Lig arası bitti.
Artık bahanenin değil, iradenin konuşacağı haftalara girdik.
Rakip Konyaspor. Ama mesele rakip değil…
Mesele, Samsun’un kendine ne kadar inandığı.
Avrupa Bir Hayal Değil, Hedef
Hepimiz o günleri gördük…
Şehrin sokaklarında dolaşan yabancı dilleri, otellerdeki doluluğu, esnafın yüzündeki o umut dolu tebessümü…
Avrupa sadece 90 dakikalık bir vitrin değildir.
Avrupa; ekonomidir, turizmdir, marka değeridir.
Ve en önemlisi…
Bir şehrin kendine güvenmesidir.
Ama o kapı öyle kolay açık kalmaz. İtmek gerekir, zorlamak gerekir, sahip çıkmak gerekir.
Şimdi Kenetlenme Zamanı
Elbette eleştiriler olacaktır. Yönetim konuşulur, teknik tercihler tartışılır.
Ama futbolun bir gerçeği vardır: Büyük hedefler, küçük hesaplarla gelmez.
Bugün mesele eleştiri değil, destek zamanıdır.
O kırgınlıkları kapının dışında bırakıp, tribüne çıktığımızda tek bir kimliğe bürünmek zorundayız.
Bu Takım Tribünle Oynar
Samsunspor’un genetiğinde bir şey var: Bu takım sadece sahadaki 11’le oynamaz.
12. adamla oynar.
Tribün sesi yükseldi mi, tempo artar.
Tribün sustu mu, oyun düşer.
Bu bir klişe değil. Bu, Samsunspor gerçeği.
Futbol jargonuyla söyleyelim: Bu maç taktikten çok mental oyun.
Ve mental gücün merkezi tribündür.
Hedef belli: İlk 5, Avrupa ve kupada başarı.
Ama bu hedeflere giden yolun tek bir anahtarı var: Bütünleşmek.
Siyasetçisi, iş insanı, esnafı, öğrencisi… Bu şehir ya birlikte yükselecek, ya da yerinde sayacak.
Skor ne olursa olsun, şu gerçek değişmez: Samsunspor’un başarısı, Samsun’un başarısıdır.
Bu takım Avrupa’ya giderse, kazanan sadece futbol olmaz. Şehrin tamamı kazanır.
Şimdi formayı giyme zamanı. Şimdi tribüne çıkma zamanı.
Şimdi o sesi yeniden Türkiye’ye duyurma zamanı.
Unutmayın…
Futbol ayakla oynanır, ama maçları yürek kazanır. Ve Samsun’un en büyük gücü her zaman o yürek oldu.