Geçen sezon Markus Gisdol’un ardından göreve getirildiğinde, dürüst olalım; hiçbirimizin radarında değildi.
"Kim bu Thomas Reis?" sorusu, Samsun sokaklarında yankılanırken hepimizin zihninde kocaman soru işaretleri vardı.
Kabul edelim, biz Türk futbol kamuoyu olarak önyargılarımızın esiriyiz.
Tanımadığımız her isme "kapalı kutu" muamelesi yapmak genetiğimizde var.
Ancak o kapalı kutudan çıkan cevher, Samsunspor tarihine altın harflerle yazılacak bir hikayenin başrolü oldu.
Transfer yasağı vardı. Kadro derinliği yoktu. Elinde 13–14 oyuncuyla sezonu sürdürmek zorundaydı. Buna rağmen Samsunspor, Thomas Reis yönetiminde olağanüstü bir iş çıkardı. Ligin genel kalitesinin düşüklüğü elbette Avrupa biletinde etkendi ama asıl farkı yaratan, Reis’in bu oyuncu grubundan çıkardığı oyundu.
Geçiş oyununu mükemmele yakın oynayan, fizik gücü yüksek, presi doğru yapan, 90 dakika boyunca oyunun içinde kalan ‘inatçı’ bir Samsunspor izledik. Kolay teslim olmayan, izleyene keyif veren, taraflı tarafsız herkesin saygısını kazanan bir takım…
Bu başarı tesadüf değildi.
Transfer yasağı nedeniyle korunmuş bir takım bütünlüğü, birlikte oynama alışkanlığı olan bir kadro ve iyi planlanmış bir kamp dönemi…
Bütün bunlar Reis’in elinde sahaya doğru şekilde yansıdı.
Evet; Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş maçlarında galibiyet gelmedi.
Ama bu, Thomas Reis’in Samsunspor tarihindeki yerini küçültmez.
Aksine…
Bu şehir ve bu taraftar, onu Samsunspor tarihinin en etkili teknik adamlarından biri olarak hatırlayacaktır.
Çünkü sadece saha içindeki oyunu değil, saha dışındaki duruşu ve insani tavrıyla da iz bıraktı.
Kırılma Noktası: Devre Arası ve Mental Yorgunluk
Lakin futbol nankördür; her güzel hikayenin bir "ama"sı vardır.
Bu sezon, o tılsımlı hava dağılmaya başladı. Transfer yasağının kalkmasıyla gelen yeni yüzler, yoğun maç trafiği ve kadro derinliğinin eksikliği hem takımı hem de Reis’i yıprattı. Hele o devre arası yok mu?
İplerin koptuğu asıl nokta orasıydı.
Yerinde duramayan, oyunu kenarda yaşayan teknik adam gitti…
Yerine saha kenarında maçı izleyen, heyecanını kaybetmiş bir Reis geldi.
Maç önü hazırlıkları, kadro tercihleri, rakip analizleri, maç sonu açıklamaları…
Bütün tablo, artık burada kalmak istemeyen bir teknik adam profiline işaret ediyordu.
Eyüp Aydın krizi, Musaba’nın ayrılığı ve yerlerine yapılan tercihler de bu süreci hızlandırmış olabilir. Bunu dışarıdan kesin olarak bilmek zor. Ama bildiğimiz bir şey var:
Son haftalardaki vücut dili, Samsunspor’a ait değildi.
Ve işte tam burada mesele teknikten çıkıyor, yönetime geliyor.
Asıl Mesele Yönetimsel Vizyon
Burada iğneyi biraz da kendimize batıralım. Samsunspor’un asıl sorunu saha içinden ziyade yönetimseldir. İyi yönetilemediğimizi kabul etmek, gerçekçi bir gazetecilik refleksidir. Başkan Yüksel Yıldırım’ın futbolun anahtarını teslim ettiği Futbol Direktörü Fuat Çapa’nın, bu kriz anlarında daha fazla inisiyatif almasını beklerdik.
Özellikle Eyüp Aydın meselesinde, bir futbol adamı olarak genç bir oyuncuyu kazanacak o refleksi gösterememesi büyük eksiklikti. Hocanın düşen motivasyonunu yukarı çekecek hamleler yapılamadı; biz onları hiçbir kriz anında aynı karede, omuz omuza göremedik.
Ekonomik sorunu olmayan, taraftarın sevgilisini haline gelmiş bir teknik adam neden gitmek ister?
Bu sorunun cevabı Reis’in içinde saklı. Belki bir gün gerçekleri duyarız ama bildiğimiz tek bir şey var: Son virajdaki o mental yorgunluk ve saha kenarındaki isteksiz tavır, onun başarısına gölge düşüremez.
Thomas Reis, kısıtlı imkanlarla maksimum verim almanın kitabını yazarak bu şehirden ayrılıyor. Hafızalarda hep "Reis" olarak kalacak, Kuzey’in soğuk rüzgarlarında her zaman saygıyla anılacaksın.
Yolun açık olsun Thomas Reis.