Karadeniz’in kıyısında yükselen Samsun sıradan bir şehir değildir. Bu şehir yalnızca bir liman ya da sanayi merkezi değildir. Samsun aynı zamanda Türkiye’nin en önemli tarım ve balıkçılık bölgelerinden biridir. Bafra ve Çarşamba ovaları ülkemizin en verimli tarım alanları arasında yer alırken, Karadeniz kıyılarında yapılan balıkçılık faaliyetleri hem bölge ekonomisine hem de Türkiye’nin gıda güvenliğine önemli katkı sağlamaktadır. Su ürünleri üretimi ve ihracatında da Samsun Türkiye’nin önde gelen şehirlerinden biridir.
Böylesine önemli bir şehirde çevre politikaları yalnızca ekonomik yatırımlar açısından değil, doğanın korunması ve gelecek nesillerin hakları açısından da değerlendirilmelidir.
Son yıllarda Tekkeköy bölgesindeki bazı sanayi tesislerinden çıkan kimyasal atıkların bertaraf yöntemleri kamuoyunda ciddi tartışmalara yol açmaktadır. Özellikle bakır üretimi yapan bazı tesislerin üretim sürecinde ortaya çıkan atıkların boru hatlarıyla Karadeniz’in derin bölgelerine bırakılmasını öngören projeler çevre bilimciler ve yerel halk tarafından kaygıyla karşılanmaktadır.
Karadeniz’in ekolojik yapısı bu tür uygulamalar açısından oldukça hassastır. Kapalı bir deniz olması ve derin bölgelerde oksijen bulunmaması nedeniyle kirleticilerin uzun süre sistemde kalma riski bulunmaktadır. Ağır metaller ve kimyasal maddeler deniz tabanında birikebilir, planktonlar aracılığıyla gıda zincirine girerek balık türlerini ve dolayısıyla insan sağlığını etkileyebilir.
Bu mesele yalnızca çevre meselesi değildir. Aynı zamanda tarımın, balıkçılığın ve bölge ekonomisinin geleceği ile doğrudan ilgilidir.
Öte yandan Samsun’da tartışılan bir başka önemli konu da katı atık meselesidir. Samsun’un 17 ilçesinden çıkan çöplerin İlkadım ilçesinde toplanması ve uzun yıllar boyunca burada depolanmasının planlanması, merkez ilçelerin nüfus yoğunluğu ve arazi yapısı düşünüldüğünde ayrı bir sorun alanı oluşturmaktadır.
Özellikle 49 yıl boyunca çöp taşınması gibi uzun vadeli projeler, şehir planlaması, çevre sağlığı ve yaşam kalitesi açısından ciddi şekilde değerlendirilmelidir. Zaten yoğun nüfusa sahip olan merkez ilçelerde bu tür uygulamaların yaratacağı trafik, çevre ve sağlık sorunları dikkatle incelenmelidir.
Kısacası Samsun’un önünde önemli bir tercih bulunmaktadır. Bu şehir sanayi atıkları ve çevre riskleriyle büyüyen bir şehir mi olacak, yoksa tarımı, denizi ve üretim kültürüyle gelişen bir şehir mi?
Samsun’un gerçek gücü toprağında ve denizindedir. Bu değerler zarar gördüğünde geri dönüşü son derece zor olacaktır.
Bu nedenle yetkililere açık bir çağrı yapmak gerekir: Samsun’un geleceğini planlarken yalnız bugünü değil, gelecek kuşakların hakkını da düşünmek zorundayız. Bu şehir sahipsiz değildir. Bu şehirde yaşayan insanlar vardır. Bu toprağın ve bu denizin gerçek sahipleri vardır.
Unutulmamalıdır ki bu şehrin adı Samsun’dur. Tarih boyunca yeniden doğuşun simgesi olan bu şehir, doğasını ve geleceğini korumak isteyen halkın sesini mutlaka duyuracaktır.
Aman beyler… ateş büyüktür.
Ateşle oynayanın eli de yanar.
Yararlanılan Kaynaklar
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ÇED raporları
Samsun ÇED toplantı tutanakları
Çevre Mühendisleri Odası değerlendirmeleri
Karadeniz ekosistemi üzerine akademik çalışmalar