<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Günaydın Samsun Haber</title>
    <link>https://www.gunaydinsamsun.com</link>
    <description>Günaydın Samsun Haber, Samsun’dan en güncel, tarafsız ve güvenilir haberleri modern ve sade bir tasarımla sunan dijital haber platformudur. Şehrin gündemini, yerel gelişmeleri ve son dakika haberlerini kaçırmayın.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.gunaydinsamsun.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>© 2025 Günaydın Samsun Haber | Tüm hakları saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Mon, 06 Apr 2026 13:31:25 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.gunaydinsamsun.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA['Stres tüp bebek tedavisini olumsuz etkiliyor']]></title>
      <link>https://www.gunaydinsamsun.com/stres-tup-bebek-tedavisini-olumsuz-etkiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gunaydinsamsun.com/stres-tup-bebek-tedavisini-olumsuz-etkiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[KADIN Hastalıkları ve Tüp Bebek Uzmanı Prof. Dr. Yusuf Aytaç Tohma, 'Yoğun stres uzun vadede sağlık konusunda çeşitli problemlere yol açabilen bir unsurdur. Tüp bebek tedavisi kararı alındığında vücut uzun süreli ve yoğun strese maruz kalırsa çiftler amacına ulaşmakta olumsuzluklar yaşayabilir' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bahçeci Ankara Tüp Bebek doktorlarından Kadın Hastalıkları ve Tüp Bebek Uzmanı Prof. Dr. Yusuf Aytaç Tohma, stresin tüp bebek tedavisine etkilerine yönelik değerlendirme yaptı. Prof. Dr. Tohma, 'Tedaviye başvuran çiftlerde hamile kalmayı engelleyen fiziksel birtakım problemler tespit edilse de olumsuz psikolojinin de anne baba olmayı güçleştiren bir faktör olduğu bilinmektedir. Yapılan araştırma sonuçları kısırlıkla mücadele eden kadınların, kanser teşhisi alan kadınlarla aynı düzeyde anksiyete ve depresyona sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Hamile kalmadan geçen süre boyunca da stres seviyesi günden güne yükselir. Dolayısı ile moral ve motivasyonun son derece önemli olduğu bu süreçte kaygılı ve stresli olan çiftlerin tüp bebek tedavisi öncesi psikolojik destek almaları önerilir' diye konuştu.</p>

<p>'STRESİ YÖNETEBİLMEK İÇİN ÇİFTLER BİRBİRLERİNE KARŞI ANLAYIŞLI OLMALI'</p>

<p>Prof. Dr. Tohma, 'Stres, belirli bir biyolojik tepkiyi tetikleyen unsurdur ve yoğun stres vücuttaki bazı hormonlarda dalgalanma yaratır. Stres ile stresin beraberinde getirdiği düzensiz beslenmeye bağlı fazla kilo kadınlarda adet düzensizliklerine ve yumurtlama problemine sebep olabilir. Erkek kısırlığı ve stres arasında da bir bağlantı bulunmaktadır. Erkeklerin yaşadığı uzun süreli stres, testosteron üzerinde güçlü olumsuz etkileri olan kortizol seviyesini yükseltir. Kortizol yükseldiğinde ise testosteron seviyesi düşüşe geçer. Stresi yönetebilmek adına çiftler bu ortak mücadele için birbirlerini dinlemeli ve anlayışlı olmalıdır. Ayrıca ezgersiz yapmak ve ruhu dinlendirmek adına yoga ve meditasyon gibi aktivitelere başlamak stresi hafifletmeye yardımcı olacak seçenekler arasındadır' diyerek önerilerde bulundu.</p>

<p>'BAŞARISIZLIK KORKUSUYLA YÜZLEŞİLMELİ'</p>

<p>Prof. Dr. Yusuf Aytaç Tohma, 'Tüp bebek tedavisi yüksek bir başarı oranına sahip olmasına rağmen süreç her çift için aynı işlemez. Bu dönemde stresi yönetmek ve her adımda sakin kalmak oldukça önemlidir. Tüp bebek tedavisi gören birçok çift için başarılı olamayacakları düşüncesi stresin önemli bir kaynağıdır. Bu oldukça doğaldır, özellikle kısırlıkla mücadele eden çiftler için tüp bebek tedavisi yıllardır hayalini kurdukları aile için gerçek bir şansı temsil etmektedir. Tedaviye başlayacak çiftlerin öncelikle başarısızlık korkusuyla yüzleşmesi gerekir. Başarısızlık ihtimaline odaklanıp endişelenmek yerine hamileliğe doğru başlattıkları yolculukta verdikleri çabayı ve hayallerine bir adım daha yaklaşmanın mutluluğunu yaşasınlar. Ayrıca ailelerinde ya da yakın çevrelerinde daha önce kısırlıkla mücadele etmeyen çiftler varsa bu durum kendilerini yalnız hissetmelerine neden olabilir. Çocuk sahibi olamama probleminin günümüzde çok yaygın bir sorun olduğunu bilip, sayısız çiftin anne-baba olabilmek için tüp bebek tedavisine başvurduğunu düşünerek yalnızlık duygusundan uzaklaşmalıdırlar' dedi.</p>

<p>'AİLE BÜYÜKLERİ BASKI KURMAK YERİNE TEDAVİ SÜRECİNDE ÇOCUKLARINA DESTEK OLMALI'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Prof. Dr. Tohma, 'Aile ve çevre baskısı çocuk sahibi olamayan çiftlerin içinde bulunduğu kaygılı durumu aşarak toplumsal bir sorun haline gelmiş durumdadır. Oysaki aile büyüklerine düşen tek görev hayallerini kurdukları bebeğe ulaşmaya çalışan çocuklarının destekçisi olmaktır. Ben ne zaman torun seveceğim şeklindeki sorular özellikle tedavisi devam eden çiftler üzerinde büyük bir stres oluşturmaktadır. Baskı içerikli cümleler çiftlerin omuzlarındaki yükü ikiye katlar ve beklentinin karşılanmasına yönelik kaygıların ortaya çıkmasına sebep olur. Bu durum dolaylı yollardan da olsa çiftleri psikolojik anlamda olumsuz etkileyip tedavinin başarısızlıkla sonuçlanmasına bile sebep olabilmektedir. Moral ve motivasyonun en önemli faktörlerden biri olduğu bu süreçte aileler eleştirel yaklaşımda bulunmak ve diğer çiftlerle çocuklarını kıyaslamak yerine tedavide yanlarında olduklarını hissettirmeli ve bu mücadelede her zaman birlikteyiz şeklinde duruş sergilemelidirler' diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.gunaydinsamsun.com/stres-tup-bebek-tedavisini-olumsuz-etkiliyor</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 09:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gunaydinsamsuncom.teimg.com/crop/1280x720/gunaydinsamsun-com/uploads/2026/04/stres-saglik-1.jpg" type="image/jpeg" length="73014"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Bahar alerjisi çocuklarda hapşırık nöbetleriyle başlayabilir']]></title>
      <link>https://www.gunaydinsamsun.com/bahar-alerjisi-cocuklarda-hapsirik-nobetleriyle-baslayabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gunaydinsamsun.com/bahar-alerjisi-cocuklarda-hapsirik-nobetleriyle-baslayabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[BAHAR alerjisinin çocuklarda çeşitli belirtilerle ortaya çıkabildiğini belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Yeliz Polat, 'Ardı ardına gelen hapşırma nöbetleri, şeffaf burun akıntısı, burun tıkanıklığı, gözlerde kaşıntı, sulanma ve kızarıklık bahar alerjisinin çocuklarda görülen en sık belirtileridir. Bu belirtilerin yanında kuru öksürük, halsizlik, yorgunluk ve uyku problemleri de görülebilir" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bahar aylarının gelmesiyle çocuklarda alerjik şikayetlerin arttığını belirten Medical Park TEM Hastanesi'nden Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Yeliz Polat, özellikle polenlerin bu dönemde önemli bir tetikleyici olduğunu söyledi.</p>

<p>'ARDI ARDINA HAPŞIRIK NÖBETLERİ GÖRÜLEBİLİR'</p>

<p>Bahar alerjisinin çocuklarda çeşitli belirtilerle ortaya çıkabildiğini söyleyen Uzm. Dr. Yeliz Polat, 'Ardı ardına gelen hapşırma nöbetleri, şeffaf burun akıntısı, burun tıkanıklığı, gözlerde kaşıntı, sulanma ve kızarıklık bahar alerjisinin çocuklarda görülen en sık belirtileridir. Bu belirtilerin yanında kuru öksürük, halsizlik, yorgunluk ve uyku problemleri de görülebilir. Bu tür şikâyetler özellikle polen mevsiminde dikkatle değerlendirilmelidir' diye konuştu.</p>

<p>'ALERJİ İLE SOĞUK ALGINLIĞI KARIŞTIRABİLİYOR'</p>

<p>Bahar alerjisinin çoğu zaman soğuk algınlığı ile karıştırılabildiğine dikkat çeken Uzm. Dr. Polat, iki durum arasında bazı önemli farklar bulunduğunu belirtti. Uzm. Dr. Polat, 'Alerji genellikle gözlerde sulanma ve kaşıntı ile seyreder ve ateş görülmez. Soğuk algınlığı ise çoğu zaman hafif ateş ve halsizlik ile başlar. Alerji haftalarca sürebilirken soğuk algınlığı genellikle 3 ila 14 gün içinde geçer' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'EN SIK 5-20 YAŞ ARALIĞINDA GÖRÜLÜYOR'</p>

<p>Bahar alerjisinin çocuklarda genellikle erken yaşlarda ortaya çıkabildiğini dile getiren Uzm. Dr. Polat, 'Alerjik belirtiler 3-5 yaşlarından itibaren gelişmeye başlayabilir. Ancak en sık 5 ile 20 yaş aralığında görülür. Belirtiler genellikle 10-13 yaşlarında en yoğun seviyeye ulaşır' dedi.</p>

<p>'BU BELİRTİLER VARSA DOKTORA BAŞVURUN'</p>

<p>Bazı durumlarda alerjik belirtilerin daha ciddi sağlık sorunlarının habercisi olabileceğini belirten Polat, şu uyarılarda bulundu:</p>

<p>'Gözlerde sulanma, hapşırık, burun akıntısı, göz ya da burun kaşıntısı gibi semptomlar şiddetli bir şekilde devam ediyorsa; nefes darlığı, hırıltılı solunum veya göğüste sıkışma hissi ortaya çıkıyorsa mutlaka doktora başvurulmalıdır.'</p>

<p>'POLEN YOĞUNLUĞUNUN YÜKSEK OLDUĞU SAATLERE DİKKAT'</p>

<p>Polen alerjisi olan çocukları korumak için ailelerin günlük yaşamda bazı önlemler almasının önemli olduğunu kaydeden Uzm. Dr. Polat, 'Polen yoğunluğu gün içinde değişkenlik gösterebilir. Polenler özellikle sabah erken saatlerde ve öğle saatlerinde daha yoğun bulunur. Yağmur yağdıktan sonraki ilk birkaç saat ve akşam saatlerinde polen yoğunluğu büyük oranda azalır. Polenlerin yoğun olduğu zamanlarda dışarı çıkmak sınırlandırılmalıdır. Polenlerin yoğun olduğu mevsimlerde özellikle sabah ve öğle saatlerinde kuru ve rüzgarlı havalarda mümkünse dışarı çıkılmamalıdır. Açık hava aktiviteleri azaltılmalı veya kapalı alanlar tercih edilmelidir' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'POLENLERDEN KORUNMAK İÇİN ÖNLEM ALIN'</p>

<p>Polenlerden korunmak için bazı basit önlemlerin etkili olabileceğini belirten Uzm. Dr. Şu bilgileri paylaştı:</p>

<p>'Siperli şapka takılması, güneş gözlüğü kullanılması ve uzun kollu giysiler tercih edilmesi polen temasını azaltabilir. Eve gelindiğinde kıyafetlerin değiştirilmesi de önemlidir. Ayrıca polen mevsiminde çamaşırların dışarıda değil ev içinde kurutulması ve polen yoğunluğunun yüksek olduğu saatlerde kapı ve pencerelerin kapalı tutulması da faydalı olabilir. Ev ve araçlarda polen filtreli klima kullanılması riski azaltabilir.'</p>

<p>'TEDAVİ EDİLMEYEN ALERJİ ASTIMI TETİKLEYEBİLİR'</p>

<p>Kontrol altına alınmayan bahar alerjilerinin bazı durumlarda astımı tetikleyebileceğini belirten Uzm. Dr. Polat, 'Tedavi edilmeyen veya kontrol altına alınamayan bahar alerjileri astıma yol açabilir ya da mevcut astımı tetikleyebilir' dedi.</p>

<p>'TANI KONMA SÜRECİ'</p>

<p>Alerji tanısının uzman hekim değerlendirmesi ile konulduğuna değinen Uzm. Dr. Polat, 'İyi bir hasta öyküsü alınmasıyla birlikte deri prick testi, kan testleri yani spesifik IgE testleri, yama testi ve diyet eliminasyonu gibi yöntemler tanıda kullanılabilir. Ayrıca moleküler alerji testi olarak bilinen Alex testinin de alerjinin kaynağını moleküler düzeyde inceleyen bir yöntem olduğunu belirtti.</p>

<p>'TEDAVİDE FARKLI YÖNTEMLER UYGULANABİLİYOR'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bahar alerjisinin tedavisinin genellikle semptomları hafifletmeye ve alerjenlerden korunmaya yönelik olduğunu belirten Uzm. Dr. Polat, 'Tedavide antihistaminik ilaçlar, kortizonlu burun spreyleri ve göz damlaları kullanılabilir. Bazı hastalarda alerji aşıları olarak bilinen immünoterapi de uygulanabilir' dedi.</p>

<p>'AİLELERE ÖNEMLİ UYARILAR'</p>

<p>Alerjik çocukların ailelerine de önemli önerilerde bulunan Uzm. Dr. Polat, 'Aileler çocuklarının alerjisi olduğunu biliyorsa, bunu okul yönetimine sözlü ve yazılı olarak bildirmelidir. Alerjinin türü ve hangi maddelere karşı olduğu açıkça belirtilmelidir. Anafilaksi riski bulunan çocuklarda adrenalin oto enjektör (EpiPen) bulundurulması hayati önem taşır. Bu ilacın nasıl kullanılacağı ailelere ve çocuğa mutlaka hekim tarafından öğretilmelidir. Alerjik çocuklar tetikleyici faktörlerden korunmalıdır. Neye karşı alerjisi olduğu bilinmeli ve buna yönelik gerekli önlemler alınmalıdır' diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.gunaydinsamsun.com/bahar-alerjisi-cocuklarda-hapsirik-nobetleriyle-baslayabilir</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 09:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gunaydinsamsuncom.teimg.com/crop/1280x720/gunaydinsamsun-com/uploads/2026/04/bahar-alerji.jpg" type="image/jpeg" length="89956"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Kanserle mücadelede erken teşhis hayat kurtarır']]></title>
      <link>https://www.gunaydinsamsun.com/kanserle-mucadelede-erken-teshis-hayat-kurtarir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gunaydinsamsun.com/kanserle-mucadelede-erken-teshis-hayat-kurtarir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[MEME Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Pelin Basım, 1-7 Nisan Ulusal Kanser Haftası kapsamında önemli uyarılarda bulundu. Doç. Dr. Basım, 'Her yıl milyonlarca insanı etkileyen kanser, erken fark edildiğinde tedavi edilebilir bir hastalık kimliğine bürünüyor. vücuttaki ani kilo kayıplarından ciltteki değişikliklere kadar her yeni sinyal dikkate alınmalı. Kanserle mücadelede erken teşhis hayat kurtarır' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kanserin, her yıl milyonlarca insanı etkileyen küresel bir sağlık sorunu olsa da, zamanında fark edildiğinde tedavi edilebilen bir hastalık olduğunu söyleyen Medipol Mega Üniversite Hastanesi Meme Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Pelin Basım, 'Kanser sadece hastaların değil, sağlıklı bireylerin de yakından tanıması ve belirtilerini takip etmesi gereken bir hastalık' değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p>'ŞİKAYET BEKLEMEK EN BÜYÜK HATA'</p>

<p>Kanser hastalığında en büyük sorunun, bireylerin belirtiler ilerlemeden doktora başvurmaması olduğunu belirten Doç. Dr. Basım, 'Hastalar genellikle vücutlarındaki değişiklikleri fark etse bile bunun ilerlemesini bekliyor. Oysa en erken dönemde başvuran hastalarda çok daha başarılı sonuçlar elde ediyoruz. Erken evrede yakalanan meme kanserinde hem tedavi daha kolay hem de hastalıksız yaşam süresi çok daha uzun oluyor' ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'VÜCUDUNUZDAKİ HER DEĞİŞİM BİR ALARM OLABİLİR'</p>

<p>Kanser belirtilerinin tek bir hastalıkla sınırlı olmadığını belirten Doç. Dr. Basım, 'Vücudumuzda ortaya çıkan her yeni değişiklik aslında bir alarm olabilir. Meme bölgesinde ele gelen kitle, ağrı, akıntı veya cilt değişikliklerinin yanı sıra bağırsak alışkanlıklarında değişiklik, ani kilo kaybı, karın ağrısı gibi şikayetlerin de dikkate alınması gerekir. Erkeklerde idrar yapma zorluğu veya kanlı idrar gibi belirtiler de göz ardı edilmemeli. Her kanser türü vücutta erken sinyaller verir' diye konuştu.</p>

<p>'ERKEN TEŞHİS HAYAT KURTARIR'</p>

<p>Belirtiler ortaya çıktığında zaman kaybetmeden hekime başvurulması gerektiğini belirten Doç. Dr. Basım, 'Bu sinyalleri erken dönemde fark edip doktora başvuran hastalarda tedavi süreci çok daha başarılı ilerler. Kanserden korunmak en az tedavi kadar önemlidir. Sigara ve alkolden uzak durmak, sağlıklı beslenmek, düzenli egzersiz yapmak ve stresten kaçınmak kanser riskini önemli ölçüde azaltır' dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.gunaydinsamsun.com/kanserle-mucadelede-erken-teshis-hayat-kurtarir</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 09:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gunaydinsamsuncom.teimg.com/crop/1280x720/gunaydinsamsun-com/uploads/2026/04/kanser-erken-teshis-1.jpg" type="image/jpeg" length="46984"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Samsun’da 5 Poliklinik Şehir Hastanesi’ne Taşındı]]></title>
      <link>https://www.gunaydinsamsun.com/samsunda-5-poliklinik-sehir-hastanesine-tasindi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gunaydinsamsun.com/samsunda-5-poliklinik-sehir-hastanesine-tasindi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Samsun’da 6 Nisan itibarıyla Göz, Plastik Cerrahi, Enfeksiyon, Algoloji ve Dermatoloji poliklinikleri Şehir Hastanesi yerleşkesine taşındı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Samsun’da sağlık hizmetlerinde yeni düzenleme yapıldı. Araştırma Hastanesi yerleşkesinde hizmet veren 5 poliklinik, 6 Nisan itibarıyla Samsun Şehir Hastanesi yerleşkesine taşındı.</strong></p>

<p>Samsun’da sağlık hizmetlerine ilişkin önemli bir değişiklik duyuruldu. Yapılan bilgilendirmeye göre, Araştırma Hastanesi yerleşkesinde hizmet veren bazı poliklinikler 6 Nisan itibarıyla Samsun Şehir Hastanesi yerleşkesine taşındı.</p>

<p>Yeni düzenleme kapsamında Göz Hastalıkları, Plastik Cerrahi, Enfeksiyon Hastalıkları, Algoloji ve Dermatoloji polikliniklerinin artık Samsun Şehir Hastanesi yerleşkesinde hizmet vereceği bildirildi.</p>

<h3><strong>Hangi poliklinikler taşındı?</strong></h3>

<p>Açıklamaya göre taşınan poliklinikler şunlar oldu:</p>

<p>Göz Hastalıkları<br />
Plastik Cerrahi<br />
Enfeksiyon Hastalıkları<br />
Algoloji<br />
Dermatoloji</p>

<p>Bu branşlarda muayene olmak isteyen vatandaşların, başvuru ve randevu işlemlerini Samsun Şehir Hastanesi yerleşkesini dikkate alarak planlaması gerekiyor.</p>

<h3><strong>Yeni uygulama 6 Nisan’da başladı</strong></h3>

<p>Yetkililer tarafından paylaşılan bilgi notunda, söz konusu polikliniklerin 6 Nisan itibarıyla Araştırma Hastanesi yerleşkesinden çıkarılarak Samsun Şehir Hastanesi yerleşkesine alındığı belirtildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Değişiklikle birlikte vatandaşların yanlış yerleşkeye gitmemesi için özellikle randevu öncesi hastane bilgilerini kontrol etmesi önem taşıyor.</p>

<h3><strong>Vatandaşlara randevu uyarısı</strong></h3>

<p>Hastaneye başvuracak vatandaşların mağduriyet yaşamaması adına ilgili polikliniklerin yeni hizmet yerini dikkate alması gerekiyor. Özellikle Göz Hastalıkları, Dermatoloji ve Plastik Cerrahi gibi yoğun başvuru alan bölümlerde randevu günü öncesi yerleşke bilgisinin kontrol edilmesi büyük önem taşıyor.</p>

<p>Samsun’daki sağlık hizmetlerinde yapılan bu yeni düzenlemenin, hasta yönlendirmelerinin daha sağlıklı yürütülmesi açısından önemli bir adım olduğu değerlendiriliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.gunaydinsamsun.com/samsunda-5-poliklinik-sehir-hastanesine-tasindi</guid>
      <pubDate>Sun, 05 Apr 2026 20:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gunaydinsamsuncom.teimg.com/crop/1280x720/gunaydinsamsun-com/uploads/2026/04/samsun-sehir-hastanesi-poliklinik-1.jpg" type="image/jpeg" length="82814"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Kontrolsüz kullanılan beyazlatıcılar ağız sağlığında kalıcı tahribata yol açıyor']]></title>
      <link>https://www.gunaydinsamsun.com/kontrolsuz-kullanilan-beyazlaticilar-agiz-sagliginda-kalici-tahribata-yol-aciyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gunaydinsamsun.com/kontrolsuz-kullanilan-beyazlaticilar-agiz-sagliginda-kalici-tahribata-yol-aciyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İSTANBUL, (DHA)- KUSURSUZ ve bembeyaz bir gülüşe sahip olma arzusu, pek çok kişiyi kontrolsüz kozmetik ürünlerine yöneltiyor. Ancak uzmanlara danışılmadan kullanılan tezgah altı diş beyazlatıcılar, estetik yerine kalıcı sağlık sorunlarına yol açıyor. Medipol Sağlık Grubu'ndan Diş Tedavisi Uzmanı Dt. Ceyda Sarı, bu ürünlerin diş minesinde geri dönüşü olmayan ciddi aşınmalara neden olduğunu vurguluyor. Sarı, 'Kontrolsüz kullanılan beyazlatıcılar ağız sağlığında kalıcı tahribata yol açıyor' dedi.</p><p> </p><p>Sosyal medyanın da etkisiyle kusursuz bir görünüme sahip olma isteği, diş estetiği uygulamalarına olan ilgiyi her geçen gün artırıyor. Ancak bu estetik arayışı, özellikle internette veya tezgah altında satılan denetimsiz ürünlerin bilinçsizce tüketilmesiyle ciddi bir halk sağlığı sorununa dönüşüyor. Medipol Mega Üniversite Hastanesi'nden Diş Tedavisi Uzmanı Dt. Ceyda Sarı, daha beyaz dişler uğruna kontrolsüz kullanılan beyazlatıcıların ağız sağlığında oluşturduğu kalıcı tahribata dikkat çekti.</p><p> </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>KONTROLSÜZ ÜRÜNLER DİŞLERİ AŞINDIRABİLİR</p><p> </p><p>Daha beyaz dişlere ulaşmak isteyen hastaların çoğunun tezgah altı ürünlere yöneldiğini belirten Dt. Sarı, 'Bu ürünler kontrolsüz kullanıldığında dişlerde ciddi aşınmalar meydana gelebiliyor. Bu aşınmalar sonrasında da geri dönüşü olmayan hassasiyetler oluşabiliyor. Bazı durumlarda diş minesindeki kayıp o kadar fazla oluyor ki bu kaybı geri yerine koymak mümkün olmuyor. Bu noktada yalnızca restoratif tedavilerle durumu hafifletmeye çalışıyoruz' dedi.</p><p> </p><p>BEYAZLATICI TOZ VE KALEMLERE DİKKAT</p><p> </p><p>Beyazlatıcı ürünlerin tamamının zararlı olmadığına ancak bazı ürünlerin dişlere ciddi zarar verebildiğine dikkat çeken Dt. Sarı, 'Özellikle diş beyazlatma kalemleri, stripler ve aşındırıcı diş tozlarının riskli olabiliyor. Beyazlatıcı diş macunları belirli oranlarda ve kontrollü şekilde kullanılabilir. Ancak diş beyazlatma kalemleri, stripler ve aşındırıcı diş tozlarını kesinlikle önermiyoruz. Bu ürünler diş minesine geri dönüşü olmayan hasarlar verebiliyor' diye konuştu.</p><p> </p><p>EN GÜVENLİ YÖNTEM HEKİM KONTROLÜ</p><p> </p><p>Sağlıklı bir diş beyazlatma işleminin mutlaka diş hekimi kontrolünde yapılması gerektiğini vurgulayan Dt. Sarı, 'Diş beyazlatma işlemi mutlaka bir hekim kontrolünde yapılmalıdır. Çünkü her diş beyazlatmaya uygun değildir. Diş yüzeyinde çatlaklar, aşınmalar veya diş eti çekilmesi varsa beyazlatma işlemi sonrasında ciddi hassasiyet oluşabilir. Bu nedenle işlem öncesinde mutlaka detaylı bir muayene yapılmalıdır' ifadelerini kullandı. </p><p> </p><p>BEYAZLATMA İŞLEMİ SIK YAPILMAMALI</p><p> </p><p>Diş beyazlatma işleminin çok sık yapılmasının önerilmediğini belirten Dt. Sarı, 'Sağlıklı ve genç dişlerde gerekli görüldüğünde 2-3 yılda bir beyazlatma yapılabilir. Ancak işlem sonrasında bakım da oldukça önemlidir. Çay, kahve ve renklendirici gıdaların fazla tüketilmemesi beyazlığın daha uzun süre korunmasına yardımcı olur. Doğru bakım ile dişlerin rengi yaklaşık 5 yıl kadar korunabilir' dedi.</p><p> </p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.gunaydinsamsun.com/kontrolsuz-kullanilan-beyazlaticilar-agiz-sagliginda-kalici-tahribata-yol-aciyor</guid>
      <pubDate>Sun, 05 Apr 2026 09:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gunaydinsamsuncom.teimg.com/crop/1280x720/gunaydinsamsun-com/uploads/2026/04/agency/dha/kontrolsuz-kullanilan-beyazlaticilar-agiz-sagliginda-kalici-tahribata-yol-aciyor.jpg" type="image/jpeg" length="15027"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bakanlık: 2 milyondan fazla mamografi görüntüsü dijital ortamda analiz edildi]]></title>
      <link>https://www.gunaydinsamsun.com/bakanlik-2-milyondan-fazla-mamografi-goruntusu-dijital-ortamda-analiz-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gunaydinsamsun.com/bakanlik-2-milyondan-fazla-mamografi-goruntusu-dijital-ortamda-analiz-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ruken KADIOĞLU/ANKARA, (DHA)- SAĞLIK Bakanlığı tarafından, meme kanseriyle mücadele etmek amacıyla hayata geçirilen 'Mamografi Tarama Raporlama Sistemi' ile 2024 yılından bu yana 2 milyondan fazla tarama sonucu dijital ortamda analiz edildi. </p><p>Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre; meme kanseriyle mücadelede 'Mamografi Tarama Raporlama Sistemi' hayata geçirildi. 2024 yılından bu yana 2 milyondan fazla tarama sonucu yapay zeka desteğiyle incelendi. Bu sayede meme kanserinin erken teşhisinde yeni bir dönem başlatılırken tedavide de başarılı sonuçlar elde edildi. 40-69 yaş aralığındaki kadın vatandaşlara yönelik yürütülen tarama programı kapsamında; KETEM (Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezi) ve Sağlıklı Hayat Merkezleri'nde çekilen tüm görüntüler yüzde 100 dijital ve merkezi bir sistemde toplandı. Sistemin kalbinde yer alan yapay zeka algoritmaları, şüpheli bulguları en az sapma payıyla tespit ederek radyologlar için kritik bir 'karar destek mekanizması' oluşturdu. </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Bu teknoloji sayesinde, şüpheli bulgular sistem tarafından otomatik olarak önceliklendirilerek radyologların önüne ilk sırada getirildi ve bu sayede raporlama süreci daha da hızlandı. Sistem, sadece teşhis aşamasına değil, sevk sürecine de ivme kazandırdı. Mamografi görüntülerinde şüpheli bulgu saptanan hastalar için tarama yapılan sağlık kuruluşu tarafından MHRS üzerinden 'öncelikli randevu' oluşturuldu. Hastalar, ek tetkikler için doğrudan üst basamak sağlık kuruluşlarına yönlendirilerek tedaviye en erken evrede başlamaları sağlandı. 'Mamografi Tarama Raporlama Sistemi' meme kanserinin erken evrede tespit edilmesine yardımcı olarak başarı oranlarını artırırken hastaların yaşam kalitesinin korunmasına da katkı sağladı. (DHA)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Ankara</category>
      <guid>https://www.gunaydinsamsun.com/bakanlik-2-milyondan-fazla-mamografi-goruntusu-dijital-ortamda-analiz-edildi</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Apr 2026 15:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gunaydinsamsuncom.teimg.com/crop/1280x720/gunaydinsamsun-com/uploads/2026/04/agency/dha/bakanlik-2-milyondan-fazla-mamografi-goruntusu-dijital-ortamda-analiz-edildi.jpg" type="image/jpeg" length="61694"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bakan Memişoğlu: Özel sağlık kuruluşlarımızı, sağlık sistemimizin ayrılmaz bir parçası görüyoruz]]></title>
      <link>https://www.gunaydinsamsun.com/bakan-memisoglu-ozel-saglik-kuruluslarimizi-saglik-sistemimizin-ayrilmaz-bir-parcasi-goruyoruz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gunaydinsamsun.com/bakan-memisoglu-ozel-saglik-kuruluslarimizi-saglik-sistemimizin-ayrilmaz-bir-parcasi-goruyoruz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Mehmet ÇINAR/ANTALYA, (DHA)-SAĞLIK Bakanı Kemal Memişoğlu, 'Özel sağlık kuruluşlarımızı, sağlık sistemimizin ayrılmaz ve tamamlayıcı bir parçası olarak görüyoruz. Bizler, tedavinin yanında koruyucu hekimliği önceleyen bir kültüre geçerken, bunu ancak hep birlikte başarabiliriz' dedi.</p><p>Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, Özel Hastaneler ve Sağlık Kuruluşları Derneği'nin (OHSAD) Antalya'da 1-5 Nisan tarihleri arasında düzenlediği 'Sağlıkta Ortak Çözüm Toplantıları- Sağlıkta Ortak Gelecek' başlıklı programına katıldı. OHSAD Başkanı Dr. Reşat Bahat ve dernek yönetimi ve özel hastane sektörü temsilcilerinin katıldığı kongrede, Bakan Memişoğlu, ilk olarak Van'daki depremle ilgili bilgi verdi. Memişoğlu, Van ili Tuşba ilçesinde 5.2 büyüklüğünde yaşanan depreme ilişkin şu ana kadar kendilerine ulaşan hiçbir olumsuzluk olmadığını belirterek, 'Allah'a hamdolsun. Allah böyle afetlerden bizi korusun' dedi.</p><p>1,5 MİLYONLUK DEVASA BİR AİLE</p><p>Göreve geldiği günden bu yana her zaman buluşmaya, istişare etmeye büyük önem verdiklerini belirten Bakan Memişoğlu, 'Çünkü özel sağlık kuruluşlarımızı, sağlık sistemimizin ayrılmaz ve tamamlayıcı bir parçası olarak görüyoruz. Bizler, tedavinin yanında koruyucu hekimliği önceleyen bir kültüre geçerken, bunu ancak hep birlikte başarabiliriz. Kamusu, üniversitesi, özel sektörüyle ünvanı, yönetim şekli ve mali yapısı ne olursa olsun bir bütünüz ve ben bu büyük ailenin bakanıyım. Bugün Türkiye'nin dört bir yanında şifa dağıtan tam 1,5 milyonluk devasa bir sağlık ailesiyiz. Ülke genelinde 1539'u aşkın hastanemizde, insanımıza en iyi sağlık hizmetlerini sunmak için gece gündüz demeden emek veriyoruz. İşte bu büyük gücü, bu eşsiz ekosistemi hiçbir çıkarın, menfaatin yıpratmasına asla müsaade etmeyeceğiz' dedi.</p><p>SAĞLIKTA ÖZEL SEKTÖRÜN ORANI YÜZDE 18</p><p>Geçen seneki toplantıda özel sektörün yüzde 80'inin sadece 10 şehirde toplandığını söylediğini, 'Bu iyi bir planlama mıdır' sorusuna herkesin 'hayır' dediğini hatırlatan Bakan Memişoğlu, 'Sunduğumuz sağlık hizmeti içerisinde özel sektörün oranı yüzde 18, hedefimiz bu oranı yüzde 25-30 bandına çıkartmak. Ancak bu oranın bazı illerde yüzde 40'ın üzerinde olduğunu görüyoruz. Bazı illerimizde hiç olmadığını biliyoruz. Bu dağılımı dengelemek için çalışıyoruz. Yaklaşık 6 ay önce 'Sağlık Hizmetleri Lisans Yönetmeliği'ni devreye aldık. Yine 663 sayılı KHK kapsamında oluşturduğumuz yapıyı destekleyecek şekilde, kadro planlaması ve ruhsatlandırma süreçlerinde daha öngörülebilir ve sürdürülebilir bir sistem kurduk. Lisans tahsisine ilişkin düzenlemeleri de bu çerçevede hayata geçirdik' diye konuştu. </p><p>4 BİN 500'Ü AŞKIN KADRO İLANI</p><p>Ülke genelinde 30'dan fazla branşta 4 bin 500'ü aşkın kadro ilanına çıktıklarını belirten Bakan Memişoğlu, 'Özel hastane bulunan 68 ilimizde son 4 ayda toplamda 1505 kadro tahsisi sağladık. Düzenlemelerle, özel sağlık sektörümüzdeki yatırımları artık bölgesel ihtiyaçları ve şehrin mevcut altyapısını en ince ayrıntısına kadar analiz ederek yönlendiriyoruz. Anadolu'da, gerçekten ihtiyaç duyulan illerimizde yatırımları teşvik ederek özel sağlık hizmetlerimizi de yurdumuzun her köşesinde yaygınlaştırıyoruz. Son olarak Şırnak, Muş, Kırşehir, Erzurum ve Düzce dahil olmak üzere birçok ilimizde özel hastanelerin açılmasına imkân tanıdık. Anadolu'daki vatandaşlarımızın da özel sağlık hizmetlerine kendi memleketinde erişebilmesinin önünü açtık. Önümüzdeki süreçte de Anadolu'da yaygınlaşmayan yerler öncelikli olmak üzere yeni planlamalarla bu kadro tahsislerine devam edeceğiz' dedi.</p><p>FİYATLARDA ARTIŞ ORANLARI</p><p>Sağlık Uygulama Tebliği'nde (SUT) fiyatların iyileştirilmesi konusunda öncelikli ve kararlı bir çaba içinde olduklarını anlatan Memişoğlu, SUT fiyatları konusunda bu noktaya ulaşacaklarını kaydetti. Memişoğlu, yakın zamanda Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı, Hazine ve Maliye Bakanlığı ve Sosyal Güvenlik Kurumu destekleriyle; muayenelerde yüzde 30, cerrahi işlemlerde yüzde 35, yoğun bakımlarda yüzde 55 ve ilave ücret alınamayan doğumsal anomali ve çocuk cerrahisi gibi bazı özellikli alanlarda yüzde 100'e varan artışlar yaptıklarını söyledi. </p><p>TANI VE TEDAVİ ÖDEMELERİ</p><p>İlaç fiyatlandırmasını sürekli takip edilen, dönemsel olarak güncellenen referans fiyatlandırmaya bağlı bir yapıya dönüştürdükleri gibi, tanı ve tedavi ödemelerinde de bunu yapacaklarını açıklayan Memişoğlu, 'Sonuç odaklı, değer bazlı ve bölgesel farklılıkları gözeten, dönemsel olarak güncellenen, ihtiyaçları karşılayan dinamik bir hale getireceğiz. Saha ihtiyaçlarını ve beklentilerini merkeze alarak TÜSEB bünyesinde; Türkiye'ye özgü, sürdürülebilir bir geri ödeme modeli geliştirmek amacıyla çağrıya çıktık. Türkiye'nin güçlü veri altyapısını esas alan, kendine özgü geri ödeme sistemlerini hayata geçireceğiz' dedi.</p><p>VAKIF ÜNİVERSİTELERİ ÇALIŞMASI</p><p>Vakıf üniversiteleri ile afiliasyonu (iki veya daha fazla kurumun ortak gayeler için birlikte hareket etmesi) olan özel hastanelerin sınıflandırılması ve geri ödeme mekanizmasında yaşanan karmaşayı gidermeye yönelik çalışmada da sona geldiklerini açıklayan Memişoğlu, 'Kadro, ruhsat ve ödeme sistemi, ihtiyacınız olan ne varsa bunları tahsis edeceğimizden şüpheniz olmasın. Ancak bunların tamamını yeni çizdiğimiz kurallar doğrultusunda, vatandaşlarımıza sağlık hizmeti sunma bilincinin diğer her şeyin önüne tutulduğu bir sistem motivasyonuyla vereceğiz. Bunun dışındaki hiçbir gayeyi, uygulamayı kabul etmeyeceğimizin de bilinmesini istiyorum. Bizim tek derdimiz var; milletimizin sağlığı ve hizmet aşkı. Bu bağlamda göreve geldiğimiz günden bu yana 115 mevzuat düzenlemesini hayata geçirdik. Bu değişikliklerin sahaya yansımasını ise uygulama rehberleri ve düzenli bilgilendirmelerle destekliyor, regülasyonlarını sağlıyoruz' diye konuştu.</p><p>ÜNİVERSİTE HASTANELERİ İÇİN YENİ BİR ÇALIŞMA </p><p>Üniversite hastanelerinin kalite, denetim ve hizmet standartlarını netleştirecek önemli bir çalışmayı da tamamlamak üzere olduklarını dile getiren Memişoğlu, 'Yapacağımız değişiklikle, sağlık sistemimizin tüm bileşenlerinde kaliteyi ortak bir zeminde buluşturmayı ve standartları ülke genelinde eşitlemeyi hedefliyoruz. Yasal düzenlemelerde sadece hastanelerle sınırlı kalmadık; Sağlıkta A'dan Z'ye pek çok alanda mevzuatlarımızı güncelleyerek bütüncül bir iyileştirme süreci yürüttük. Tüm bu adımları atarken temel yaklaşımımız, sizleri doğrudan bakanlığımızla muhatap kılan, sade ve güvenilir bir yapı oluşturmaktır' dedi.</p><p>1405 DENETİM YAPILDI</p><p>Tıbbi Endikasyona Uygunluk ve Uygulama Denetimi modelini hayata geçirdiklerini belirten Bakan Memişoğlu, 'Bugüne kadar sağlık tesislerimizde 1405 denetim gerçekleştirdik. Özellikle kadın-doğum, yenidoğan yoğun bakım, erişkin yoğun bakım ve obezite cerrahisi gibi 18 farklı branşta, kritik alanlara odaklandık. Aynı zamanda Türkiye'de özel sağlık sektörünün kalite, Ar-Ge ve uluslararası rekabet gücünü artırmak amacıyla TÜSEB ve TÜSKA aracılığıyla önemli adımlar atıyoruz. Denetimler öncesi talepte bulunan özel sağlık hizmet sunucularımıza yönelik kalite ve akreditasyon eğitimlerini, sektör ortalamalarının altında maliyetle sunuyoruz. Kurumlarımıza dünyadaki muadilleriyle karşılaştırıldığında yaklaşık 3'te 1 oranında daha uygun maliyetlerle, uluslararası geçerliliğe sahip akreditasyon hizmeti sunuyoruz' diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>ÜRETEN SAĞLIK VİZYONU</p><p>Özel sektörün 'Üreten Sağlık' vizyonunun ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade eden Memişoğlu, 'Özel hastanelerimizi de tıpkı kamu kuruluşlarında olduğu gibi birinci basamak sağlık merkezleri ile entegre etmek istiyoruz. Temel amacımızın vatandaşlarımıza doğrudan dokunan bir hizmet anlayışı olduğunu özellikle vurgulamak isterim. Bunların hepsi, Türkiye'nin sağlık sisteminde sadece hizmet sunmakla kalmayıp, üreten, inovatif ve uluslararası standartlara uyumlu bir ekosistem oluşturma yolculuğumuzun, 'Sağlıklı Türkiye Yüzyılı' vizyonumuzun bir parçasıdır' dedi.</p><p>Türkiye'nin sağlık ekosistemini hep birlikte daha da büyüteceklerini dile getiren Memişoğlu, 'Maalesef dünyada ve yakın coğrafyamızda üzücü olayların yaşandığı bir dönemden geçiyoruz. Türkiye'miz, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, bu ateş çemberi içinde barışın, huzurun ve iyiliğin temsilcisi olmayı sürdürecektir. Ülkemiz, istikrarını koruyarak hem kendi vatandaşlarını hem de ihtiyaç duyan tüm insanlara el uzatmayı kararlılıkla devam edecektir. Bizler de daha güçlü olmak için gece günü çalışmaya devam edeceğiz' diye konuştu. (DHA)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.gunaydinsamsun.com/bakan-memisoglu-ozel-saglik-kuruluslarimizi-saglik-sistemimizin-ayrilmaz-bir-parcasi-goruyoruz</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Apr 2026 13:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gunaydinsamsuncom.teimg.com/crop/1280x720/gunaydinsamsun-com/uploads/2026/04/agency/dha/bakan-memisoglu-ozel-saglik-kuruluslarimizi-saglik-sistemimizin-ayrilmaz-bir-parcasi-goruyoruz.jpg" type="image/jpeg" length="14124"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Altuntaş: Kanseri parmak iziyle takip ediyoruz]]></title>
      <link>https://www.gunaydinsamsun.com/prof-dr-altuntas-kanseri-parmak-iziyle-takip-ediyoruz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gunaydinsamsun.com/prof-dr-altuntas-kanseri-parmak-iziyle-takip-ediyoruz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ruken KADIOĞLU-Canberk ÖZTÜRK/ANKARA, (DHA)- ANKARA Hematoloji ve Onkoloji Derneği (AHOD) Başkanı Prof. Dr. Fevzi Altuntaş, 'Kanseri artık parmak iziyle takip ediyoruz. Moleküler düzeyde takip ediyoruz, hücre düzeyinde takip ediyoruz, yapay zekayı entegre ediyoruz. Artık dijitalleşmeden faydalanıyoruz. 30 dakika sürecek bir işlemi 5 dakikaya indirebiliyoruz. Bunun raporlama süreçlerini de standardize ediyoruz. Bu bağlamda artık kanserde bir çağ yükleniyor ve bu çağ yapay zeka çağı diyebiliriz' dedi.</p><p>AHOD Başkanı Prof. Dr. Fevzi Altuntaş, Hematoloji ve Onkoloji Derneği Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Öztürk Ateş, Hematoloji ve Onkoloji Derneği Genel Sekreteri Doç. Dr. Fatih Yıldız, Hematoloji ve Onkoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Halil Başar'ın da katılımıyla 1-7 Nisan Ulusal Kanser Haftası dolayısıyla Ankara'da basın toplantısı düzenledi. </p><p>'KANSER ARTIK ÇARESİZ BİR HASTALIK DEĞİLDİR'</p><p>Prof. Dr. Altuntaş, kanseri sadece tedavi şeklinde değil, bir yönetim şeklinde düşünmenin gerektiğini belirterek, 'Kanser artık çaresiz bir hastalık değil, yönetilebilir bir süreçtir. Son yıllarda bilimsel gelişmelerle birlikte kanser alanında köklü bir paradigma değişimi yaşanmakta. Artık hedefimiz sadece hastalığı tedavi etmek değil, erken tanı sağlamak. Doğru risk analiziyle hastayı doğru bir şekilde tedavisi ve yönetimini sağlamak. Bu bağlamda da öz yaklaşımlarla kanseri etkin bir şekilde yönetmeyi arzu ediyoruz. 'Bu bağlamda kanser önlenebilir bir hastalıktır' diyoruz. Sigara, obezite, alkol, güneş ışınlarından korunma ve düzenli aktivitelerle kanser yüzde 30-50 oranda azaltılabilir, önlenebilir. Önlemenin ötesinde, 'Kanserde erken tanı da mümkündür' diyoruz. Bu bağlamda da bakanlığımızın bir ulusal kanser tarama programı var. Kanserde erken tanıyla birlikte 2 şey hayati öneme sahip. Birincisi başarı oranları, erken tanıda yüzde 50'den yüzde 95'lere kadar çıkabilmekte. Yani hastalığı tamamen kontrol etme olasılığımızı arttırmaktayız. 2'inci olarak ölümü konuşuyorsak; ölümü de yüzde 30'lara kadar azaltabiliyoruz. Yani, 'Erken tanı hayat kurtarıyor' diyoruz' dedi.</p><p>'KANSERDE YAPAY ZEKA ÇAĞI YÜKLENİYOR'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Prof. Dr. Altuntaş, genetik anlamda moleküler düzeyde her bir hücrenin parmak izinin çıkarıldığını belirterek, 'Kanseri artık parmak iziyle takip ediyoruz. Moleküler düzeyde takip ediyoruz, hücre düzeyinde takip ediyoruz, yapay zekayı entegre ediyoruz. Artık dijitalleşmeden faydalanıyoruz. 30 dakika sürecek bir işlemi 5 dakikaya indirebiliyoruz. Bunun raporlama süreçlerini de standardize ediyoruz. Bu bağlamda, 'Artık kanserde bir çağ yükleniyor ve bu çağ yapay zeka çağı' diyebiliriz. Yani biz teknolojiyi kullandığımız zaman, moleküler düzeyinde takibi kullandığımız zaman, immunolojik takibi kullandığımız zaman, hedefe yönelik tedaviler ve bireysel tedavilerin önünü açmış oluyoruz. CAR T- hücrelerinin tedavilerinin sonuçları daha olgunlaştı. Başarı oranları her geçen gün teknolojinin gelişmesiyle artmakta. Hemotoloji kanserli hastalar için akıllı ilaçlar dönemi çok hızlı bir şekilde ilerliyor. Kronik lösemilerde artık hapını yuttuğu müddetçe hastalığı kontrol etmek mümkün. Bunların başarısı da yüzde 90-95'lerin üzerinde. Bu ne demektir? Hapını yut, lösemini tut. Önümüzdeki süreçlerde hapını yut, lösemini tut kavramı hematoloji kanserlerinin diğerlerinde de örneğin lenfomalarda, lenf bezi kanserlerinde de gündeme gelecek. Ön sonuçlar bunları gösteriyor' ifadelerini kullandı. </p><p>Prof. Dr. Altuntaş, lenfomalarda immunoterapilerin kullanımının çok hızlı bir şekilde ilerlediğini de vurgulayarak, 'Kök hücre naklinde yeni dönemde, 'Acaba tam uyumlu verici şart mı' sorusu tüm dünyada soruluyor, akademide soruluyor. Teknolojideki gelişmeler ile artık uyumsuz nakillerin de başarı oranlarının uyumlu nakiller kadar yüksek olduğunu gösteriyor. Bu şu demektir, eğer kardeş vericisi yoksa tam uyumlu doku olarak tam uyumlu kardeş vericisi yok ise bu hastalara yeni bir umut demektir. Bu da önemli bir gelişme mi? Hastalar için çok ciddi bir umut, çok önemli bir gelişme, çok önemli bir ışık' dedi.</p><p>'YAPAY ZEKA, TEDAVİ SUNUCULARIN PARTNERİ OLARAK GÖREV ALACAK'</p><p>Doç. Dr. Fatih Yıldız, Türkiye yılda yaklaşık 240 bin yeni kanser hastasının tanı aldığını, daha iyi bir yaşam tarzı ile kanserden korunmanın mümkün olduğunu, erken tanı tarama yöntemlerinin hastalığın tedavi edilmesinde önemli rolü olduğunu belirtti. 1'inci ve 2'inci evrede yakalanan hastaların, 5 yıl ve 10 yıl sonundaki kanserin nüksetme oranlarının oldukça düşük olduğunu söyleyen Yıldız, kanserde yapay zekanın kullanımına ilişkin güzel gelişmeler olduğunu belirterek, 'Burada yapay zekanın size bir yol arkadaşı olması ya da güven sağlayıcı bir partner olmasını beklemek çok doğal bir şey olmayacaktır. O yüzden yapay zeka tabii ki bize tanı ve tedavi süreçlerine destek olacak. Tabii ki daha iyi bir kanser tedavi hizmeti sunmamızda ileriki yıllarda daha da hızlı hizmet sunmamızda yardımcı olacak. Ama tek başına değil, burada kanserde tedavi sunucularının bir partneri olarak görev alacak gibi gözüküyor' ifadelerini kullandı. (DHA)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Ankara</category>
      <guid>https://www.gunaydinsamsun.com/prof-dr-altuntas-kanseri-parmak-iziyle-takip-ediyoruz</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Apr 2026 11:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gunaydinsamsuncom.teimg.com/crop/1280x720/gunaydinsamsun-com/uploads/2026/04/agency/dha/prof-dr-altuntas-kanseri-parmak-iziyle-takip-ediyoruz.jpg" type="image/jpeg" length="39707"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Varikosel erkeklerde kısırlığın nedeni olabilir​']]></title>
      <link>https://www.gunaydinsamsun.com/varikosel-erkeklerde-kisirligin-nedeni-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gunaydinsamsun.com/varikosel-erkeklerde-kisirligin-nedeni-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İSTANBUL, (DHA)- VARİKOSELİN, testisi besleyen toplardamarlarda genişleme ve kan göllenmesi sonucu oluştuğunu söyleyen Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Bülent Erkurt, 'Varikosel, Çoğu zaman belirti vermeden ilerlese de bazı hastalarda ağrıya ve kısırlığa yol açabilir. Özellikle 15-25 yaş arası erkeklerde daha sık görülür. Her varikosel tedavi gerektirmez. Ancak testislerde ağrı, ergenlik döneminde testis küçüklüğü, belirgin damar yapısı ya da çocuk sahibi olamama gibi durumlar varsa mutlaka değerlendirilmelidir' dedi.</p><p> </p><p>Her varikoselin hastalık anlamına gelmediğini ancak bazı durumlarda tedavi gerektirdiğini belirten Medipol Sağlık Grubu'ndan Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Bülent Erkurt, 'Erkeklerde çocuk sahibi olamama ve testis ağrısı şikayetlerinin arkasında genellikle hafife alınan varikosel sorunu yatıyor. Testisleri besleyen toplardamarlarda genişleme olarak bilinen bu rahatsızlık, özellikle genç erkekleri sessizce tehdit ediyor' ifadelerini kullandı.</p><p> </p><p> 'İLAÇLA TEDAVİSİ YOK'</p><p>Tanının fizik muayene ve renkli Doppler ultrason ile kolaylıkla konulabildiğini belirten Prof. Dr. Erkurt, 'Varikoselin ilaçla tedavisi yoktur. Yaklaşık 20-30 dakika süren cerrahiyle sorunlu damarlar düzeltilir. Hastalar kısa sürede günlük yaşamına dönebilir. Mikrocerrahi yöntemle yapılan ameliyatlarda başarı oranı oldukça yüksek. Ameliyat sonrası sperm kalitesinde yüzde 50-70 artış sağlanabiliyor. Doğal gebelik oranlarında ise yüzde 30-50 seviyelerine ulaşabildiğini görüyoruz. Varikosel tedavisi cinsel yaşam üzerinde olumsuz etkisi olmazken, hastaların bu konuda gereksiz endişe taşımaması gerekir' diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p> </p><p>'GENÇLERDE GÖRÜLME SIKLIĞI YÜKSEK'</p><p>Genç erkeklerde sık görülen varikosel, çoğu zaman belirti vermeden ilerliyor ancak bazı hastalarda ağrıya ve kısırlığa yol açabiliyor. Prof. Erkurt, 'Özellikle çocuk sahibi olamayan erkeklerin mutlaka değerlendirilmesi gerekir. Testis toplardamarlarında genişleme ile ortaya çıkan varikoselin her zaman tedavi gerektirmez. Ağrı, testis küçülmesi veya infertilite varsa cerrahi gündeme gelir. Tanı kolay, tedavi ise kısa sürede tamamlanan cerrahiyle mümkün' dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.gunaydinsamsun.com/varikosel-erkeklerde-kisirligin-nedeni-olabilir</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gunaydinsamsuncom.teimg.com/crop/1280x720/gunaydinsamsun-com/uploads/2026/04/agency/dha/varikosel-erkeklerde-kisirligin-nedeni-olabilir.jpg" type="image/jpeg" length="29701"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Aşırı sıcak çay tüketimi, yemek borusu kanseri riskini artırıyor']]></title>
      <link>https://www.gunaydinsamsun.com/asiri-sicak-cay-tuketimi-yemek-borusu-kanseri-riskini-artiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gunaydinsamsun.com/asiri-sicak-cay-tuketimi-yemek-borusu-kanseri-riskini-artiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İSTANBUL, (DHA)- TÜRKİYE'de bazı kanser türlerinin görülme sıklığının bölgesel beslenme alışkanlıklarına bağlı değişebildiğini söyleyen Prof. Dr. Şükrü Çolak, 'Adana ve Çukurova bölgesinde mide kanseri Türkiye ortalamasına yakın seyretmektedir. Yemek borusu (özofagus) kanseri ise daha sık görülmektedir. Bu bölgede kömür ateşinde et tüketimi, aşırı sıcak çay içimi ile baharatlı ve yağlı yemekler risk faktörleri arasında yer alır. Doğu Anadolu'da mide kanseri görece yüksektir. Tandır ekmeği ile tuzlu ve salamura gıdalar risk oluşturabilir. Karadeniz bölgesinde ise turşu ve aşırı tuzlu gıdaların yaygın tüketimi mide kanseri riskini artırabilir. Sebze ve meyve tüketiminin az olması da etkilidir' dedi. </p><p>İstinye Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Şükrü Çolak, Türkiye'de mide ve yemek borusu kanserlerinin görülme sıklığının bölgelere göre değiştiğini belirterek, beslenme alışkanlıklarının bu farklılıkta önemli rol oynadığını söyledi.</p><p>İstinye Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Şükrü Çolak, mide sağlığının yaşam kalitesini doğrudan etkileyen önemli unsurlardan biri olduğunu söyledi. Gastrit, ülser ve reflü gibi mide hastalıklarının toplumda oldukça yaygın görüldüğünü belirten Prof. Dr. Çolak, bu rahatsızlıkların ortaya çıkışında genetik faktörlerin yanı sıra beslenme alışkanlıklarının da belirleyici rol oynadığını ifade etti.</p><p>'MİDE İLK TEPKİYİ VEREN ORGANLARDAN BİRİ'</p><p>Sindirim sistemi organlarının beslenme alışkanlıklarından doğrudan etkilendiğini dile getiren Prof. Dr. Şükrü Çolak, 'Yemek borusu (özofagus), mide ve ince bağırsaklar yeme alışkanlığından en çok etkilenen organlardır. Ancak sindirim sürecinin başlangıcı ve besinlerin midede daha uzun süre kalması nedeniyle ilk tepkiyi genellikle mide verir. Bu tepkiler hafif ekşime ve yanmadan şiddetli ağrıya kadar değişebilir' diye konuştu.</p><p>Prof. Dr. Çolak, gastroözofageal reflüde ağıza acı su gelmesi, öksürük ve boğaz ağrısının sık görüldüğünü belirterek, 'Yemek borusu kanserinde yutma güçlüğü ve kilo kaybı, mide kanserinde ise erken doyma, kilo kaybı ve kansızlığa bağlı halsizlik sık görülen belirtiler arasındadır' ifadelerini kullandı.</p><p>'TÜRK MUTFAĞI ÇOK ZENGİN BİR KÜLTÜRE SAHİP'</p><p>Türk mutfağının tarihsel süreçte birçok kültürden etkilendiğine değinen Prof. Dr. Çolak, 'Orta Asya'dan Anadolu'ya uzanan göç ve ticaret yolları ile Anadolu'nun birçok medeniyete ev sahipliği yapması Türk mutfağını oldukça zengin ve çok yönlü hale getirmiştir. Osmanlı döneminde saray mutfağı dünyanın en gelişmiş mutfaklarından biri haline gelmiştir' dedi.</p><p>Günümüzde Türk mutfağının gastronomi turizmi sayesinde dünya çapında tanınırlık kazandığından bahseden Prof. Dr. Çolak, kebap, baklava, mantı ve kahvaltı kültürünün uluslararası alanda bilinir hale geldiğini belirtti.</p><p>'KANSER ORANLARI BÖLGELERE GÖRE DEĞİŞİYOR'</p><p>Türkiye'de bazı kanser türlerinin görülme sıklığının bölgesel beslenme alışkanlıklarına bağlı olarak değişebildiğini söyleyen Prof. Dr. Şükrü Çolak, şu bilgileri paylaştı:</p><p>'Adana ve Çukurova bölgesinde mide kanseri Türkiye ortalamasına yakın seyretmektedir. Özofagus kanseri ise daha sık görülmektedir. Bu bölgede kömür ateşinde et tüketimi, aşırı sıcak çay içimi ile baharatlı ve yağlı yemekler risk faktörleri arasında yer alır. Doğu Anadolu'da mide kanseri görece yüksektir. Tandır ekmeği ile tuzlu ve salamura gıdalar risk oluşturabilir. Karadeniz bölgesinde ise turşu ve aşırı tuzlu gıdaların yaygın tüketimi mide kanseri riskini artırabilir. Sebze ve meyve tüketiminin az olması da etkilidir.'</p><p>'KAYNAR ÇAY TÜKETİMİNE DİKKAT'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Özellikle Van ve Erzurum gibi bazı bölgelerde çok sıcak çay tüketiminin yemek borusu kanseri riskini artırabileceğini belirten Çolak, 'Aşırı sıcak içecekler yemek borusu mukozasında kronik tahrişe yol açarak kanser riskini artırabilir' dedi.</p><p>'BAZI BESİNLER RİSKİ ARTIRABİLİYOR'</p><p>• Prof. Dr. Çolak, aşağıdaki beslenme alışkanlıklarının mide kanseri riskini artırabileceğini söyledi: </p><p>'Aşırı tuzlu gıdalar (turşu ve salamura ürünler)</p><p>'İşlenmiş et ürünleri (salam, sucuk, sosis)</p><p>'Fazla kırmızı et ve yağlı yiyecekler</p><p>'Sigara ve alkol kullanımı</p><p>'Yaşam tarzı değişiklikleri önemli'</p><p>Beslenme ve yaşam tarzı değişikliklerinin reflü ve mide hastalıklarının kontrolünde önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Çolak, 'Asitli, yağlı ve baharatlı yiyeceklerden kaçınmak, küçük porsiyonlarla sık öğünler tüketmek ve yemek sonrası dik pozisyonda kalmak mide rahatsızlıklarının kontrolünde önemli stratejilerdir' dedi.</p><p>'ERKEN TANI HAYAT KURTARIYOR'</p><p>Yemek borusu ve mide kanserlerinde erken tanının önemine dikkat çeken Prof. Dr. Çolak, 'Endoskopik incelemelerin yaygınlaşması sayesinde kanser öncesi lezyonlar ve erken dönem kanserler daha sık tespit edilebilmektedir. Orta ve ileri evre tümörler ise endoskopik ultrason, tomografi, MR ve PET gibi görüntüleme yöntemleriyle ayrıntılı şekilde değerlendirilmektedir' diye konuştu. </p><p>Prof. Dr. Şükrü Çolak, mide ve yemek borusuyla ilgili şikâyetlerin ihmal edilmemesi gerektiğini dikkat çekerek, 'Beslenme alışkanlıklarımız nedeniyle bu kanserler ülkemizde küçümsenmeyecek oranda görülmektedir. Bu nedenle belirtiler önemsenmeli ve gerekli incelemeler yapılmalıdır' ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.gunaydinsamsun.com/asiri-sicak-cay-tuketimi-yemek-borusu-kanseri-riskini-artiriyor</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 09:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gunaydinsamsuncom.teimg.com/crop/1280x720/gunaydinsamsun-com/uploads/2026/04/agency/dha/asiri-sicak-cay-tuketimi-yemek-borusu-kanseri-riskini-artiriyor.jpg" type="image/jpeg" length="34629"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Ani kalp durmalarında doğru yöntem ve erken müdahale hayat kurtarıyor']]></title>
      <link>https://www.gunaydinsamsun.com/ani-kalp-durmalarinda-dogru-yontem-ve-erken-mudahale-hayat-kurtariyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gunaydinsamsun.com/ani-kalp-durmalarinda-dogru-yontem-ve-erken-mudahale-hayat-kurtariyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İSTANBUL, (DHA)- BAŞAKŞEHİR'de meydana gelen trafik kazasının ardından kalbi duran polis memuru başarılı kalp masajı (CPR) müdahalesiyle hayata döndü. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bilal Boztosun, 'Ani kalp durmalarında profosyonel ve zamanında yapılan müdahale hayati önem taşıyor. Eğitimi olmayan kişiler öncelikle hastayı güvenli bir şekilde solutmaya çalışmalı, vakit kaybetmeden 112'yi aramalı' dedi.</p><p> </p><p>Medipol Mega Üniversite Hastanesi'nden Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bilal Boztosun, 'Kalp durması vakalarında yaşamla ölüm arasındaki o ince çizgi, saniyelerle ve müdahaleyi yapan ellerin tecrübesiyle belirleniyor. Başakşehir'deki trafik kazasının ardından kalbi duran polis memuru, profesyonel kalp masajı müdahalesiyle hayata tutunarak doğru ilk yardımın gücünü kanıtladı' ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Boztosun, özellikle stadyum, halı saha ve konser alanı gibi kalabalık ortamlarda aniden gelişen kalp durmalarına karşı vatandaşların nasıl davranması gerektiğini anlattı.</p><p> </p><p>Kalp durması gibi kritik durumlarda resüsitasyon, yani yeniden canlandırma ya da CPR uygulamalarının doğru kişiler tarafından yapıldığında son derece başarılı sonuçlar verebildiğini belirten Prof. Dr. Boztosun, 'Özellikle genç hastalarda olumlu geri dönüşler daha sık görülebiliyor. Bazı vakalarda 45 dakika, 1 saat, hatta 1,5 saate kadar yeniden canlandırma uygulanıyor ve ehil ellerde hastalar yeniden hayata döndürülebiliyor. Ne kadar erken kalp masajı, erken solunum desteği ve erken müdahale edilirse hem sağ kalım hem de kalbin ve beynin yeniden fonksiyon kazanması açısından o kadar iyi sonuçlar elde ediliyor' ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p> </p><p>'EĞİTİMİNİZ YOKSA ÖNCE HASTAYI RAHAT NEFES ALIR HÂLE GETİRİN'</p><p>Kalp masajı konusunda eğitimi olmayan vatandaşlara da uyarılarda bulunan Prof. Dr. Boztosun, 'Bilinçsiz müdahale ciddi riskler doğurabilir. Böyle durumlarda ilk olarak hastanın rahat nefes alabileceği bir pozisyona getirilmesi gerekir. Boynu sıkan kravat, bağ ya da kıyafetlerin gevşetilmesi, hastanın uygun bir ortama alınmasını ve kusma varsa akciğerlere kaçışı önleyecek şekilde pozisyon verilmesi gerekir. Bu ilk adımların ardından mutlaka 112 Acil Sağlık ekiplerine haber verilmesi gerekir' dedi.</p><p> </p><p>'GECİKME BAŞARI ŞANSINI AZALTIYOR'</p><p>İnsanların yoğun bulunduğu halı sahalar, konser alanları, stadyumlar ve benzeri kalabalık ortamlarda da benzer acil durumlarla karşılaşılabildiğini belirten Prof. Dr. Boztosun, 'Beynin uzun süre oksijensiz kalması ciddi risk oluşturur. Kalp yeniden çalışsa bile beynin aynı şekilde toparlanamayabilir. Bu nedenle ani kalp durmalarında saniyeler bile büyük önem taşır' diye konuştu.</p><p> </p><p>'YANLIŞ MÜDAHALE ZARAR VEREBİLİR'</p><p>Prof. Dr. Boztosun, her bilinç kaybı ya da nöbet tablosunun kalp durması anlamına gelmeyebileceğini de hatırlattı. Bazen epilepsi ya da sara nöbeti geçiren hastalara kalp krizi geçiriyor düşüncesiyle yanlış müdahale yapılabildiğini belirten Prof. Dr. Boztosun, bu durumun istenmeyen sonuçlara yol açabileceğini ifade etti. Vatandaşların yalnızca bu konuda profesyonel eğitim aldıysa müdahalede bulunması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Boztosun, aksi durumda en doğru adımın hastayı güvenli tutmak ve vakit kaybetmeden 112'yi aramak olduğunu söyledi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.gunaydinsamsun.com/ani-kalp-durmalarinda-dogru-yontem-ve-erken-mudahale-hayat-kurtariyor</guid>
      <pubDate>Mon, 30 Mar 2026 15:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gunaydinsamsuncom.teimg.com/crop/1280x720/gunaydinsamsun-com/uploads/2026/03/agency/dha/ani-kalp-durmalarinda-dogru-yontem-ve-erken-mudahale-hayat-kurtariyor.jpg" type="image/jpeg" length="11811"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bakan Ersoy, TOGEM-DER Yönetim Kurulu Başkanı Sekmen ile görüştü]]></title>
      <link>https://www.gunaydinsamsun.com/bakan-ersoy-togem-der-yonetim-kurulu-baskani-sekmen-ile-gorustu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gunaydinsamsun.com/bakan-ersoy-togem-der-yonetim-kurulu-baskani-sekmen-ile-gorustu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>ANKARA, (DHA)- KÜLTÜR ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Toplumsal Gelişim Eğitim ve Sosyal Dayanışma Derneği (TOGEM-DER) Yönetim Kurulu Başkanı Belma Sekmen ile bir araya geldi. </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre; Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, İstanbul Atatürk Kültür Merkezi'nde TOGEM-DER Yönetim Kurulu Başkanı Belma Sekmen ile bir araya geldi. Bakan Ersoy'un, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan'ın himayesinde 2005 yılında kurulan TOGEM-DER'in Başkanı Sekmen ile gerçekleştirdiği görüşmede, okuma kültürünün yaygınlaştırılması ve bilgiye erişimin artırılması hedefiyle atılabilecek adımlar ele alındı. </p><p>'ORTAK PROJELER ÜZERİNE DEĞERLENDİRME YAPTIK'</p><p>Bakan Ersoy, sanal medya hesabından görüşmeye ilişkin yaptığı açıklamada, 'Toplumun her kesimine erişen, çocuklar ve gençler başta olmak üzere dezavantajlı grupları bilgiyle buluşturacak yeni nesil kütüphane modelleri, gezici ve mahalle odaklı kütüphane uygulamaları ile okuma kültürünü yaygınlaştırmaya yönelik ortak projeler üzerine verimli bir değerlendirme yaptık. Eğitim, sosyal dayanışma ve hayır çalışmalarıyla topluma dokunan bu yaklaşımı, kültür ve bilgiye erişimi artıracak projelerle destekleyeceğiz ve bu süreci daha da ileri taşıyacağız' dedi. (DHA)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Ankara</category>
      <guid>https://www.gunaydinsamsun.com/bakan-ersoy-togem-der-yonetim-kurulu-baskani-sekmen-ile-gorustu</guid>
      <pubDate>Sat, 28 Mar 2026 15:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gunaydinsamsuncom.teimg.com/crop/1280x720/gunaydinsamsun-com/uploads/2026/03/agency/dha/bakan-ersoy-togem-der-yonetim-kurulu-baskani-sekmen-ile-gorustu.jpg" type="image/jpeg" length="94264"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Kalın bağırsak kanserinde erken teşhis hayat kurtarıyor']]></title>
      <link>https://www.gunaydinsamsun.com/kalin-bagirsak-kanserinde-erken-teshis-hayat-kurtariyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gunaydinsamsun.com/kalin-bagirsak-kanserinde-erken-teshis-hayat-kurtariyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>ANKARA, (DHA)- GENEL Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Burak Hüseyin, kalın bağırsak (kolorektal) kanserinin erken teşhis edildiğinde yüzde 90'ın üzerinde tedavi edilebildiğini belirterek, 'Özellikle 50 yaş üstü bireyler için düzenli tarama programları hayati önem taşımaktadır' dedi.</p><p>Lokman Hekim Etlik Hastanesi'nden Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Burak Hüseyin, 1-31 Mart Kalın Bağırsak Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında farkındalığın artırılmasına yönelik açıklamalarda bulundu. Op. Dr. Hüseyin, dünya genelinde en sık görülen kanser türleri arasında yer alan kalın bağırsak kanserinin, çoğu zaman bağırsakta oluşan poliplerin yıllar içinde kansere dönüşmesiyle ortaya çıktığını ifade etti. Op. Dr. Hüseyin, bu sürecin erken dönemde tespit edilmesi halinde hastalığın önlenebildiğini söyleyerek, 'Kalın bağırsak kanseri, önlenebilir kanser türleri arasında yer alıyor. Kalın bağırsak (kolorektal) kanseri erken teşhis edildiğinde yüzde 90'ın üzerinde tedavi edilebilir. Bu nedenle erken tanı büyük önem taşıyor' diye konuştu.</p><p>Kalın bağırsak kanseri riskinin bazı faktörlere bağlı olarak arttığını belirten Op. Dr. Hüseyin, 'Özellikle 50 yaş üstü bireyler için düzenli tarama programları hayati önem taşımaktadır. 50 yaş ve üzerindeki bireyler, ailesinde kanser öyküsü bulunanlar, aşırı kırmızı et ve işlenmiş gıda tüketenler ile hareketsiz yaşam sürenlerin risk grubunda yer almaktadır. Hastalık erken dönemde belirti vermeyebilir ancak dışkılama alışkanlıklarında değişiklik, dışkıda kan görülmesi, karın ağrısı, şişkinlik, açıklanamayan kilo kaybı ve halsizlik gibi şikayetler dikkate alınmalıdır. Türkiye'de Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen tarama programları hastalığın erken teşhisinde önemli rol oynamaktadır. 50-70 yaş arasındaki bireylerin iki yılda bir gaitada gizli kan testi yaptırması önerilir. Kolonoskopi ise bağırsakların detaylı incelenmesini sağlar ve riskli poliplerin kansere dönüşmeden tespit edilmesine imkân tanır. Bu yöntemin 10 yılda bir uygulanması tavsiye edilir' dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Op. Dr. Hüseyin, kalın bağırsak kanseri riskini azaltmak için sağlıklı yaşam alışkanlıklarının benimsenmesi gerektiğine dikkati çekerek 'Lif açısından zengin beslenme, düzenli fiziksel aktivite, işlenmiş gıdalardan uzak durma ve ideal kilonun korunması önemli. 50 yaşından itibaren herhangi bir şikayet olmasa dahi düzenli tarama yaptırılması gerekir. Unutmayalım ki erken teşhis hayat kurtarır' diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Ankara</category>
      <guid>https://www.gunaydinsamsun.com/kalin-bagirsak-kanserinde-erken-teshis-hayat-kurtariyor</guid>
      <pubDate>Sat, 28 Mar 2026 09:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gunaydinsamsuncom.teimg.com/crop/1280x720/gunaydinsamsun-com/uploads/2026/03/agency/dha/kalin-bagirsak-kanserinde-erken-teshis-hayat-kurtariyor.jpg" type="image/jpeg" length="25629"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Göğüs Deformitesi ve Skolyozlu Hastaya Özel Ameliyat]]></title>
      <link>https://www.gunaydinsamsun.com/gogus-deformitesi-ve-skolyozlu-hastaya-ozel-ameliyat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gunaydinsamsun.com/gogus-deformitesi-ve-skolyozlu-hastaya-ozel-ameliyat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Samsun Şehir Hastanesi’nde 69 yaşındaki hastanın kalbi 3 saat durduruldu, aort damarı yapay damarla değiştirildi. Hasta sağlığına kavuştu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Samsun’da gerçekleştirilen zorlu bir kalp ameliyatı, tıp literatürüne örnek olacak bir başarıya sahne oldu. Doğuştan gelen deformasyonları bulunan 69 yaşındaki Ali Akan’ın kalbi 3 saat durdurularak aort damarı değiştirildi.</strong></p>

<p>Samsun Şehir Hastanesi’nde gerçekleştirilen kritik operasyonla, doğuştan göğüs kafesi deformitesi ve ileri düzey skolyozu bulunan Ali Akan (69), yeniden sağlığına kavuştu.</p>

<p>Yaklaşık 10 yıl önce aort genişlemesi teşhisi konulan Akan, son dönemde artan nefes darlığı ve halsizlik şikayetleriyle hastaneye başvurdu. Yapılan tetkiklerde, hayati risk taşıyan ciddi aort genişlemesi ve kapak yetmezliği tespit edildi.</p>

<h3><strong>Nadir Görülen Damar Yapısı Tespit Edildi</strong></h3>

<p>Doktorlar, hastada “dolikoaorta” olarak adlandırılan ve aortun normalden uzun ve kıvrımlı olduğu nadir bir damar yapısı bulunduğunu belirledi.</p>

<p>Ayrıca göğüs kafesi deformitesi nedeniyle kalp ve büyük damarların vücut içindeki konumunun da farklı olduğu tespit edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>Kalbi 3 Saat Durduruldu</strong></h3>

<p>Zorlu anatomik yapı nedeniyle standart cerrahi yöntemlerin dışına çıkılarak özel bir ameliyat planı hazırlandı.</p>

<p>Yaklaşık 4 saat süren operasyonda hastanın kalbi 3 saat boyunca durduruldu. Bu süreçte kalp-akciğer makinesi kullanılarak dolaşım sağlandı.</p>

<h3><strong>Yapay Damarla Hayata Yeniden Tutundu</strong></h3>

<p>Ameliyat sırasında genişlemiş ve uzamış aort damarı tamamen çıkarılarak yerine biyolojik kapaklı yapay damar yerleştirildi.</p>

<p>Cerrahi ekip, damar bağlantılarında ileri teknikler kullanarak operasyonu başarıyla tamamladı.</p>

<h3><strong>12 Gün Sonra Taburcu Edildi</strong></h3>

<p>Ameliyat sonrası süreci sorunsuz geçen Ali Akan, 12 gün süren tedavisinin ardından taburcu edildi.</p>

<p>Operasyonu gerçekleştiren ekip, hastanın kalp ritminin kendiliğinden normale döndüğünü ve herhangi bir ek destek tedavisine ihtiyaç duyulmadığını açıkladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.gunaydinsamsun.com/gogus-deformitesi-ve-skolyozlu-hastaya-ozel-ameliyat</guid>
      <pubDate>Thu, 26 Mar 2026 21:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gunaydinsamsuncom.teimg.com/crop/1280x720/gunaydinsamsun-com/uploads/2026/03/yapay-damar-1.jpg" type="image/jpeg" length="39839"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Doç. Dr. Doğan: Yılda 12 bin kişi bir uzvunu kaybediyor, en büyük sebebi diyabet]]></title>
      <link>https://www.gunaydinsamsun.com/doc-dr-dogan-yilda-12-bin-kisi-bir-uzvunu-kaybediyor-en-buyuk-sebebi-diyabet</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gunaydinsamsun.com/doc-dr-dogan-yilda-12-bin-kisi-bir-uzvunu-kaybediyor-en-buyuk-sebebi-diyabet" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Mehmet YİRUN-Mehmetcan ARSLAN/TEKİRDAĞ, (DHA)- TEKİRDAĞ Namık Kemal Üniversitesi'nden (NKÜ) Doç. Dr. Mustafa Doğan, Türkiye'de yılda 12 bin kişinin bir şekilde uzvunu kaybettiğini, bunun en büyük sebebinin diyabet olduğunu belirterek, 'Şeker hastalığını kontrol altına aldığımızda, uzuvlarda oluşan yaralanmaları da başlangıç aşamasına tedavi ettirirsek bu hastalıklar önlenebilir ve kontrol altına alınabilir' dedi.</p><p>NKÜ Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mustafa Doğan, dengesiz beslenme ve hareketsizlikle birlikte genetik faktörlerle de görülebilen diyabet ve alınması gereken önlemlerle ilgili açıklamada bulundu. Diyabetin oluşturduğu tehlikeyi görmek için rakamlara bakılması gerektiğini söyleyen Doç. Dr. Doğan, 'Bundan 10 yıl önce ülkemizdeki diyabetli hasta sayısı 6-7 milyon civarındayken, bugün 12 milyon rakamları telaffuz edilmektedir. Yani son 10 yılda bizdeki diyabet ve hasta sayısı tam iki katına çıkmış. 'Bunun temel nedeni ne olabilir' dediğimizde, 10 yılda aslında yaşam alışkanlıklarımız değişti. Bir daha sedanter yaşamaya başladık, hareketimiz azaldı. Daha az yürüyoruz, daha az efor sarf ediyoruz ya da spor yapıyoruz. İkinci neden de beslenme alışkanlığımız. Evde yemek yapma kültürümüz kayboldu. Hazır gıdalar tüketiyoruz. Ambalajlı gıdalar, donmuş gıdalar. Bu iki faktör bir araya geldiğinde şeker hastalığı artışını tetikleyen temel faktör olduğunu söyleyebiliriz' diye konuştu.</p><p>'UZUV KAYIPLARINA NEDEN OLAN BİR HASTALIK'</p><p>Diyabetin, yalnızca şekerin yükselmesinden ibaret olmadığına dikkat çeken Doç. Dr. Mustafa Doğan, 'Bunun küçük damarlar üzerinde oluşturduğu zararlarla, organ ve uzuv kayıplarına neden olan bir hastalık. Görme kaybı olabilir, göz damarlarını etkiler. Böbrek yetmezliği, diyalizin sık sebepleri arasında. Sessiz, sinsi kalp krizine neden olabilir ki bunun dışında hissizlik, his duyusunun kaybına bağlı olarak organlarımızdaki oluşan hasarı, travmayı, yaralanmayı algılayamamamıza da sebebiyet verebiliyor. Bu nedenle de 'diyabetik ayak' dediğimiz, ayak ve uzuv kayıplarına neden olan ampütasyonlara neden olan klinik tablolara sebebiyet verebilmekte' ifadelerini kullandı. </p><p>'AYAK HİJYENİ VE KONFORUNU SAĞLAMALILAR'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Doç. Dr. Doğan, şeker hastası olup beden gücüyle çalışan insanların vücut konforuna dikkat etmesi gerektiğini belirterek, 'Peki, bunu kontrol altına alabilmek için ne yapmalıyız? Özellikle diyabet hastaları her rutin hastane ziyaretlerinde ayak kontrollerini yapmalılar. Günlük kendileri eve vardıklarında uygun ayak hijyenini sağlamalılar ve konforlu bir ayakkabı giyinmeliler. Ayakkabının markasına, şekline değil, yumuşak, ayağı kavrayan ve ayak dokusuna zarar vermeyen bir ayakkabı kullanmalılar' dedi. </p><p>DİYABET, KONTROL ALTINA ALINABİLİR BİR HASTALIK </p><p>Doç. Dr. Mustafa Doğan, diyabetin kontrol altına alınabilir bir hastalık olduğunu belirterek, şöyle konuştu:</p><p>'Bugün yıllık 12 bin ampütasyondan bahsediyoruz. Yani 12 bin insan her yıl bir şekilde bir uzvunu kaybetmektedir. Bunun en büyük sebebi de şeker hastalığıdır. Şeker hastalığını kontrol altına aldığımızda; ki şeker hastalığının temel 3 sacayağı var. Bunlardan biri ilaç; düzgün ilaçlarını kullanacak, beslenmesine dikkat edecek, günlük bir egzersiz yapacak. Bunları sağladığımızda şeker hastalığını kontrol altına alıyoruz. Uzuvlarda oluşan yaralanmaları da başlangıç aşamasına tedavi ettirirsek bu hastalıklar önlenebilir ve kontrol altına alınabilir.' (DHA)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.gunaydinsamsun.com/doc-dr-dogan-yilda-12-bin-kisi-bir-uzvunu-kaybediyor-en-buyuk-sebebi-diyabet</guid>
      <pubDate>Tue, 24 Mar 2026 09:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gunaydinsamsuncom.teimg.com/crop/1280x720/gunaydinsamsun-com/uploads/2026/03/agency/dha/doc-dr-dogan-yilda-12-bin-kisi-bir-uzvunu-kaybediyor-en-buyuk-sebebi-diyabet.jpg" type="image/jpeg" length="10240"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Kadınlarda böbrek taşı görülme oranı arttı']]></title>
      <link>https://www.gunaydinsamsun.com/kadinlarda-bobrek-tasi-gorulme-orani-artti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gunaydinsamsun.com/kadinlarda-bobrek-tasi-gorulme-orani-artti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Böbrek taşlarının en sık 20-50 yaş arası erişkinlerde görüldüğünü işaret eden Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Kaplan, 'Eskiden her 3 erkek hastaya karşılık yaklaşık 1 kadın böbrek taşı şikayeti yaşarken, günümüzde bu fark kapandı ve oran 2'ye 1 seviyesine kadar geriledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Medical Park TEM Hastanesi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Kaplan, böbrek taşlarının oluşumu, belirtileri ve tedavi yöntemleri hakkında uyarılarda bulunarak, düzenli sıvı tüketimi, dengeli beslenme ve yaşam tarzı değişikliklerinin böbrek sağlığını korumada hayati önem taşıdığını söyledi.</p>

<p><strong>BÖBREK SAĞLIĞINI KORUMAK İÇİN ÖNERİLER</strong></p>

<p>Böbrek taşlarının idrarda bulunan minerallerin ve tuzların kristalleşmesi ile meydana geldiğini söyleyen Prof. Dr. Kaplan, 'Normalde bu maddeler idrar yoluyla vücuttan atılır. Ancak idrarın yoğunlaşması, yetersiz sıvı alımı ve bazı metabolik durumlar taş oluşumuna zemin hazırlar. Mikroskobik kristaller zamanla birleşir ve böbrek taşlarını oluşturur. Taşlar çoğunlukla böbreklerde başlasa da üreter veya mesane gibi idrar yollarının diğer bölümlerinde de bulunabilir' diye konuştu.</p>

<p><strong>'HER 10 KİŞİDEN BİRİNDE BÖBREK TAŞI VAR'</strong></p>

<p>Böbrek taşlarının her yaşta görülebileceğini ifade eden Prof. Dr. Kaplan, 'Böbrek taşları en sık 20-50 yaş arası erişkinlerde görülür. Toplumda her 10 kişiden biri yaşamının bir döneminde taş geliştirebilir. Son yıllarda görülme sıklığı arttı; bunun başlıca nedenleri sedanter yaşam, obezite, sağlıksız beslenme ve metabolik hastalıklardır. 'Eskiden her 3 erkek hastaya karşılık sadece 1 kadın böbrek taşı şikayeti yaşarken, günümüzde bu fark kapandı ve oran 2'ye 1 seviyesine kadar geriledi. Dolayısıyla, kadınlarda böbrek taşı görülme oranı geçmişe göre arttı. Bu değişimde özellikle obezite ve diyabet gibi metabolik hastalıkların toplumda giderek daha sık görülmesinin önemli rol oynadığı düşünülmektedir' dedi.</p>

<p><strong>'YETERSİZ SU TÜKETİMİ, AŞIRI HAYVANSAL PROTEİN ALIMI TETİKLİYOR'</strong></p>

<p>Prof. Dr. Kaplan, böbrek taşlarının oluşumunda etkili olan başlıca faktörleri şöyle paylaştı:</p>

<p>'Yetersiz su tüketimi, aşırı tuz kullanımı ve hayvansal protein alımı, fazla C vitamini, ailede taş öyküsü, metabolik hastalıklar, idrar yolu enfeksiyonları ve üriner sistemin yapısal bozuklukları taş oluşumunu artırır. Çocuklarda genellikle metabolik nedenler ön plandadır. Hareketsizlik ve obezite de önemli risk faktörlerindendir.'</p>

<p><strong>'ANİ VE ŞİDDETLİ AĞRI GÖRÜLÜYOR'</strong></p>

<p>Böbrek taşlarının en sık görülen belirtisinin ani ve şiddetli yan ağrısı olduğunu söyleyen Prof. Dr. Kaplan, 'Renal kolik olarak adlandırılan bu ağrı genellikle bel bölgesinde başlar ve kasığa yayılır. Taş üreter boyunca ilerlerse sık idrara çıkma ve sürekli idrar yapma hissi de ortaya çıkabilir. Ayrıca idrarda kan, bulantı, kusma ve idrar yaparken yanma görülebilir. Ağrının şiddeti taşın boyutuna, yerleşimine ve idrar akımına bağlıdır' dedi.</p>

<p><strong>'BAZI TAŞLAR BELİRTİ VERMEYEBİLİR'</strong></p>

<p>Sessiz taşlara da dikkat çeken Prof. Dr. Kaplan, 'Bazı taşlar yıllarca sessiz şekilde böbrekte kalabilir veya idrar yolundan fark edilmeden atılabilir. Bu taşlar genellikle başka nedenlerle yapılan ultrason veya tomografi sırasında tesadüfen bulunur. Ancak uzun süre fark edilmeyen taşlar böbrek fonksiyonlarını bozabilir ve böbreğin tamamen çalışmaz hâle gelmesine yol açabilir. Bu yüzden düzenli kontroller çok önemlidir' ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>'ISPANAK, PANCAR VE ÇİKOLATA RİSKİ ARTIRIYOR'</strong></p>

<p>Taş oluşumunu önlemede yeterli sıvı alımının kritik olduğuna değinen Prof. Dr. Kaplan, şu bilgileri paylaştı:</p>

<p>'Günlük sıvı alımı 1,2 litre altında olursa taş riski belirgin şekilde artar. Ortalama 2,5-3 litre sıvı tüketimi öneriyoruz. Sıvıyı gün boyunca düzenli aralıklarla almak idrarı seyrelterek kristal oluşum riskini azaltır. Kısa sürede çok miktarda sıvı içmek fayda sağlamaz. Aşırı tuz, fazla hayvansal protein ve oksalat açısından zengin gıdalar (ıspanak, pancar, çikolata, bazı kuruyemişler) taş oluşumunu artırır. Yüksek doz C vitamini metabolizma sırasında oksalata dönüşerek risk yaratabilir. Dengeli beslenmek ve yeterli su içmek koruyucu etki sağlar.'</p>

<p><strong>TEDAVİ YÖNTEMLERİ</strong></p>

<p>Böbrek taşlarının tedavisinde taşın boyutu, yerleşimi ve böbrek fonksiyonları belirleyici olduğunu kaydeden Prof. Dr. Kaplan, 'Küçük taşlar bol sıvı ve medikal tedavi ile kendiliğinden düşebilir. Daha büyük veya rahatsızlık veren taşlar için teknolojik yöntemler uygulanır. Bunlar arasında vücut dışı şok dalgaları ile taş kırma (ESWL), endoskopik taş cerrahileri, perkütan nefrolitotomi (PNL), laparoskopik ve robotik cerrahiler bulunur. Açık cerrahi artık nadiren tercih edilir.'</p>

<p><strong>TEKRARLAYAN TAŞLARI ÖNLEMEK İÇİN TAVSİYELER</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Prof. Dr. Kaplan, taşların tekrarlamasını önlemede şu tavsiyelerde bulundu:</p>

<p>'Taşın türü araştırılmalı ve önlemler buna göre alınmalıdır. Düzenli ve yeterli su içmek, tuz ve hayvansal protein alımını azaltmak, dengeli beslenmek ve düzenli fiziksel aktivite taş oluşumunu engeller. Bazı durumlarda taş önleyici ilaç tedavileri de gerekebilir.'</p>

<p>Böbrek sağlığı için yapılacak en önemli adımların aslında sağlıklı yaşamın temel kuralları olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Kaplan, 'Yeterli su içmek, tuz ve işlenmiş gıdaları sınırlamak, dengeli beslenmek, düzenli egzersiz yapmak ve sağlık kontrollerini aksatmamak böbrek taşlarını önlemede büyük fark yaratır. Sessiz ilerleyen taşları ancak bu şekilde tespit edebilir ve böbrek fonksiyonlarımızı koruyabiliriz' diyerek açıklamalarını sonlandırdı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.gunaydinsamsun.com/kadinlarda-bobrek-tasi-gorulme-orani-artti</guid>
      <pubDate>Mon, 23 Mar 2026 09:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gunaydinsamsuncom.teimg.com/crop/1280x720/gunaydinsamsun-com/uploads/2026/03/mustafa-kaplan-bobrek-tasi.jpg" type="image/jpeg" length="82419"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Portakal suyu kalp ve beyin sağlığını olumlu etkiliyor']]></title>
      <link>https://www.gunaydinsamsun.com/portakal-suyu-kalp-ve-beyin-sagligini-olumlu-etkiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gunaydinsamsun.com/portakal-suyu-kalp-ve-beyin-sagligini-olumlu-etkiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kardiyoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Erhan Gönen, 'Yapılan araştırmalar portakal suyunun doğru miktarda tüketildiğinde kalp ve beyin sağlığı üzerinde olumlu etkiler gösterebildiğini ortaya koydu' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Medipol Üniversitesi Pendik Hastanesi'nden Kardiyoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Erhan Gönen, portakalın içerdiği antioksidan maddelerin damar sağlığını korumada önemli rol oynayabileceğini belirtti.</p>

<p>'MEYVENİN KENDİSİ DAHA FAYDALI'</p>

<p>Portakal suyunun kan şekerini hızlı yükselttiği yönünde yaygın bir görüş bulunduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Gönen, bu durumun tüketim şekliyle ilgili olduğuna dikkat çekti. Dr. Öğr. Üyesi Gönen, 'Bir insan bir oturuşta 3 - 4 portakalı kolayca yiyemez. Ancak meyve suyu hazırlanırken genellikle 3 - 4 portakal kullanılır ve bu da kısa sürede tüketildiğinde kan şekerinde daha hızlı bir yükselmeye neden olabilir. Ayrıca meyve suyu hazırlanırken meyvenin posasındaki lifler de büyük ölçüde kaybedilir' dedi.</p>

<p>DOĞRU MİKTARDA TÜKETİLDİĞİNDE FAYDALI</p>

<p>Araştırmalarda portakal suyunun ölçülü tüketildiğinde sağlık açısından olumlu etkilerinin görüldüğünü ifade eden Dr. Gönen, 'Günde yaklaşık 100-200 mililitre gibi miktarlarda tüketildiğinde portakal suyunun ani şeker yükselmesine neden olmadığı ve kalp sağlığı üzerinde olumlu etkiler oluşturabildiği görülüyor. Portakalın içerdiği flavonoidler ve antioksidan maddeleri damar sağlığı açısından önemli. Bu maddelerin vücuttaki iltihabi süreçleri baskılamaya yardımcı olabiliyor. Bu antioksidanlar damar duvarındaki inflamasyonu azaltarak kalp krizi riskini düşürmeye katkı sağlayabilir. Aynı zamanda beyin damarları üzerindeki etkileri sayesinde inme, Alzheimer ve Parkinson gibi hastalıkların gelişimi üzerinde de olumlu etkiler gösterebilir' diye konuştu.</p>

<p>'BAĞIRSAK SAĞLIĞINI DA DESTEKLİYOR'</p>

<p>Portakalın lif içeriği sayesinde bağırsak sağlığı üzerinde de olumlu etkileri olduğunu belirten Dr. Gönen, sağlıklı bir bağırsak florasının vücuttaki vitamin ve antioksidan emilimini doğrudan etkilediğini belirterek 'Bağırsak sağlığı iyi olmadığında C vitamini, B vitamini ve flavonoid gibi faydalı maddelerin emilimi de azalabilir. Bu nedenle lif açısından zengin meyveler bağırsak mikrobiyotasını destekleyerek genel sağlığa katkı sağlayabilir' dedi.</p>

<p>'TAZE SIKILMIŞ MEYVE SUYU DAHA SAĞLIKLI'</p>

<p>Meyvenin kendisinin tüketilmesinin her zaman daha doğru bir seçenek olduğunu vurgulayan Dr. Gönen, hızlı tüketim gereken durumlarda ise taze sıkılmış meyve suyunun paketli ürünlere göre daha sağlıklı olduğunu belirterek 'Evde hazırlanmış portakal suyu, katkı maddesi içeren hazır meyve sularına göre daha sağlıklı bir alternatiftir. Haftada birkaç gün yaklaşık 300 mililitre taze sıkılmış portakal suyu tüketiminin kalp ve beyin sağlığına olumlu katkıları olabileceğini gösteren çalışmalar bulunuyor' diye konuştu.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.gunaydinsamsun.com/portakal-suyu-kalp-ve-beyin-sagligini-olumlu-etkiliyor</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Mar 2026 09:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gunaydinsamsuncom.teimg.com/crop/1280x720/gunaydinsamsun-com/uploads/2026/03/agency/dha/portakal-suyu-kalp-ve-beyin-sagligini-olumlu-etkiliyor.jpg" type="image/jpeg" length="89942"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bakan Memişoğlu: 36 ilaç daha geri ödeme kapsamına alındı]]></title>
      <link>https://www.gunaydinsamsun.com/bakan-memisoglu-36-ilac-daha-geri-odeme-kapsamina-alindi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gunaydinsamsun.com/bakan-memisoglu-36-ilac-daha-geri-odeme-kapsamina-alindi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>ANKARA, (DHA)- SAĞLIK Bakanı Kemal Memişoğlu, 'Diyabet, hemofili, enfeksiyon hastalıkları, alerji aşıları ve kan ürünleri başta olmak üzere; 27'si yerli olarak üretilen toplam 36 ilaç daha geri ödeme kapsamına alındı' dedi. </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, sanal medya hesabından yaptığı açıklamada, 'Bayramımızın bereketi, yerli şifa müjdesi. Diyabet, hemofili, enfeksiyon hastalıkları, alerji aşıları ve kan ürünleri başta olmak üzere; 27'si yerli olarak üretilen toplam 36 ilaç daha geri ödeme kapsamına alındı. Vatandaşlarımızın en güncel tedavilere erişimini güçlendirmeye, sağlıkta yerli üretimi desteklemeye kararlılıkla devam ediyoruz. Ülkemize ve milletimize hayırlı olsun' ifadelerini kullandı. (DHA)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Ankara</category>
      <guid>https://www.gunaydinsamsun.com/bakan-memisoglu-36-ilac-daha-geri-odeme-kapsamina-alindi</guid>
      <pubDate>Sat, 21 Mar 2026 14:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gunaydinsamsuncom.teimg.com/crop/1280x720/gunaydinsamsun-com/uploads/2026/03/agency/dha/bakan-memisoglu-36-ilac-daha-geri-odeme-kapsamina-alindi.jpg" type="image/jpeg" length="16038"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Metabolik hafıza vücudun gelecekte nasıl davranacağını etkiliyor']]></title>
      <link>https://www.gunaydinsamsun.com/metabolik-hafiza-vucudun-gelecekte-nasil-davranacagini-etkiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gunaydinsamsun.com/metabolik-hafiza-vucudun-gelecekte-nasil-davranacagini-etkiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İSTANBUL (DHA) - METABOLİK hafızanın, vücudun geçmişte yaşadığı metabolik koşulları hücresel düzeyde kaydedebildiğini öne süren Beslenme ve Diyet Uzmanı Prof. Dr. Barış Öztürk, 'Uzun süreli kilo artışı, kronik inflamasyon, yüksek kan şekeri dönemleri veya metabolik stres gibi durumlar hücrelerde kalıcı biyolojik izler bırakır. Bu izler metabolizmanın gelecekte nasıl davranacağını belirler. Yani vücut yalnızca bugünkü beslenmeye tepki vermez. Aynı zamanda metabolik geçmişe de tepki verir' dedi.</p><p>Metabolizma biliminin yeni bir döneme girdiğini belirten Prof. Dr. Barış Öztürk, 'İnsan vücudu yalnızca kalori giriş-çıkışı ile çalışan mekanik bir sistem değil. Aksine, geçmiş deneyimleri hatırlayabilen, biyolojik izler taşıyan ve çevresel faktörlere göre şekillenen son derece karmaşık bir organizmadır' diye konuştu.</p><p>'UZUN SÜRELİ KİLO ARTIŞI HÜCRELERDE KALICI İZLER BIRAKABİLİR'</p><p>Metabolik hafızanın, vücudun geçmişte yaşadığı metabolik koşulları hücresel düzeyde kaydedebildiğini öne süren bir teori olduğunu söyleyen Prof. Dr. Öztürk, 'Uzun süreli kilo artışı, kronik inflamasyon, yüksek kan şekeri dönemleri veya metabolik stres gibi durumlar hücrelerde kalıcı biyolojik izler bırakır. Bu izler metabolizmanın gelecekte nasıl davranacağını şekillendirir. Yani vücut yalnızca bugünkü beslenmeye tepki vermez. Aynı zamanda metabolik geçmişe de tepki verir. Bu fikir ilk olarak diyabet araştırmalarında ortaya çıktı. Uzun süreli klinik çalışmalar, hastalığın erken döneminde metabolik kontrol sağlayan bireylerin yıllar sonra bile daha az komplikasyon yaşadığını gösterdi. Buna karşılık, erken dönemde metabolik kontrolün sağlanamadığı kişilerde risklerin daha sonra da devam ettiği gözlemlendi. Bilim insanları bu durumu metabolik hafıza olarak tanımladı' ifadelerini kullandı.</p><p>'METABOLİK HAFIZA METABOLİZMANIN BİRÇOK YÖNÜNÜ ETKİLİYOR'</p><p>Araştırmalar ilerledikçe bu hafızanın yalnızca diyabetle sınırlı olmadığını sözlerine ekleyen Öztürk, 'Metabolizmanın birçok yönünü etkilediği düşünülüyor. Bugün epigenetik araştırmalar, hücrelerin geçmişte yaşanan metabolik streslere göre gen ifade biçimlerini değiştirdiğini gösteriyor. Beslenme alışkanlıkları, inflamasyon, hormonal dengesizlikler ve çevresel faktörler hücrelerde biyolojik izler bırakır. Bu izler yıllarca kalıcılığını korur. Metabolik hafıza kavramı özellikle kilo yönetimi konusunda da önemli sorular ortaya çıkarır. Birçok insan kilo vermekte zorlanırken, kilo verenlerin önemli bir kısmı kiloyu korumakta güçlük yaşar. Uzun yıllar bu durum irade eksikliği veya motivasyon sorunu olarak yorumlandı. Ancak modern metabolizma bilimi bunun çok daha karmaşık bir biyolojik süreç olduğunu ortaya koyuyor' dedi.</p><p>Bazı araştırmaların, kilo verildikten sonra bile hücresel değişimlerin tamamen ortadan kalkmadığını ortaya koyduğunu belirten Öztürk, sözlerine şöyle devam etti:</p><p>'Bu durum, metabolizmanın geçmişteki metabolik durumları kısmen hatırladığını gösterir. Bugün birçok araştırmacıya göre kalori hesaplamalarına dayanan klasik diyet yaklaşımı metabolizmayı açıklamak için artık yeterli değildir. Metabolizma yalnızca enerji matematiği ile açıklanabilecek bir sistem değildir. Bu nedenle metabolizma araştırmalarında farklı biyolojik faktörler öne çıkmaktadır. Bunlardan biri de histamin yüküdür. Histamin, bağışıklık sistemi ve inflamasyon süreçlerinde önemli rol oynayan biyolojik bir moleküldür. Modern beslenme düzeninde histamin yükünün giderek arttığı görülmektedir. Fermente gıdalar, işlenmiş ürünler, uzun süre beklemiş proteinler ve bazı gıda katkıları vücutta histamin birikimine neden olur. Yüksek histamin yükü kronik inflamasyonu tetikler, ödem oluşumunu artırır ve metabolik dengeyi bozar. Metabolizma yalnızca kaloriye tepki veren bir sistem değil; aynı zamanda inflamasyon sinyallerine yanıt veren kompleks bir biyolojik ağdır.'</p><p>'KETOMİKS DİYET BÜTÜNCÜL BİR MODEL SUNUYOR'</p><p>Ketomiks diyet sisteminin metabolizmayı yalnızca kalori matematiği üzerinden değerlendirmek yerine inflamasyon yükü, histamin dengesi, metabolik adaptasyon ve bağ doku sağlığı gibi birçok biyolojik faktörü birlikte ele alan bütüncül bir model sunduğunu söyleyen Prof. Dr. Öztürk, 'Bu yaklaşımda amaç yalnızca kilo kaybı değil. Amaç metabolizmanın yeniden dengelenmesi, inflamasyonun azaltılması ve metabolik sistemin daha sağlıklı bir çalışma ritmine kavuşmasıdır. Ketomiks diyet yaklaşımının dikkat çekici yönlerinden biri de histamin yükünü dikkate alan beslenme stratejileri geliştirmesidir. Çünkü birçok metabolik sorunun temelinde kronik inflamasyon ve bağışıklık sistemi aktivasyonu yer alır. Histamin yükünün azaltılması, inflamasyonun kontrol altına alınması ve metabolik dengenin yeniden kurulması bu nedenle kritik bir rol oynar. Metabolizma bilimi bugün artık önemli bir gerçeği kabul etmektedir: Metabolik hafıza gerçektir. Vücudumuz yalnızca bugün yediğimiz besinlere tepki veren bir sistem değil; aynı zamanda geçmişte yaşadığı metabolik deneyimlerin izlerini taşıyan, bu izlere göre davranan canlı ve öğrenen bir biyolojik yapıdır. Bu gerçek, metabolizma biliminde yeni bir dönemin kapısını aralamaktadır' dedi.</p><p>'METABOLİK HAFIZAYI DOĞRU YÖNDE YENİDEN PROGRAMLADIK'</p><p>'Metabolizmayı yalnızca kalori matematiği üzerinden değil; inflamasyon, histamin yükü, bağ doku sağlığı ve metabolik adaptasyon üzerinden ele alan Ketomiks Diyet sistemi, bu yeni bilimsel bakış açısıyla örtüşen özgün bir yaklaşım sunuyor' diyen Öztürk, değerlendirmelerine şöyle devam etti:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>'Ketomiks yaklaşımı yalnızca bir diyet programı değil; metabolizmanın biyolojik dengesini yeniden kurmayı hedefleyen bütüncül bir metabolik yaşam modelidir. Histamin yükünü azaltmayı, inflamasyonu kontrol altına almayı ve metabolik sistemi yeniden dengelemeyi hedefleyen bu yaklaşım, metabolik hafıza kavramının ortaya koyduğu biyolojik gerçeklerle uyumlu bir çerçeve sunar. Bugün birçok uzman için mesele artık yalnızca kilo vermek değil. Asıl mesele metabolizmayı yeniden eğitmek, metabolik hafızayı doğru yönde yeniden programlamaktır. Bu noktada Ketomiks yaşam modeli, metabolizma biliminin yeni döneminde umut veren yaklaşımlardan biri olarak öne çıkar. Metabolizma artık yalnızca kalori hesaplarının konusu değil. Metabolizma bir biyolojik hafıza. Ve bu hafıza doğru yaklaşımlarla yeniden yazılabilir.'</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.gunaydinsamsun.com/metabolik-hafiza-vucudun-gelecekte-nasil-davranacagini-etkiliyor</guid>
      <pubDate>Sat, 21 Mar 2026 10:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gunaydinsamsuncom.teimg.com/crop/1280x720/gunaydinsamsun-com/uploads/2026/03/agency/dha/metabolik-hafiza-vucudun-gelecekte-nasil-davranacagini-etkiliyor.jpg" type="image/jpeg" length="91238"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanından Ramazan Bayramı'nda 'sağlıklı beslenme' uyarısı]]></title>
      <link>https://www.gunaydinsamsun.com/uzmanindan-ramazan-bayraminda-saglikli-beslenme-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gunaydinsamsun.com/uzmanindan-ramazan-bayraminda-saglikli-beslenme-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Selçuk BAŞAR-Efnan DEMİREREN/TRABZON, (DHA)- KARADENİZ Teknik Üniversitesi (KTÜ) Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nazlı Nur Aslan Çin, 'Ramazan Bayramı'nda kesinlikle aşırı tatlı ve yağlı yiyeceklerden kaçınılması gerekiyor. Bayram sabahlarında hepimizin sofrasında olan böreklerin, kavurmaların olmaması lazım' dedi. </p><p>KTÜ Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nazlı Nur Aslan Çin, bayramda aşırı ve hızlı besin tüketiminin sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirterek, 'Ramazanda uzun süre açlıkla beraber vücudumuz enerji kısıtlamasına gitti. Vücudumuz hücrelerini koruma mekanizması altına almıştı. Uzun süre açlıkla kendini depolamaya almıştı. Ramazan Bayramı'nda kesinlikle aşırı tatlı ve yağlı yiyeceklerden kaçınılması gerekiyor. Bayram sabahlarında hepimizin sofrasında olan böreklerin, kavurmaların olmaması lazım. Gittiğiniz misafirliklerde de kesinlikle şeker tüketiminin kontrollü olması gerekiyor. Yetişkin bir erkek gün içerisinde 2 dilim baklava yerken, kadının ise 1 dilim yemesi günlük şeker alımı için yeterlidir' dedi. </p><p>'UZUN SÜRE ÇİĞNEYEREK YENİLMELİ'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Bayramda öğünlerin dengeli olması gerektiğini belirten Doç. Dr. Çin, 'Bayram sabahlarında mutlaka yumurta, peynir, domates, salatalık ya da yeşillikler, ceviz, fındık ve badem de tüketebiliriz. Beyaz ekmek yerine tam tahıllı ekmek yenebilir. Bayram sabahlarında yemeklere birden yüklenmemek gerekiyor. Yemeklerde daha sağlıklı alternatiflerin tercih edilmesi lazım. Yemeklerin yavaş yavaş uzun süre çiğnenerek yenilmesi doğrudur. Eğer böyle olmazsa bayram boyunca şişkinlik, gaz ve hazımsızlık gibi problemleriyle hatta ileri düzeyde diyare adını verdiğimiz ishallerle de karşılaşabilirsiniz' diye konuştu. </p><p>'DİYABET HASTALARI ŞEKERDEN UZAK DURMALI'</p><p>Uzun süre hareketsiz kalınmaması gerektiğini de vurgulayan Doç. Dr. Çin, diyabet hastaları için uyarılarda bulunarak, 'Özellikle diyabet hastaları ya da diyabet hastası olma ihtimali olanlar şekerden uzak durmalıdır. Sağlıklı insanların da 2 porsiyondan daha fazla tatlı tüketmemeleri gerekiyor. Daha fazla şekerli yiyeceğin vücuda alınması diyare gibi sorunları beraberinde getirir. Uzun süre oturmalardan uzak durulmalıdır. Mutlaka fiziksel aktivite yapılmalı. Uzun süre hareketsiz olmak kabızlık problemiyle karşılaşmanıza neden olabilir. Bayramlarda aşırı şeker tüketimi, bağırsaklarımızdaki zararlı bakterilerin çoğalmasına neden olarak, bağırsak geçirgenliğini artırır. Kendinizi yorgun ve depresif hissetmenize neden olabilir' dedi. (DHA)</p><p>FOTOĞRAFLI </p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Trabzon</category>
      <guid>https://www.gunaydinsamsun.com/uzmanindan-ramazan-bayraminda-saglikli-beslenme-uyarisi</guid>
      <pubDate>Fri, 20 Mar 2026 14:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gunaydinsamsuncom.teimg.com/crop/1280x720/gunaydinsamsun-com/uploads/2026/03/agency/dha/uzmanindan-ramazan-bayraminda-saglikli-beslenme-uyarisi.jpg" type="image/jpeg" length="40945"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
