(Bir Eğitim ve İnsanlık Manifestosu)
Bugün eğitim sistemimizi okul binalarının görkemiyle, sınavların puanlarıyla, çocukların birbirine üstünlüğüyle ölçüyoruz. Oysa asıl kaybımız ne istatistiklerde ne de karnelerde yazılı. Biz eğitimde insanı, evde huzuru, sınıfta kardeşliği yitirdik. Ve bu kayıp, hiçbir müfredat değişikliğiyle telafi edilemez.
Okullar artık yalnızca bilgi aktarılan yerler değil; toplumun bütün gerilimlerinin, korkularının ve öfkelerinin taşındığı alanlara dönüştü. Devlet okullarında farklılıklar bir zenginlik olarak değil, bir tehdit gibi görülüyor. Sokakta biriken öfke sınıfa sızıyor, çocukların oyunlarını ve ilişkilerini zehirliyor. Öte yanda özel okullarda parıltılı bir yarış hüküm sürüyor. Çocuklar daha küçük yaşlarda sıralanıyor, karşılaştırılıyor, hızlandırılıyor. Ama kimse durup onların gözlerindeki yorgunluğu, ruhlarındaki yalnızlığı sormuyor.
Bu düzenin sonunda ortaya çıkan tablo ağırdır: Kaygılı çocuklar, tükenmiş öğretmenler, sürekli endişe üreten veliler… Herkes bir başkasını suçluyor. Oysa sorun başkalarında değil, kurduğumuz ilişkilerdedir.
Eğitimin en güçlü ve en gizli müfredatı evde yazılır. Aile içinde demokrasi kurulmadan, okulda adalet öğretilemez. Sofrada söz hakkı tanınmayan, duyguları ciddiye alınmayan bir çocuğun; sınıfta paylaşımcı, empatik ve sorumluluk sahibi olması beklenemez. Evde susturulan çocuk ya suskunluğa mahkûm olur ya da gücü kutsar. Çünkü çocuk, kendisine anlatılanı değil; kendisine yaşatılanı öğrenir.
Öğretmen, yalnızca ders anlatan bir görevli değildir. Öğretmen; çocuğun iç dünyasına dokunan, onun görünmeyen yaralarını fark eden kişidir. Bugün çocuklar okula yalnızca defterleriyle gelmiyor; korkularıyla, öfkeleriyle, yalnızlıklarıyla geliyor. Öğretmen bu yükle baş başa bırakıldığında, yalnızca eğitim değil, insanlık da yaralanır.
Eğitim; veli, öğretmen ve çocuk arasında kurulan hayati bir bağdır. Bu bağ koptuğunda yalnızca bir okul düzeni değil, bir memleketin geleceği sarsılır. Güvenin olmadığı yerde eğitim olmaz. Şefkatin olmadığı yerde disiplin, adaletin olmadığı yerde başarı uzun ömürlü değildir.
Artık diplomaların, sıralamaların ve testlerin ötesine geçme zamanıdır. Bir pedagogun rehberliği, bir öğretmenin vicdanı, bir ebeveynin evde kurduğu demokratik dil; binlerce test kitabından daha öğreticidir. Çocuklarımızı rekabetin nesnesi değil, barışın ve üretimin öznesi yapmak zorundayız.
Bu bir çağrıdır:
Okul bahçelerini çatışma alanı olmaktan çıkarıp insanlık atölyelerine dönüştürelim.
Sınıfları korkunun değil, güvenin mekânı yapalım.
Eğitimi yalnızca başarı üretme aracı değil, insan yetiştirme sanatı olarak yeniden tanımlayalım.
Çünkü gelecek; en yüksek puanı alanların değil,
en yüksek empatiyi kurabilenlerin, vicdanla yetişenlerin olacaktır.