Şelaleler, Kelebekler ve Bir Soru

İlkadım ilçesinin güneyindeki köyler, Samsun'un çoğu insanının henüz yeterince tanımadığı doğal ve tarihî zenginliklere ev sahipliği yapmaktadır. Gürgendağı'nın meşe ormanları, serin dere yatakları ve küçük şelaleleri; Kadamut'un kaynak suları; Çivril'in tarihî izleri ve orman koridorları; Akgöl, Bilmece ve çevre köylerin doğal dokusu, Karadeniz'in saklı kalmış doğa alanlarından biri olabilecek niteliktedir.

Bu bölgede dolaşırken insanın karşısına yalnızca ağaçlar ve sular çıkmaz. Mavi kelebekler, turkuaz renkli kız böcekleri, tatlı su yengeçleri, kuşlar, tavşanlar ve sayısız canlı türü, bu coğrafyanın hâlâ güçlü bir ekolojik dengeyi koruyabildiğini göstermektedir.

Özellikle tatlı su yengeçleri ve bazı böcek türleri, çevre bilimlerinde temiz su ekosistemlerinin biyolojik göstergeleri arasında kabul edilmektedir. Bu canlıların varlığı, dere sisteminin ve su kaynaklarının hâlâ yaşam üretebildiğinin işaretidir.

Gürgendağı'nın meşe ağırlıklı ormanları ise yalnızca oksijen üretmez. Bu ormanlar, arıcılık açısından son derece değerli bir ekosistem oluşturmaktadır. Meşe salgıları, orman çiçekleri, aromatik bitkiler ve yabani meyve türleri sayesinde ortaya çıkan bal, bölgenin en önemli doğal zenginliklerinden biridir.

Modern şehir yaşamı ise insanı giderek doğadan uzaklaştırmaktadır. Beton, trafik, gürültü, hava kirliliği ve yoğun çalışma temposu; fiziksel sağlık kadar ruh sağlığını da etkilemektedir. Bugün dünyanın birçok ülkesinde doğa yürüyüşleri, orman terapileri ve ekolojik yaşam alanları halk sağlığının önemli bir parçası olarak görülmektedir.

İnsan bazen birkaç saatliğine bile olsa akan suyun sesine, kuşların ötüşüne ve ormanın serinliğine ihtiyaç duyar.

Tam da bu nedenle şu soru önem kazanmaktadır:

Bir bölgede temiz su kaynakları, biyolojik çeşitlilik, arıcılık potansiyeli, tarihî miras ve doğa turizmi imkânları bulunuyorsa, o bölgenin geleceği nasıl planlanmalıdır?

Çevre bilimleri açısından bakıldığında, büyük ölçekli katı atık depolama alanlarının bulunduğu bölgelerde koku, sızıntı suyu yönetimi, yüzey ve yer altı sularının korunması, hava kalitesi ve ekosistem üzerindeki etkiler sürekli olarak izlenmesi gereken konular arasında yer almaktadır.

Özellikle yüksek yağış alan Karadeniz ikliminde, çevresel risklerin yönetimi daha da önemli hâle gelmektedir.

Burada mesele yalnızca teknik bir atık yönetimi konusu değildir.

Asıl mesele şudur:

Bir tarafta şelaleler, meşe ormanları, arılar, kelebekler, tatlı su yengeçleri ve temiz su kaynakları bulunan bir doğa koridoru...

Diğer tarafta ise büyük ölçekli atık depolama faaliyetleri...

Bu iki yaklaşım aynı coğrafyada uzun vadede nasıl bir ilişki kuracaktır?

Bu sorunun cevabını yalnız mühendisler değil; çevre bilimciler, sağlık uzmanları, doğa araştırmacıları ve bölge insanı birlikte tartışmalıdır.

Çünkü mesele yalnız bugünün değil, gelecek kuşakların yaşam hakkıdır.

Belki de sorulması gereken en basit soru şudur:

Şelalelerin, mavi kelebeklerin, meşe balının ve temiz su kaynaklarının bulunduğu böyle bir coğrafyaya büyük bir çöp istasyonu gerçekten yakışıyor mu?

Bu sorunun cevabını verecek olanlar yalnız yöneticiler değil, aynı zamanda bu şehrin temiz havasını soluyan, suyunu içen ve geleceğini düşünen bütün Samsunlulardır.

Doğa bazen sessizdir.

Ancak kaybedildiğinde, sessizliği çok uzun sürmez.

{ "vars": { "account": "PASTE_ANALYTICS_ACCOUNT_ID" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }