II. Ludwig, Bavyera Kralı. 19 yaşında, soy kontenjanından istemeye istemeye adamı kral yaparsanız olacağı bu.

Bazı insanlar yaradılışları gereği hep önde, hep ileri, hep başa güreşirken bir şey olmak için; bazılarına Tanrı tarafından bu otomatik sunuluyor. Kısmet işi yani.

Hakan Karaali Yazi Gezi 4

Fakat bir terslik var: Ludwig insan sevmiyor. Hatta yüzlerini bile görmek istemiyor. Çocukluktan itibaren birinin üstüne gereğinden fazla düşüldüğünde bu düşüşlerin olması da çok doğal. İnsanın kaldıramayacağı yüklerin onun sırtına bağlanması sadece bacaklarda halsizliğe değil, akılda da kaymalara sebep oluyor.

Hakan Karaali Yazi Gezi 3

Ludwig, yediği yemeğin kendisine sunulmasını dahi bir düzenekle sağlıyor ki uşaklarının yağcılığına maruz kalmasın. Rabbim kimine istediğini vermiyor, kimine de istemediğini altın tepside takdim ediyor. Hayat bu; tecellisi elinde olmayan, doğduğun yerin sana sunduğu kader oyunları.

Yaşadığı sarayda onlarca insanın içinde yaşadığı yalnızlığı, şatosuna bir mağara yaptırarak tescil ettirmek peşinde.

Hakan Karaali Yazi Gezi 1

“Bırakın lan beni, hiçbirinizi görmek istemiyorum.”

Bazen hepimizin söylemek istediği bir feryat değil mi?

Ludwig, bir gün sarı Hohenschwangau Şatosu’nun kuğulu bahçesinin balkonundan bakarken Alplerin dik yamaçlarına, “Şuraya bir şato yaptırayım da görsünler; dillere destan, âşıklara mestan olsun. Kitaplar yazılsın üzerine, masallar anlatılsın; insanlar bir gün taaa uzaklardan gelip melül melül baksınlar bir köprünün üzerinden.” diye düşünmüş müdür bilmiyorum ama bu içine kapanık, hayal gücü çok yüksek gariban kral, kendine özel bir inziva kalesi inşa etmek için 1869 yılında kolları sıvamış.

Şövalyeler, efsaneler ve Alman destanlarına ilgi duyan Ludwig, bir masal kalesini somutlaştırma hayali içinde Wagner dinleyerek, biraz da kafasında yaşadığı çelişkilerin çapraz kurgularıyla büyük bir inşaat yaptırmış.

Temeli için binlerce ton kaya oydurtmuş, içine merkezi ısıtma sistemi bile koydurmuş Deli Ludwig. Gelişmiş su ve tuvalet sistemi ve katlar arasında asansör kullanmışlar o yıllarda. Alman tabii; mühendislik adamların geninde var. Taharet musluğu yok ama Romanesk ve Gotik mimariden esintiler var.

14 ahşap oymacısı, 4 yıldan fazla süre kralın yatağı ve etrafındaki oymalar için ter dökmüşler. Dantel gibi işlemişler. Kör oldular mı bilmiyorum ama kuğu figürleri, yaprak, çiçek ve dinî motifler yapmak çok kolay olmasa gerek.

Sarayın ön girişinde altı adet akli melekelerini yitirmiş insan kafası, aslında Ludwig’in iç dünyası hakkında daha başlangıçta ziyaretçilere bilgi veriyor. Devasa şato, insanı girişte küçültüyor; sanatın büyüklüğünü hissettiriyor. Almanların, misafirlerinin yokuştan ve inişten pişerek intikal ettikleri şato alanına konforlu bir masa sandalye düzeneği kurmamaları ise Ludwig’ten yıllar sonra düştükleri para/kazanç ve basitlik hâllerinin bir göstergesi.

Antalya’da gerine yayıla yayıla, sere serpe ortalığa saçılan, musluklara ağzını dayayarak su içen, alkol ile duş alan sevgili Almanların; memleketlerindeki cimri, hasis ve ukala tavırlarını da buraya not düşelim. Sevgili Ludwig’in tırnağı olamazlar. Ona ayrıca değiniriz.

Şato, en güzel fotoğraflarını Marienbrücke’den veriyor. Köprü ahşaptan yapılmış. Hafif bir heyecan ile girip yüksek bir doymuşlukla diğer tarafa geçiyorsunuz. Biz bir tık daha yukarıya tırmanarak en iyi fotoğrafı yakalamaya çalışsak da yorgunluğa değmiyor diyebilirim.

Hakan Karaali Yazi Gezi 2

Ama şato hem yerden hem gökten tek kelimeyle muhteşem görünüyor.

Gariban Ludwig; şatoya çok para harcadığı, tuhaf hareketler yaptığı, Wagner’i çok fazla sevdiği ve ülkenin kasasını tam takır yaptığı için bakanları tarafından doktor raporu ile görevden uzaklaştırılıyor ve başka bir şatoya tayin ediliyor.

Sadece 170 gün şatosunda kalabiliyor, hatta tahtının dahi konulması nasip olmuyor. Hayat işte. Ve bir gün sürgünde olduğu şatosunda, göl kıyısında psikiyatristi ile garip bir şekilde ölü bulunuyor. Ölüm nedeni ise hâlâ gizemini koruyor.

Bizim için ulaşılmaz, Ludwig için “Hadi arkadaşlar, yapalım şunu.” diyecek kadar basit; 300 usta için ne bitmez yatak odası çilesi, halk için “Anamız ağladı bu delinin masraflarından.” düşüncesi, bakanları için “Gitse de kurtulsak.” hissi barındıran bu masalsı şato, bugün yaşlı genç binlerce meraklıyı ağırlıyor.

Siz ne yaparsanız yapın, kader ağlarını örüyor ve sonuçları hepimizi etkiliyor. Bir adam birçok şeyi değiştiriyor.

Rahat uyu Ludwig, eserin dünyanın gözünü kamaştırıyor.