Uzun zamandır Türkiye’nin gündeminde Çinli otomotiv devlerinin ülkemize yapacağı yatırımlar var.
Manisa için BYD, Samsun için ise Chery…
İki şehir de bu yatırımlarla birlikte sadece bir fabrika kazanmayacak; binlerce kişiye istihdam kapısı açılacak, yan sanayi gelişecek, şehirlerin ekonomik kaderi değişecekti.
En azından beklenti buydu.
Ama bugün geldiğimiz noktada tablo çok da iç açıcı görünmüyor.
Manisa’da BYD için konuşulan yatırımda bazı hazırlıklar yapıldı. Altyapıya dair adımlar atıldı. Ancak kamuoyunun beklediği büyük ve somut ilerleme henüz görülmedi.
Samsun’da ise Chery için daha büyük bir beklenti oluşmuştu.
Organize Sanayi Bölgesi’nde yer ayrıldı. Altyapı çalışmaları yapıldı. Arazi hazır hale getirildi. Hatta süreç öyle bir noktaya geldi ki,
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Chery yetkilisine teşekkür belgesi bile verildi.
Bütün bunlara bakınca Samsun kamuoyu doğal olarak şunu düşündü:
“Bu iş tamam.”
Ama demek ki büyük yatırımlarda mesele sadece arazi hazırlamakla, altyapı yapmakla ya da iyi niyet göstermekle bitmiyormuş.
Bugün görünen o ki Chery yatırımı Samsun için ciddi bir belirsizliğe sürüklenmiş durumda.
Elbette yöneticiler bugüne kadar Çinli markaların yapısının farklı olduğunu, devlet bağlantılı şirketlerde karar alma süreçlerinin uzun sürdüğünü, bürokratik işlemlerin zaman aldığını söyledi.
Bunlar bir yere kadar anlaşılabilir.
Ama işin perde arkasında başka dengelerin olduğu da artık daha yüksek sesle konuşuluyor.
Avrupa ülkelerinin Çinli otomotiv firmalarına karşı aldığı tavır, uyguladığı baskı ve Türkiye üzerinden Avrupa pazarına açılma ihtimaline karşı gösterdiği direnç, bu yatırımların önündeki en büyük engellerden biri olarak değerlendiriliyor.
Çünkü Türkiye’de üretilecek bir aracın Gümrük Birliği avantajıyla Avrupa pazarına girebilmesi, Çinli markalar için büyük fırsat; Avrupa için ise ciddi bir tehdit olarak görülüyor.
İşte tam da bu noktada asıl soru şu:
Türkiye bu yatırım yarışında kaybeden taraf mı oldu?
İlk bakışta evet gibi görünebilir.
Manisa bekliyor.
Samsun bekliyor.
Hazırlanan araziler, yapılan altyapılar, oluşturulan beklentiler ortada duruyor.
Ama meseleye sadece “Chery geldi mi, gelmedi mi?” diye bakarsak eksik bakmış oluruz.
Samsun’un önünde hâlâ büyük bir fırsat var.
Eğer Chery yatırımı gerçekten rafa kalktıysa ya da belirsiz bir tarihe ertelendiyse, Samsun bu araziyi ve altyapıyı çok daha stratejik sektörlere yönlendirmeyi düşünmelidir.
Savunma sanayi, teknoloji üretimi, batarya sistemleri, elektrikli araç yan sanayi, lojistik ve ihracata dayalı üretim gibi alanlar Samsun için çok daha kalıcı ve güçlü bir sanayi hamlesine dönüşebilir.
Çünkü şehirlerin kaderi tek bir markaya bağlanmamalı.
Samsun, Karadeniz’in en önemli liman şehirlerinden biri.
Ulaşım avantajı var.
Lojistik gücü var.
Sanayi kültürü var.
Genç nüfusu var.
Bütün bunlar doğru planlandığında, Chery olmasa da Samsun’un önünde çok daha büyük kapılar açılabilir.
Burada önemli olan, bu sürecin sessizliğe gömülmemesi.
Samsun kamuoyu açık ve net bilgilendirilmelidir.
Chery yatırımı devam ediyor mu?
Ertelendi mi?
Rafa mı kalktı?
Yoksa başka bir formülle yeniden mi değerlendirilecek?
Bu soruların cevabı Samsun’un hakkıdır.
Çünkü bu şehir umutlandırıldı.
Bu şehir bekletildi.
Bu şehir yatırım hayaliyle heyecanlandırıldı.
Eğer sonuç değiştiyse, bunun da açıkça anlatılması gerekir.
Ama bir gerçek var:
Samsun artık bekleyen şehir olmamalı.
Samsun, önüne gelen fırsatı doğru değerlendiren, alternatif üreten, sanayi vizyonunu tek bir yabancı markaya bağlamayan bir şehir olmalı.
Chery gelirse elbette kazançtır.
Ama gelmezse de Samsun kaybetmiş sayılmaz.
Yeter ki hazırlanan bu alanlar boşa bırakılmasın.
Yeter ki bu şehir bir kez daha “yatırım bekleyen şehir” konumuna mahkûm edilmesin.
Bugün yapılması gereken bellidir:
Samsun için yeni ve daha güçlü bir sanayi vizyonu ortaya koymak.
Çünkü şehirler bazen gelmeyen yatırımlarla değil, o yatırımlar gelmediğinde ne yaptıklarıyla büyür.