Oymaağaç’ta tütün bakıyorum. Bakmak fiili, tek başına yapılan bu işi tam olarak karşılamamakla birlikte sıkça kullanılıyor; buna bir tütün değerlendirme işlemi diyebiliriz.

Mahsul uzun olunca enerji düşüyor. Soğuğun da etkisiyle ayaklardan başlayan üşüme, enseye doğru çıkıyor. Aniden:

— Hattileri biliyor musunuz? diye bir soru sordum.
— Aaa Hakan Abi, bilmem mi, dedi İbrahim Abi.

Altmışlarında, kır saçlı, kır bıyıklı; ellerinden yorgun, yüzünden kırgın olduğu anlaşılan bu abimiz, Dr. Reiner’in arkadaşı olduğunu söyledi.

Tabii ki Alman olmalı arkeoloğumuz. Türk çıkacak hâli yok ya.

— Puduhepa’nın Akdeniz’den getirdiği tanrıları aramaya gelmiş hocamız, değil mi İbrahim Abi? deyince tütün bakımı esnasında kalabalıkta bir sessizlik oluştu.

Anadolu, çok tanrılı bir geçmişe sahip olmasına rağmen tek Tanrı kavramını içselleştirdiğinden, kulaklar hemen kabarır; “Acaba arkasından ne gelecek?” diye.

İbrahim Abi Puduhepa’yı tanımıyor ama Nerik Vadisi konusunda uzman. Tapınak, çıkan tabletler, çivi yazısı, kutsal çeşme ve yer altı merdivenleri konularına hâkim.

— Abi, gelsene az, diyerek kolumdan tuttu ve Oymaağaç’ın karşısında, beyaz bir şapka giymiş, puslu gözlerle bana bakan Tavşan Dağı hattını gösterdi.
— Müdürüm, buralar hep bakır yatakları, dedi.

Asurlu tüccarlar Anadolu’ya sadece yazıyı getirmediler; aynı zamanda kalay getirip bakır götürdüler ki tunç yapabilsinler. Tunç Çağı, Anadolu’da böyle başladı.

Rahip kızı Puduhepa ise maden, bakır ve tunç ilişkilerinden çok, kendi tanrılarını da peşinden getirmekle meşguldü.

Çukurovalı bu kadın sadece bir kraliçe değil; aynı zamanda bir diplomat, mührü olan bir tavananna ve bin tanrılı Hitit panteonunu oluşturup düzenleyen toplumsal bir fenomendi. Döneminde kadın haklarını düzenleyen güçlü bir figür olan Puduhepa, Kadeş Antlaşması’na adını yazdırmayı ihmal etmemiştir; adeta çağının Victoria’sıdır.

Oymaagac

OYMAAĞAÇ ise keşfedilmeyi bekleyen bir hazine. Dr. Reiner’in burada, köyün eski ilkokulunda kurduğu “sınıfsal” yaşam içinde neler düşündüğünü bilmiyorum ama ayağımızın dibinde bulunan ve tütün bakarken içinde yürüdüğümüz Nerik’in, eşsiz hikâyeler barındırdığına eminim.

— Hakan Abi, bizim buralar Göbeklitepe gibi olur mu? diye bir soru geldi genç çiftçiden. Ben düşünürken:
— Valla, dedim, bir Kopenhaglı’nın Küçük Denizkızı heykeline, bir Edinburglu’nun küçük köpek Bobby heykeline sahip çıktığı kadar Puduhepa’ya sahip çıkarsak, Hattuşa’dan Nerik’e bir Hitit yolu kurabiliriz.

Semaver çayıyla Ülker susamlı bisküviyi, tütün kutusunun üzerinde yerken…