Transfer yasağı vardı.

Kadro dardı.

Seçenekler sınırlıydı.

Markus Gisdol’dan o tabloyla takımı devraldı Thomas Reis.

Ve o dar kadroyla, o kapalı tahtayla Beşiktaş’ı, Trabzonspor’u, Başakşehir’i, Göztepe’yi geride bıraktı. Samsunspor Süper Lig’i üçüncü sırada bitirdi. Avrupa’da oynama hakkı kazandı.

Samsunspor, ligde kalmanın bile başarı sayıldığı bir noktadan Avrupa hayali kuran bir noktaya geldi.

Bunu kim yaptı?

Thomas Reis ve o dar kadro.

***

Sonra transfer yasağı sona erdi. Başkan çıktı, “Üç kulvarda oynayacağız, direkt oynayacak 22 oyuncu alacağız” dedi. Ama sezon başında kadro yeterince güçlendirilmedi. Rekabet seviyesi artırılmadı. Derinlik oluşturulmadı.

Başkan vaatte bulundu, beklentileri yükseltti; ancak söylemleriyle eylemleri arasında tezat oluşacak şekilde hareket etti.

Sezon başladı. Kötü bir başlangıç yapıldı.

Ardından toparlanma geldi.

Muazzam bir saha içi performans sergilendi.

Takım bir anda kötü günleri geride bıraktı.

Sonra…

Sakatlıklar geldi. Yoğun maç trafiği geldi. Takım hem fiziksel hem zihinsel olarak çöktü.

İşler iyi giderken halının altına süpürülen sorunlar, işler kötü gidince birer birer ortaya çıkar. Samsunspor’da da aynen öyle oldu.

Bu tür dönemlerde devreye “yöneticilik becerisi” girer. Ne yazık ki Samsunspor’da o beceri görülmedi.

Eyüp Aydın krizi yönetilemedi.

Anthony Musaba’nın Fenerbahçe’ye gidiş süreci yönetilemedi.

Ara transfer dönemi yönetilemedi.

Başkan, “Thomas Reis ile anlaştık” dedi. Hoca bunun doğru olmadığını söyledi. Arada tatsızlık çıkınca hoca itibarsızlaştırılmaya başlandı.

Ve büyük başarılar yaşatan Thomas Reis gecenin bir yarısı gönderildi.

Sahi sormalı:

Gece 3’te açıklama yapmak nedir?

Samsunspor ayrılıkları neden beceremiyor? (Bakınız: Emin Kar’ın, İsmail Uyanık’ın, Ertuğrul Sağlam’ın, Markus Gisdol’un gidişi)

Sabah olur.

Bilgilendirme yapılır.

Güzel bir veda klibi hazırlanır.

Bir teşekkür töreni organize edilir.

Siz bunları yapmadınız. Ama hoca yaptı. Şahane bir veda mesajı verdi.
Kendisine yakışanı yaptı.

***

“Ben sizin bildiğiniz başkanlardan değilim” diyen Yüksel Yıldırım, batılı düşünce yapısına sahip olduğunu söylemesine karşın o gece doğulu bir refleksle davrandı. Söylem batılıydı, refleks yereldi.

Proje…

Sistem…

Organizasyon…

İstikrar…

Bu kavramların bu ülkenin futbol ekosisteminde karşılığının olmadığını, “en batılı başkan benim” diyen Yüksel Yıldırım bize gösterdi.

Bugün Samsunspor’un elindeki tek gerçek ve güçlü sermaye para.

Sistem değil.

Yönetim kültürü değil.

İnsan kaynağı değil.

Duygu değil.

İşin özeti şu: Yıldırım’ın ekonomik gücüyle ne yapılabilirse o yapılacak.

Para başarıyı satın alabilir.

Kültürü asla.

***

Evet… Hoca son dönemde formsuzdu.

Evet… Kafası karışıktı.

Evet… Anlamlandıramadığımız hatalar yapıyordu.

O kadar sorun vardı ki taş olsa çatlardı. O da çatladı. Ama bunların hepsi aşılabilirdi.

Dört kulvarda oynayacak bir takımın hocasına; Toni Borevkovic, Logi Tomasson, Soner Gönül, Polat Yaldır, Tahsin Bülbül gibi yetenek seviyesi sınırlı alternatifler verdiğinizde, kadroyu rekabetçi hale getirmediğinizde, sorumluluğu sadece hocaya yükleyemezsiniz.

Adamın eline nasıl bir kadro verdiniz de “yönetemedi” diyerek biletini kestiniz?

Bu karar, Samsunspor’un yaşadığı çöküşün ana sebebini zaten anlatıyor. Yeter ki görmek, duymak isteyelim.

Bunların olabileceğini söyledik. Anlattık. Yazdık. Ama nafile. Karar vericiler kendi bildiğini okudu. Şimdi bu tablonun sorumluluğunu üstlenmek zorundasınız.

***

Şirket takımları arasında Samsunspor ve Göztepe farklılaşabilirdi. Samsunspor sürüye katıldı. Türk futbol ekosistemine uygun reflekslerle karar almayı tercih etti.

O kulvarda Göztepe tek kaldı.

Geçen sezon Stoilov 11 maç kazanamadığında gönderilmedi. Kontratı yenilendi. Doğru sistem kurduğuna inanıyorsan sistemin arkasında durursun. Doğru modeli yakaladığına inanıyorsan, o modeli hayata geçiren insan kaynağında ısrar edersin.

Samsunspor etmedi. Başa döndü. Herkesin yaptığını yaptı. Hocayı gönderdi. “Biri gider, biri gelir” dedi.

***

Reis’e gelince…

Hocam…

Seni bize kazandırdığın güzelliklerle hatırlayacağım.

Saha kenarındaki güçlü duruşunla…

Bir Alman gibi değil, bir Türk gibi güleryüzünle…

Mütevazılığınla…

Saha içi muhafazakar disiplininle…

Kulüp içindeki can sıkıcı meseleleri dışarıya yansıtmayan profesyonelliğinle…

Musaba krizinde yaptığın açıklamayla camiaya gösterdiğin saygıyla…

Sen Samsunspor fanı olduğunu söyledin.

Ben de bundan sonra Thomas Reis fanıyım. Seni heyecanla takip edeceğim.

Senin için en iyisini diliyorum.

***

Bu yazının yeni gelen hocayla, Thorsten Fink’le bir ilgisi yok. Fink, Reis’ten daha güçlü kariyer referanslarına sahip olabilir. Çok başarılı olabilir. İnşallah da olur.

Kulüp kültürü oluşturmak istiyorsanız sonuçlara değil sürece göre hareket edeceksiniz. Süreci yönetemezseniz, günlük kararlar alırsınız. Ve günlük kararlarla sürdürülebilir başarı yakalayamazsınız.

Samsunspor’un asıl meselesi tam olarak bu.

Reis gitti.

Sorun çözülmedi.

Çünkü mesele isim değil yönetim refleksi.

Refleks değişmedikçe isimler değişir, sonuçlar değişmez.