir boyutta” Abi senin çocuğun çok zeki yaaa” gerzekliği ile Babayı kör etme eğiliminde. Anne edebiyat öğretmeni. Kitap, şiir, müzik müdahalesi yaptı mı bilemiyoruz, orası karanlık. Ama gücünün yetmediği görülüyor.

“Pardon Müdürüm sizin oğlan deli, bilmiyorum farkındamısınız” cümlesi kimseden çıkmıyor. Niye çünkü toplum iki yüzlü. Yüze değil arkadan konuşmaya alıştırılmış. Aile gerçekler ile yüzleşemiyor, onu ters yüz etme çabası içinde. Etraf ise goy goy peşinde. Bırakın uyarmayı, çıta yükseltiyor.

Ezcümle; son yaşadığımız korkunç olayın sebebi çocuk, sonucu ise narin, kutsal ve melek çocuklar. Terör saldırısı, aile içi katliam, çete savaşları, trafik agresyonları toplum bunlara şerbetli. Fakat buna değil. Dolayısıyla deliler dünyasında “ bu kadar da olmaz “ nidaları yüksek sesle dillendiriliyor.

Çözüm kendimizin, en yakınımızın veya tanıdığımızın doğru tanımlanmasında yatıyor. Her şey de halının altına süpürülmez ki.