Bir emeklinin günlüğünden…
Çevremdeki dostlar sık sık soruyor:
“Bunca birikimin, notların, hatıraların var. Neden kitap yazmıyorsun?”
Hatırat, deneme, fikir ve eğitim üzerine birkaç kitap çıkaracak kadar notum, fişim, birikimim var. İki kitabın basım maliyetini de sordum. Hayli yüksek…
Üstelik ben ticari maksatla değil, dostlarıma hediye etmek için yazacaktım.
Ama asıl mesele para değil. Yazmaktan çok okumayı, öğrenmeyi ve öğrendiklerimi paylaşmayı seviyorum. Gibbon’un sözüyle, “Okuma hevesimi dünyanın bütün hazinelerine değişmem.”
Kitap yazmak, yalnızca sayfaları doldurmak değildir. Bilgi, emek, dil, birikim ve sorumluluk ister. Herkes her konuda yazamaz. İyi yazmanın yolu, önce iyi bir okur olmaktan geçer. Çünkü okudukça insan bildiklerinin ne kadar sınırlı olduğunu fark eder.
Tarihçi Halil İnalcık, kitaplarının çoğunu seksen yaşından sonra yazdığını anlatmıştı. Demek ki insan bir fikre tutkuyla bağlanırsa yaşın da sınırların da ötesine geçebiliyor.
Benimse hâlâ okumam gereken o kadar çok kitap var ki! Belki onları üst üste koysam başım arş-ı âlâya değer. Yine de kendimi yazar olmaktan önce, iyi bir okur olmaya yakın hissediyorum.
Peki, yazmalı mı, yazmamalı mı?
Elli yılı aşkın zamandır bir görevim, bir meşguliyetim vardı. İlk defa bu yıl emekliyim. Dostlarım, “Günlük tut, hatıralarını yaz.” diyorlar.
İyi de ne yazacağım? Hayatın sıradan günlerini, insanın kırgınlıklarını, ülkenin hâlini, zamanın savurduğu değerleri mi?
Sonra düşünüyorum: Yazmak yalnızca başkalarına seslenmek değildir; bazen insanın kendini anlaması, hatırlaması ve kendine yabancılaşmaması için de gereklidir.
Herkesin konuştuğu ama kimsenin dinlemediği, fikirlerin çarpıştığı ama düşünmenin giderek azaldığı bir çağda yaşıyoruz. Menfaatin ahlakın, makamın liyakatin, kazanmanın adaletin önüne geçtiği zamanlarda insan ister istemez karamsarlığa kapılıyor.
Ama kötülüklerden yakınırken iyiliğe sırt çevirmek de doğru değil. Dünyayı değiştiremesek bile kendi payımıza düşen yeri güzelleştirebiliriz. Bir haksızlığa itiraz etmek, bir gönlü incitmemek, bir doğruyu dile getirmek de değerlidir.
Belki yazdıklarımız dünyayı değiştirmeyecek. Belki kitaplarımız hiç basılmayacak. Ama düşüncelerimizi kayda geçirmek, yaşadıklarımızdan ders çıkarmak ve hakikatin izini sürmek de bir emektir.
Öyleyse yazacağım. Bazen bir hatırayı, bazen bir düşünceyi, bazen de içime sığmayan bir itirazı…
Çünkü benim için asıl mesele yazar olmak değil; okumak, öğrenmek, düşünmek ve öğrendiklerimi paylaşabilmek.
“Okumak iptiladır, müptelalara selam…”
Allah akıbetimizi hayır eylesin.