Yeni yıla girerken sürekli bir döngü halinde travmatik ve saçma sapan tartışmalarda peşpeşe geliyor.

Kavramların bir türlü oturmadığı bir ülke burası. Bugün şöyle bir cümle geldi; eski Türklerde de Yılbaşı kutlaması varmış Abi.

Bu neyi değiştirecek. Eski Türkler kutladığı için mi kutlamalıyız yani yeni yılı, olmasa kutlamayacağız mı?

Eski Türk takvimi var, hayvanlı. Ay değil yıl takip eden, 12 yılda bir tur atan başa dönen. Hem de 365 gün hesaplı, güneş verili. Çinden araklama mı bilmiyorum. Sıçandan Öküze, Tavşandan Tavuğa yılları var. O dönem için sevimli ve anlaşılır olabilir. İmgesel bir takvim. Simgesel takıntılı kitlelere imgesel bir takvimi anlatmakla vakit kaybetmeyelim şimdi. O o zamandı.

İ.Ö 46 yılında Julyus Sezar’ın İskenderiyeli Sosigenes’e yaptırdığı Jülyen takvimi kullanıyoruz şu an. Onu da bir Papa M.S 1532 de güncellemiş. Pagan Sezar ile ismini bilmediğim bir Papa hazırlattı diye takvimi, buradan bir kompleks mi düşürmek lazım akıllara. Benim takvimim olmalı, benim yılım, benim yılbaşım, benim başlangıçlarım….

Efendim müslümanız Hicri olsun. Hem de Cennete gireriz, kolaylık sağlar. Herkes namaza başlar, efendimizin ahlakı yankılanır mahalle aralarında. 627 yıl kullanıldı. 2. Mahmut’un hayallerini paylaşmayalım isterseniz burada, tuhaf durur, acı olur.

Rumi olsun. Ama onun da adında Rum var. Mustafa Reşit Paşa bu takvimin adını yanlış koymuş ben size söyleyeyim. Türkî olmalıydı . Çok batılıydı, zındık değildi ama seviyordu Batılı halleri gafil ondan koymamıştır bu ismi.

Mart’ta başlar, vergi takvimidir, vermeyi sevmediğimiz şeyin takvimini niye sevelim.

Evvelki yıl Kadıköy’de girmeye çalıştım yeni yıla Grogeryen takviminden. İnsan sıkalası itten kopuğa bir eksen üzerinde dağılmışlık gösteriyordu. Girmesem mi dedim içimden. Kutlamaya gelen kalabalık ile yeni bir yıla gitmektense yeni bir ülkeye girmeyi daha çok hayal ediyor insan. Fark yaratma peşinde olan çilekeş gruplar, dezavantajlı getto piskopatları, ucuz ve seviyesiz kılık kıyafetin yarattığı keşmekeş fotoğraf, Hicri ve Rumiden sonra Grogeryenin de sosyolojik sonuçlara tesir edemediğinin bir göstergesiydi.

Biz içki içmeyi de bilmeyen toplumuz. Nerede nereye kadar içeceğimizi bir türlü anlayamadık. Sınır ihlali, genel ahlaka mugayir dalışlar, aç kalmış bir ruhun alkol ile doyurulma çabası derken, görüntü yerle yeksan. Frankeştayna dönüşen bedensel bozulmalar. “Kadı”nın köyünde Kadı’yı mezarında ters döndüren hareketler.

Bu etkinliği “Sayısal İslamcılar” istemiyor, günahlar artacak, cehennemde yanacağız topluca, bizi de arada sürükleyecekler, ülke her gün hristiyanlığa daha da çok yaklaşıyor halüsinasyonu; içselleştirilmemiş ve algılanamamış din öğretisi ve nefret. Amerika ile sevişip, Yahudiye düşman. Nemrut’un ateşine karınca misali su taşıyan, küle dönmüş ateşe ateş etme halleri. Klasik bir İmam Hatip kitlesel tepkisi. Milli Gençliğin vaz geçemediği ve hiç geliştiremediği vaaz metodları. Yeni yılın 1. Gününde fıskiyeli vicdan yıkama ritüelleri. Siyaset üzerinden kalabalık görünme yobazlığı. Hep bi bu güne sıkıştırılmış alternatif kutlama çabalarının tezahürü. Siz e karşı biz.

Tüm bu farklı bakışların altında ne yapılırsa yapılsın bir türlü mutlu olamama durumu ise tamamen psikolojik.

Unutmayalım, insanlar artık sadece bir an mutlu olmak için neler inşa ediyor ne kadar çok çaba gösteriyor. Karşılıklı güç gösterileri ile bu mutlu olma çabasını baltalamak ise geri kalmışlığın daniskası. Ötesi ve derini ise tedavisi imkansız bir aşağılık kompleksidir.

Geldiğim nokta; Eski Türk takvimi ile başlayalım yıla, hayırlı, bereketli olsun.

1. Sıçan (Fare) Yılı, tanımı aşağıda;

Zekâ, hareketlilik, kurnazlık, bereket
• Pratik, hesapçı, çalışkan
• Bolluk ve ticarette canlılık

Tam bize göre değil mi ?