Raheem Sterling isminin Samsunsporla anılması camiada doğal olarak bir heyecan yarattı.

Her transfer döneminde ortaya atılan o meşhur “çilek” söylemine fazlasıyla yakışan bir isim Sterling. Kariyeri tartışılmaz, vitrin oyuncusu. Ancak tam da bu yüzden, burada durup bir soru sormak gerekiyor: Samsunspor’un gerçekten ihtiyacı olan bu mu?

İtirazım tam olarak burada başlıyor.
Sterling gibi maliyetli, kariyerli ve yaş itibarıyla “son büyük kontrat” dönemine yaklaşmış bir oyuncu, Samsunspor’un kurmak istediği sistemle örtüşmüyor. Önce hedefi netleştirmek lazım. Bu takım ne olmak istiyor?

Başkan Yüksel Yıldırım’ın en başta ortaya koyduğu vizyon aslında çok netti. Bugün Göztepe’nin uyguladığı modele oldukça benzer bir yol haritası çizilmişti:
Genç, yetenekli, potansiyeli yüksek oyuncuları bulmak…
Onları parlatmak…
Sonra Avrupa’ya ya da Türkiye içindeki İstanbul kulüplerine yüksek bonservislerle ihraç etmek.

Yani hem yarışmacı hem de yetiştirici bir kulüp modeli.
Sürdürülebilir olan da, gerçekçi olan da bu.

Musaba transferiyle başlayan süreç tam olarak buydu. Bu model devam ederse; hem kulüp ekonomik olarak güçlenir hem başkan bu işten maddi-manevi tatmin sağlar hem de camia sürekli diri kalır. Taraftar, sahada bir hikaye izlediğini hisseder.

Sterling gibi “çilek transfer” modelini Türkiye’de deneyenler oldu. En güncel örnek Adana Demirspor. Bugün geldikleri noktaya bakınca, bu yolun ne kadar riskli olduğu ortada.

Gerçekçi olmak gerekirse; Türk futbolu için mevcut ekonomik yapı ve futbol düzeniyle Avrupa kupası kazanmak, Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu gibi hedefler şimdilik tatlı bir rüyadan öteye geçmiyor. O nedenle sadece Samsunspor’un değil, Türk futbolunun da çıkış yolu bu:

Yetiştir, geliştir, ihraç et.

Samsunspor’un da aklı, rotası ve geleceği bu modelde.

Samsun Universitesi Yapay Zeka Mahmut Aydin 4

Taştan Kağıt, Kampüsten Hikaye: Samsun Üniversitesi’nin Sessiz Ama Stratejik Hamlesi

Samsun Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mahmut Aydın’ın medya temsilcileriyle buluşmasında üzerinde ısrarla durduğu bir başlık var: üniversite–sanayi iş birliği.
Bu kavram çoğu zaman süslü cümlelerin içinde kaybolur ama Samsun’da somut bir örneğe dönüşmüş durumda.

Taştan kağıt üretme projesi tam da bu anlayışın ete kemiğe bürünmüş hali. Akademisyenlerin bir firmayla birlikte yürüttüğü çalışma ciddi bir aşamaya gelmiş durumda. Kaplama sürecinin ardından patent alınması, sonrasında da üretim tesisinin kurulması hedefleniyor.

Buradaki kritik nokta şu:
Samsun’da bolca bulunan, kireç taşına benzer bir hammaddeden söz ediyoruz. Üstelik bu malzeme hem normal kağıda göre beşte bir maliyetle üretilebiliyor hem de su geçirmiyor. Kağıt olmasa bile karton ve ambalaj sanayisinde ciddi bir kullanım alanı var.

Bu, sadece bir akademik başarı değil; Samsun ekonomisi ve Türkiye için stratejik bir fırsat.

Öte yandan Prof. Dr. Mahmut Aydın’ın Canik Kampüsü tartışmalarına net bir cevap vermesi de önemliydi.
“Canik Kampüsü taşınıyor” iddialarının gerçeği yansıtmadığını açık bir dille ortaya koydu.

Ballıca Kampüsü’ne yapılan yatırımlar, Canik’in ihmal edildiği anlamına gelmiyor.

Burada çok gerçekçi bir yönetim yaklaşımı var.
Tasarruf tedbirleri, Cumhurbaşkanlığı onay süreçleri, yatırım bütçeleri… Bunların hepsi hesaba katılıyor. Mevcut hangarların dönüştürülmesi hem maliyet avantajı sağlıyor hem de üniversiteye özgün bir hikaye kazandırıyor.

Hangar Tutun Egitim Samu 3

Aydın’ın altını çizdiği bir nokta özellikle önemli:
Canik Kampüsü bu üniversitenin parçasıdır ve öyle kalacaktır. Bugün şartlar Ballıca’yı öne çıkarıyor olabilir ama yarın Canik için de yeni adımlar atılacaktır.

8 yıllık genç bir üniversite için bu yaklaşım, aceleci değil; planlı ve ayakları yere basan bir duruşu gösteriyor.

Samsun Üniversitesi belki çok gürültü koparmıyor ama doğru yerden, doğru adımlarla ilerliyor.
Bazen en kalıcı işler sessiz yapılanlardır.