Bunca yıldır Samsunspor’u takip ederim. İrtifa kayıpları gördüm, uzun formsuzluk dönemlerine tanıklık ettim. Ama 13 Şubat 2026 gecesi Antalya’da izlediğimiz tablo, ne bir formsuzluk ne de geçici bir duraklamaydı.

Bu, Karadeniz’in köklü çınarından gelen, insanın içini titreten bir çakılma sesiydi.

Antalyaspor deplasmanında alınan 3-1’lik mağlubiyet, skorbordda yazandan çok daha fazlasını anlatıyor. Bu sonuç, sahadaki bir yenilgiden öte, oyun aklının, inancın ve yön duygusunun kaybolduğunu işaret ediyor.

Plan Yoksa, İnanç da Yoktur

Ligin en pahalı altıncı kadrosuna sahip olacaksınız…
Sezona Avrupa hayalleriyle girip Konferans Ligi rotasında ilerleyeceksiniz…
Ama dönüp baktığınızda son 10 maçta sadece 1 galibiyet, atılan toplam 7 gol göreceksiniz…

Bu tabloyu ne sabırla açıklayabilirsiniz ne de “şanssızlık” parantezine alabilirsiniz.

Bir zamanlar Samsunspor, ne oynadığı belli olan, sahada kimliği olan bir takımdı.
Ön alan baskısını bilen, oyunu parsel parsel oynayan, rakibe saygı duyuran bir düzeni vardı.

Bugün gelinen noktada ise o tanımlanabilir oyundan geriye kaotik bir enkaz kaldı.

Bu kadar yatırımın yapıldığı bir takımda mücadele ruhu sönmüşse, orada iki ihtimal vardır:
Ya ortada bir plan yoktur,
Ya da o plana olan inanç tükenmiştir.

Kulübede Akıl Tutulması

Bir takımın tüm oyuncuları, neredeyse istisnasız şekilde, geçmiş kariyerlerinin çok altında performans sergiliyorsa; burada okuma bireysel hatalardan değil, teknik akıldan başlar.

Thomas Reis’in –ya da kulübedeki iradenin– saha kenarındaki görüntüsü artık çözüm üreten bir teknik adamdan çok, yangını uzaktan izleyen bir figürü andırıyor.

Dakika 82…
Skor 3-0.
Takımınız oyundan düşmüş, moral olarak dağılmış.

Bu dakikalarda sahaya risk alacak, oyunu zorlayacak hamleler beklersiniz.
Ama siz ne yapıyorsunuz?

İki stoper orijinli oyuncuyu oyuna alıyorsunuz.

Bu bir taktik tercih değildir.
Bu, bir ruh hali dağınıklığıdır.
Ne yapacağını bilememenin, teslimiyetin saha içindeki somut karşılığıdır.

Bu Yol Nereye Çıkıyor?

Samsunspor camiası ve taraftarı bu tabloyu hak etmiyor.
90+6’da gelen penaltı golü sadece skoru süsler.
Gerçeği değiştirmez.

Gerçek şudur:
Samsunspor, sahada yerle yeksan oluyor.

Bu “kötü” diye tanımlanan ligde, bu kadro kalitesiyle bu hale düşmek; sadece teknik bir sorun değildir.
Bu, yönetimsel bir sevk ve idare krizidir.

Çünkü sahadaki dağınıklık, kulübedeki kararsızlıkla birleştiğinde ortaya çıkan tablo bize şunu düşündürüyor:

Thomas Reis’in aklı bugün itibarıyla Samsunspor’un geleceğinde mi, yoksa başka bir senaryoda mı?

Eğer teknik direktörün zihni sahaya değil de yarına, başka planlara kayıyorsa, bu durum ne oyuncu grubuna ne de camiaya fayda sağlar.
İşte tam bu noktada yönetimin görevi nettir. Gerek teknik heyet üzerinde, gerekse sahada temposu, iştahı ve rekabet duygusu düşen bazı oyuncular üzerinde doğru neşteri zamanında vurmak gerekir.

Çünkü futbolda beklemek bazen sabırdır ama bazen de krizi derinleştirmektir.
Samsunspor’un kaybedecek zamanı yoktur; ya herkes aynı hedefe bakar, ya da bu takım yeniden yönünü kaybeder.

Sonuçta, bugün yaşanan şey bir irtifa kaybı değil.
Bu, düpedüz serbest düşüştür.

Ve unutmayalım…
Eğer paraşüt zamanında açılmazsa, çakılmanın şiddeti çok daha ağır olur.