Değerli dostlar,

Mustafa İlhan hangi grubun, cemaatin veya partinin adamıdır? Neyin peşindedir? diye merak edenler için düşüncelerimi paylaşmak isterim.

Ben kimsenin adamı değilim. Hiçbir partinin, hocanın veya cemaatin bağlısı, temsilcisi ya da müridi olmadığım gibi hasmı da değilim. Benim derdim kişilerle değil, fikirlerle; aidiyetlerle değil, hakikatle.

Gelenekçisinden tarihselcisine, tasavvufçusundan modernistine kadar farklı düşünce çevrelerini takip ettim. Çünkü insanları değil, fikirleri anlamaya çalıştım. Kim söylerse söylesin, doğruya doğru; yanlışsa yanlışa yanlış demeyi önemsedim. Karşı olduğum bir insanın bile doğru bir sözü varsa hakkını teslim etmekten kaçınmadım.

Çünkü benim için şahısların, grupların ve aidiyetlerin değil, hakkın hatırı üstündür.

Ne yazık ki bizim camianın, laik-seküler kesimlerle sağlıklı bir iletişim kurma konusunda ciddi sorunları var. Farklı düşüncelere ilmî ve entelektüel cevaplar üretmek yerine çoğu zaman ideolojik reflekslere, hamasete ve suçlamalara başvuruyoruz. Eleştiriye tahammül edemiyor; tekfir etmek, dışlamak ve itibarsızlaştırmak için acele ediyoruz.

Oysa fikirler, susturularak değil; konuşularak, tartışılarak ve delillerle sınanarak gelişir.

Bir başka sorunumuz da din dilimiz. Buyurgan, yargılayıcı ve dışlayıcı bir üslupla insanlara ulaşabileceğimizi sanıyoruz. Sürekli kendimizi anlatıyor, bildiklerimizi tekrar ediyoruz. Fakat karşımızdaki insanı anlamaya, onun sorularına kulak vermeye ve çağın yeni meselelerine çözüm üretmeye yeterince çaba göstermiyoruz.

Sonra da toplum neden bizden uzaklaşıyor diye hayıflanıyoruz.

Kendi aramızda konuşup kendi kendimizi dinlemekle yetinemeyiz. Müslümanların kendi düşünce kalıplarının dışına çıkması, farklı insanlarla konuşması ve çağın sorunlarına akıl, bilgi, ahlak ve hikmetle cevaplar üretmesi gerekiyor.

Unutmayalım: Hiç kimse dinin tek temsilcisi değildir. Dini kendi tekelimizde görür, farklı düşünenleri dışlarsak insanları kazanmaktan çok uzaklaştırırız.

İnsanlara ulaşmak ve gönüller kazanmak istiyorsak;

– Tekfir değil, teklif.
– Yargı değil, davet.
– Sertlik değil, hikmet.
– Hamaset değil, ilim.
– Dışlamak değil, anlamaya çalışmak.

Benim durduğum yer burasıdır. Hiçbir çevreye düşmanlığım yok; hiçbir çevreye kayıtsız şartsız bağlılığım da yok. Yanlış gördüğümü eleştirmek, doğru bulduğumun hakkını teslim etmek ve gücüm yettiğince hakikatin yanında durmak istiyorum.

Ben birilerinin adamı olmak için değil, hakikate sadık kalabilmek için yazıyorum.

Varsın bu duruşum bazılarını rahatsız etsin. Yeter ki birilerine yaranmak uğruna vicdanımı susturmayayım, hakikati aidiyetlerime kurban etmeyeyim.
vesselam...