Baştan söyleyeyim…
Bu takım, bu oyuncular ve bu teknik heyet…
Sonuç ne olursa olsun saygıyı fazlasıyla hak ediyor.
Sezon başından bu yana yaşananları bir kez daha hatırlayalım.
Yoğun maç trafiği…
Kısıtlı bir kadro…
Peş peşe gelen sakatlıklar…
Ve bütün bu tabloya rağmen sahada bırakılan olağanüstü bir mücadele.
Samsunspor, iyi başlayan Avrupa serüvenini grup aşamasında da bana göre son derece doğru bir noktada tamamladı. Evet, ilk 8 olabilirdi. Kimse buna itiraz etmez. Ama sezon başında biri çıkıp “Bu takım Avrupa’da play-off oynayacak” deseydi, kaç kişi itiraz ederdi? Açık söyleyelim; büyük çoğunluk bunu başarı olarak kabul ederdi.
Bu takım bize ilk 8 hayali kurdurdu.
İşte tam da bu yüzden alkışı hak ediyorlar.
Kulübeden gelen oyuncuların oyunu değiştiremediği, rotasyon imkânlarının neredeyse olmadığı bir ortamda…
Haftada neredeyse üç maç oynayarak…
Bu şehre Avrupa geceleri yaşattılar.
Atalar boşuna dememiş:
“Yiğidi öldür, hakkını yeme.”
Eksikleriyle, yorgunluğuyla, sınırlı imkânlarıyla bu takım elinden gelenin fazlasını yaptı. Büyük bütçelerle kurulmuş, her yıl Avrupa hayali kuran Türk takımlarının Ocak ayını bile göremediği bir futbol ikliminde, Samsunspor umutlarını Şubat ayına kadar taşıdı.
Bu, küçümsenecek değil; çok kıymetli bir başarıdır.
Şimdi top kulüp yönetiminde.
Bu kısıtlı kadronun bugüne kadar başardıklarını, devre arasında yapılacak doğru takviyelerle taçlandırmak zorundalar. Eğer bu oyuncu grubunu rahatlatacak bir kadro derinliği oluşturulursa, çeyrek final neden olmasın? Yarı final neden olmasın? Hatta final bile hayal değildir.
Son Söz;
Destek başka, sorgusuz sualsiz alkış başka şeydir.
Eleştiri düşmanlık değildir. Aksine, doğru yerde ve doğru dille yapıldığında eleştiri gelişimin en önemli parçasıdır; çünkü eleştirinin olmadığı yerde ilerleme değil, körlük başlar.
Bunu düşmanlık olarak okumak, meseleyi sağlıklı değerlendirmekten uzaklaştırır.