Manisa'nın Turgutlu ilçesinde 22 Eylül 2026 sabahı bir lisenin yakınında yaşanan silahlı saldırıda 11 öğrenci yaralandı.

Yetkililerin açıklamalarına göre saldırıyı gerçekleştirdiği öne sürülen kişi 15 yaşında bir öğrenciydi. Olayda kullanılan silahın çocuğun eline nasıl geçtiği, aile içindeki gözetim sorumluluğu ve olay öncesinde akran zorbalığı yaşanıp yaşanmadığı soruşturuluyor.

Bugün ise yaralanan öğrencilerden altısının taburcu edilmesinin planlandığı, üç öğrencinin yoğun bakımda tedavisinin sürdüğü açıklandı.

Bu olay karşısında yalnızca “Bir çocuk neden silaha sarıldı?” diye sorarsak sorunu küçültmüş oluruz.

Asıl sormamız gereken soru daha büyüktür:

Biz çocuklarımızı nasıl bir toplumun içinde büyütüyoruz?

Bir çocuk dünyaya şiddet uygulamayı, uyuşturucu kullanmayı, bıçak taşımayı, arkadaşını düşman olarak görmeyi öğrenerek gelmez. Çocuk; ailede, okulda, sokakta, arkadaş çevresinde, sosyal medyada ve içinde yaşadığı toplumda biçimlenir.

Bu nedenle Turgutlu'da silahı tutan ele bakarken, o eli yıllar boyunca biçimlendiren toplumsal çevreyi de görmek zorundayız.

OKUL, TOPLUMDAN AYRI BİR ADA DEĞİLDİR

Okullarımızda öğretmen-öğrenci, öğretmen-veli ve öğrenciler arasındaki çatışmalar giderek daha fazla gündemimize geliyor. Akran zorbalığı, uyuşturucu, bıçak ve silah gibi tehlikeler artık eğitim tartışmalarının dışında bırakılamaz.

Fakat bütün sorumluluğu okula ve öğretmene yüklemek de büyük bir yanılgıdır.

Çünkü okul, toplumun aynasıdır.

Çocuk sabah okul kapısından içeri girdiğinde ailesini, yaşadığı mahallenin kültürünü, ekonomik sıkıntıları, korkularını, öfkesini, dijital dünyada karşılaştığı içerikleri ve arkadaş çevresinde öğrendiği davranışları kapının dışında bırakmıyor. Hepsini yanında getiriyor.

Bu nedenle eğitim sorununu yalnızca ders, sınav, müfredat ve diploma üzerinden tartışamayız.

Eğitim, insan yetiştirme işidir.

ÖĞRETMENİ YALNIZ BIRAKTIK

Öğretmenin toplumdaki konumunu da yeniden düşünmek zorundayız.

Öğretmen yalnızca matematik, Türkçe, fizik ya da tarih anlatan kişi değildir. Çocuğun yaşamında aileden sonra karşılaştığı en önemli yetişkinlerden biridir.

Ancak öğretmenden her sorunu çözmesini beklerken ona gereken toplumsal saygınlığı, güveni ve çalışma ortamını sağlamıyorsak burada büyük bir çelişki vardır.

Öğretmen öğrencisinden korkmamalı.

Öğrenci öğretmeninden korkmamalı.

Veli öğretmeni karşısına aldığı bir kişi olarak görmemeli.

Okul yönetimi de sorunları örtmeye değil, daha ortaya çıkmadan görmeye çalışan bir anlayışa sahip olmalıdır.

Okul; öğretmen, öğrenci ve velinin birbirinden kuşkulandığı bir alan değil, birlikte sorumluluk üstlendiği bir yaşam alanına dönüşmelidir.

AİLEYİ DE YENİDEN KONUŞMALIYIZ

Çocuğun ilk okulu ailesidir.

Çocuğunun hangi arkadaşlarla görüştüğünü, ne izlediğini, hangi dijital ortamlarda zaman geçirdiğini, neden içine kapandığını, neden öfkelendiğini bilmeyen bir aile yalnızca okuldan başarı bekleyemez.

Aile olmak yalnızca çocuğun karnını doyurmak, giysisini almak ve okul gereksinimlerini karşılamak değildir.

Çocukla konuşmak, onu dinlemek, davranışlarındaki değişimi fark etmek, sevgiyi göstermek ve gerektiğinde sınır koymak da aile sorumluluğudur.

Özellikle evlerde bulunan silahların çocukların erişemeyeceği biçimde güvenli tutulması yalnızca bireysel değil, yaşamsal bir toplumsal sorumluluktur. Turgutlu soruşturmasında silahın çocuğun eline nasıl geçtiğinin özellikle araştırılması bunun önemini bir kez daha ortaya koyuyor.

BİRBİRİMİZE YABANCILAŞIYORUZ

Sorun yalnızca okullarda değil.

Aynı apartmanda yıllarca yaşayan, aynı asansöre binen fakat birbirine “Günaydın” demeyen insanlar olduk.

Sokakta karşılaşıyoruz, göz göze gelmemeye çalışıyoruz.

Çocuklarımız aynı okulda okuyor fakat aileler birbirlerini tanımıyor.

Mahallede yaşayan gençlerin sorunlarını çoğu zaman ancak bir olay yaşandığında öğreniyoruz.

İletişimin araçları çoğaldı ama insanın insanla gerçek iletişimi zayıfladı.

Cep telefonlarımız dünyaya bağlı; kapı komşumuzdan haberimiz yok.

İşte üzerinde düşünmemiz gereken toplumsal çelişkilerden biri budur.

GENÇLERİN GELECEK DUYGUSUNU KORUMALIYIZ

Gençlere yalnızca “Dersine çalış, başarılı ol.” demek yetmez.

Genç insan önünde bir gelecek görebilmelidir.

Eğitimini tamamladığında emeğinin karşılığını alabileceğine, adaletli davranılacağına, düşüncelerinin değer taşıdığına ve toplumda kendisine bir yer bulunduğuna inanmalıdır.

Ekonomik sıkıntılar, işsizlik kaygısı, aile içindeki sorunlar, başarı baskısı, yalnızlık, akran zorbalığı ve dijital dünyanın oluşturduğu baskılar gençlerin yaşamını etkileyebilir.

Bunların hiçbirisi şiddeti haklı çıkarmaz.

Ama şiddeti önlemek istiyorsak yalnızca olay gerçekleştikten sonra saldırganı cezalandırmayı değil, çocuğu o noktaya götüren riskleri çok daha önce fark etmeyi öğrenmeliyiz.

OKULLARA DAHA FAZLA POLİS DEĞİL, DAHA GÜÇLÜ BİR TOPLUM GEREKİYOR

Elbette okul güvenliği önemlidir. Silaha, uyuşturucuya ve şiddete karşı gerekli güvenlik önlemleri alınmalıdır.

Ancak hiçbir toplum yalnızca kamera, güvenlik görevlisi ve polisle çocuklarını koruyamaz.

Kalıcı çözüm daha derindedir.

Okullarda yeterli sayıda psikolojik danışman ve sosyal hizmet uzmanı bulunmalı; akran zorbalığı erken belirlenmeli; risk altındaki çocuklar izlenmeli; aile-okul iş birliği güçlendirilmeli; sanat, spor, doğa, üretim ve toplumsal dayanışma eğitimin gerçek parçaları hâline getirilmelidir.

Çocuk yalnızca sınava değil, yaşama hazırlanmalıdır.

Empatiyi, çatışmayı konuşarak çözmeyi, öfkesini yönetmeyi, karşısındakinin yaşam hakkına saygı göstermeyi, dayanışmayı ve sorumluluk almayı öğrenmelidir.

Bunlar sınav sorusu olmayabilir.

Ama insan olmanın temel bilgileridir.

BİR ÇOCUĞU KAYBETMEDEN ÖNCE ONU GÖREBİLMEK

Turgutlu'daki olayın bütün ayrıntılarını adli ve idari soruşturmalar ortaya çıkaracaktır. Milli Eğitim Bakanlığı olayın incelenmesi için müfettişler görevlendirdi ve etkilenen öğrenci, öğretmen ve veliler için psikososyal destek ekiplerinin görevlendirildiğini açıkladı.

Ancak toplum olarak bizim yapmamız gereken bundan daha büyüktür.

Her olaydan sonra birkaç gün konuşup ardından unutmak yerine şu soruyu sormalıyız:

Bir sonraki olay yaşanmadan ne yapacağız?

Aile, okul, mahalle, yerel yönetim, üniversite, sivil toplum ve devlet aynı masaya oturmalıdır.

Her okul kendi toplumsal çevresini tanımalıdır. Risk altındaki çocuklar damgalanmadan desteklenmeli, ailelerle sürekli iletişim kurulmalı, öğretmen yalnız bırakılmamalı ve gençlerin kendilerini ifade edebilecekleri güvenli alanlar oluşturulmalıdır.

Çünkü mesele yalnızca Turgutlu değildir.

Mesele bizim çocuklarımızdır.

Mesele nasıl bir toplum olduğumuz ve nasıl bir toplum olmak istediğimizdir.

Silahı çocuğun elinden almak zorundayız; ama bununla yetinemeyiz.

Öfkenin yerine iletişimi, korkunun yerine güveni, yalnızlığın yerine dayanışmayı, umutsuzluğun yerine geleceğe inanmayı koymak zorundayız.

Çaresizlik bir çözüm değildir.

Çözüm yine insandadır, eğitimdedir, ailede, mahallede ve toplumsal dayanışmadadır.

Bir çocuk şiddete yöneldiğinde yalnızca o çocuğu değil, onu yetiştiren toplumsal ortamı da sorgulayabilmeliyiz.

Çünkü çocuklarımız bizim dışımızda yetişmiyor.

Onlar, kurduğumuz dünyanın içinde büyüyorlar.

Ve o dünyayı değiştirmek de yine bizim elimizde.