Ülke olarak iki ürünün fiyatını belirleyemiyoruz. Petrol ve Dolar. İkisinde de dışa bağımlıyız.
İçeride denetim yapımızın oturmamış olması nedeniyle adaletli olmayan vergi toplama yeteneksizliğimiz de buna eklenince dünyada meydana gelen sıradışı gelişmeler anında iç piyasa yansıyor.
Zam ülkesi olmaktan kurtuluşumuz yok. Bulamadık bir çare.
Siyasetçi profilimiz ekonomi yönetecek kapasitede değil. Ekonomi yönetecek üstadlar ise siyasetçi değil. Sıkıştık.
Toplum olarak yapacaklarımız var fakat ona da ne mecalimiz ne de bilincimiz bulunuyor.
İki manyağın eline geçirdiği yam yam silahlı kuvvetler gücü Ortadoğu’yu “Kankörfezi”ne çevirdi. Petrol fiyatları göğün en yüksek noktası, 7. Kattaki Arabacı takım yıldızının en parlak yıldızı olan “Ayyuk”a çıktı, biz hala aynı yıldızların altında saltanata devam.
Her gün bakıyorum etrafa, millet olarak yaşam modelimizden en ufak bir geri adım atış yok. Her yere araba ile gidiyoruz. Ekmek almaya, markete, pazara, işe, eşe, dosta, restoranta.
Bazı Veliler görüyorum sabahları okullar bölgesinde araçları ile neredeyse sınıfa çıkacaklar.
“Abacım merdivenlere sığmıyor da araçlar, bahçede bırakır mısınız mahdumunuzu.” Diyesi var yöneticilerin. Özel okul, özel araç, özel öğrenci, özel ilgi ve nihayet özel görgüsüzlük…Ne büyük sosyolojik statü sorunumuz var yahu.
“Derhal hemde vakit geçirmeden ülkede seferberlik ilan edilmeli.” Harp için değil, savaşın doğuracağı sonuçları önlemek için.
Devletin il, ilçe resmi kurum araçları ve belediye vasıtaları elektrikli araca çevrilmeli. Toplu ve topsuz taşıma araçları, servisler, dolmuşlar, taksiler; elektrikli dönüşüm için planlanması yapılmalı. Şehiriçi ulaşımda kullanılan tüm araçların elektrikli olarak değişimi sağlanmalı ki akaryakıt zulmüne çare olsun.
Peki Elektrik şebekesi buna hazır mı? Benim alanım değil ama önerim var.
Evlerin çatıları güneş enerjisi panelleri ile donatılmalı. Çatı üstü GES ile barajların yükü azaltılmalı.
Belli bir tüketim miktarı üzerinde kırsaldan, kentlere kapalı alanı olan tüm çatılar güneş enerjisi ile kaplanmalı. Ahırlardan, yazlıklara, sitelerden müstakillere kadar…Hatta sulama kanallarını kapat, hem su kaybı olmasın hem de enerji sağla. Tarımsal enerji ihtiyacını görsün Çiftçi.
Türkiye’nin güneşlenme süresi yıllık 2.600-3.000 saat, Almanya’nın ise 1.200-1.600 saat, yani Almanya bizi kıskanıyor. Fakat Almanlar güneşten 80 TWh enerji sağlarken, biz dolmalık biber kurutma ile övünüyoruz. Türkiye sadece 20 TWh güneş enerjisi üretebiliyor.
Almanya neredeyse bizim 4 katımız enerji üretiyor güneşten. Adamların çatı panelleri yaygın, şebekesi uygun, teşviği kuvvetli.
Diğer bir alternatif ise esip geçen sevgili Rüzgar.
Almanya 70 GW rüzgar enerjisi gücüne sahipken, biz 12-13 GW ta kalıyoruz. Rüzgar yaptığımız kadar rüzgara sahip çıkamayışımız, rüzgara karşı ayıp.
Rüzgar alan alanlara, deniz içine (offshore), vadilere, uygun tepelere rüzgar gülleri yerleştirilmeli. Bir türbin 1.500 evin yıllık ihtiyacını karşılıyor. Daha ne yapsın gariban, hem esiyor, hem gürlüyor.
Elimizdeki varlığın kıymetini seyretmeyelim, kullanalım Abi.
Doların ve petrolün dizginleri bizim elimizde olmayabilir ama kendi çatımıza düşen ışığın ve tepemizde esen rüzgarın dizginlerini tutmak tamamen bizim irademizde.
En azından çocuklarımız zamsız bir ülkede yaşasınlar. Dolara bizim gücümüz yetmedi, Dolara da çareyi onlar bulsunlar….