15 Temmuz gecesi…

Devletin kalbine namluların doğrultulduğu,
üniformaların ihanetle kirletilmeye çalışıldığı o karanlık gecede,
sekiz kurşunla yaralanan bir isimden söz ediyoruz.

Canını ortaya koyarak direnen,
devletinin yanında saf tutan bir komutandan…

Bugün Samsun Garnizon Komutanı Davut Ala hakkında dolaşıma sokulan iddialar,
gerçeği arayanların değil,
algı üretmek isteyenlerin işidir.

Çünkü ortada net bir tablo var.

Ne bir adli soruşturma var,
ne bir idari işlem,
ne de hukuki bir süreç.

Ama buna rağmen,
sanki “bir şeyler oluyormuş” hissi yaratılmak isteniyor.
Kamuoyu, bilgiyle değil ima ile yönlendirilmeye çalışılıyor.

Bu gazetecilik değildir.
Bu, bilinçli bir karalama çabasıdır.

Daha da vahimi şudur:
Bu iddiaların kaynağı olarak öne sürülen isimlerin bir kısmı,
geçmişte Türk Silahlı Kuvvetleri’nden ihraç edilmiş,
haklarında devam eden davalar bulunan kişilerden oluşuyor.

Yani devletle, hukukla, milletle meselesi olan çevreler…

Ve zamanlama…

Davut Ala Paşa’nın ağır bir ameliyat geçirdiği,
henüz taburcu olduğu,
fiziken ve ruhen toparlanmaya çalıştığı bir dönemde
bu iddiaların servis edilmesi…

Bu bir tesadüf değildir.

Bu, açıkça bir itibar suikastıdır.

15 Temmuz’da FETÖ’ye karşı durmuş,
silahını devlete doğrultanlara karşı direnmiş bir ismin
bugün iftiralarla yıpratılmaya çalışılması,
sadece o kişiye değil,
15 Temmuz gecesi verilen mücadelenin ruhuna da yapılmış bir saldırıdır.

Bu ülke, gazilerini böyle mi koruyacak?

Devlet adına görev yapan bir komutanın,
hukuki hiçbir dayanağı olmayan iddialarla
sosyal medya ve bazı mecralar üzerinden hedef alınması
hukuk devleti ilkesine de, vicdana da aykırıdır.

Eğer ortada bir suç varsa,
adres bellidir: hukuk.

Ama suç yokken,
algı üretmek için düğmeye basmak
başka bir niyetin göstergesidir.

Gazetecilik;
iddia üretmek değil, gerçeği aramaktır.
İma etmek değil, belge konuşmaktır.
İtibar yıkmak değil, kamu yararını gözetmektir.

Bir gaziyi,
bir komutanı,
bir devlet görevini
delilsiz iddialarla hedef almak
bu ülkeye fayda sağlamaz.

Tam tersine,
kimlerin hangi safta durduğunu bir kez daha açık eder.

Ve soruyu burada bırakmak gerekir:

15 Temmuz’da canı pahasına direnen bir isim,
bugün bu muameleyi hak ediyor mu?

Vicdan sahibi herkesin cevabı bellidir.