Samsun’da bir sabah daha… Deniz aynı deniz, rüzgâr aynı rüzgâr ama insanların bakışı değişik. Kimse ufka bakmıyor. Herkesin gözü avucunun içinde. Ekranın ışığı, şehrin üzerine düşen yeni bir gölge gibi.
Bir yazılımcı olarak teknolojiyi suçlamak kolay değil benim için. Kod yazarken hayal kuran, bir satır daha yazınca dünyayı biraz daha hızlandırdığını düşünenlerdenim. Ama mesele teknoloji değil artık. Mesele, onun bizi nereye taşıdığı.
Eskiden Samsun’da çocuklar sokakta top oynardı. Şimdi aynı çocuklar, dünyanın öbür ucundaki bir oyunda sanal bir zafer için ter döküyor. Kazandıkları ne? Bir seviye. Kaybettikleri ne? Zaman. Ve belki de çocukluk.
Ama haksızlık etmeyelim…
Bu şehirde doğru adımlar da atılıyor.
Canik Belediyesi’nin hayata geçirdiği Keşif Kampüsü, bu anlamda çok kıymetli bir örnek. Çocukları ve gençleri ekranın sadece önüne değil, arkasına geçirmeyi hedefleyen bir vizyon bu. Deneyerek öğrenen, merak eden, sorgulayan bir nesil için atılmış önemli bir adım. İşte teknolojiyle doğru ilişki tam olarak burada başlıyor.
Üniversitelerimizin de ciddi çabaları var. Akademik projeler, teknopark girişimleri, öğrenci toplulukları… Hepsi umut verici. Ancak burada kritik bir sorun var:
Başlamak yetmiyor, sürdürülebilir destek şart.
Bir fikir, desteklenmezse dosyada kalıyor.
Bir proje, sahip çıkılmazsa hevesle birlikte sönüyor.
Bir genç, yalnız bırakılırsa başka şehirlerin hayalini kuruyor.
Teknoloji üretmeyen şehirler, teknolojinin tüketicisi olur.
Teknolojiyi yönlendirmeyen toplumlar, onun tarafından yönlendirilir.
Bugün Samsun’da gençlerin çoğu “yazılım” kelimesini biliyor ama “üretmek” kelimesine mesafeli. Çünkü onlara ekranı kullanmayı öğrettik; ekranın arkasını öğretmedik. Tüketmeyi teşvik ettik, üretmeyi zahmetli gösterdik.
Oysa bu şehirde potansiyel var.
Belediyelerin vizyon projeleri var.
Üniversitelerin bilgisi var.
Gençlerin ise enerjisi…
Eksik olan şey; bu parçaları birbirine bağlayacak güçlü ve sürekli bir destek mekanizması.
Gündem deseniz, zaten başlı başına bir ekran.
Her gün yeni bir kriz, yeni bir tartışma, yeni bir yapay gündem. Sosyal medyada herkes uzman, herkes bilirkişi, herkes haklı. Ama kimse sorumluluk almıyor.
Klavyeden atılan her cümle, vicdandan geçmeden paylaşılıyor.
Teknoloji bizi hızlandırdı ama derinliğimizi azalttı.
Hızlandıkça düşünmeyi unuttuk.
Ben bu satırları yazarken, bir genç belki de Samsun’da bir keşif atölyesinde ilk devresini kuruyor, belki bir üniversite laboratuvarında bir fikri hayal ediyor. Belki de vazgeçmek üzere.
Bu yazı ona küçük bir not olsun:
Vazgeçme.
Ama tüketerek değil, üreterek ilerle.
Ekrana bak ama ekran olma.
Bu bir uyarı değil, bir davet.
Bu şehirden teknoloji çıkar.
Yeter ki atılan doğru adımlar, yalnız bırakılmasın.
Yeter ki keşif, destekle; bilgi, cesaretle buluşsun.