Özgürlüğü Hatırlamak, Cesareti Yeniden Öğrenmek

Biz, beş yaşındaki bir çocuğun tek başına sokağın başına gidebildiği, akşam ezanına kadar sokakta oynayabildiği, yabancıyla konuşmanın hayatın olağan akışı sayıldığı bir dönemin çocuklarıyız.

Bugün dönüp baktığımızda, yaşadığımız değişimin sadece hızı değil, ağırlığı da insanı ürkütüyor.

Artık çocuklara özgürlüğün neye benzediğini göstermiyoruz bile.

“Dışarısı tehlikeli” fikri, insanlık tarihinde belki de hiç bu kadar yaygın olmamıştı. Oysa çocuklar binlerce yıl boyunca sokakta, doğada, birbirleriyle ve çoğu zaman yetişkin gözetimi olmadan oyun oynayarak büyüdüler. Bu, insan türünün doğal öğrenme biçimiydi. Risk alarak, düşerek, kavga ederek, barışarak… Hayatı küçük yaşta deneyimleyerek.

Bugün ise manzara bambaşka.

İnsana güven azaldı. Toplumun dokusu zayıfladı. Haberler korku üretiyor, şehirler daralıyor, ebeveynler haklı olarak endişeleniyor. Ve korku, çocukluk alanını adım adım daraltıyor.
Sonuçta serbest oyun; yetişkinlerin belirlediği kurallarla, saatle, mekanla sınırlanmış bir etkinliğe dönüşüyor.

Tıpkı işlenmiş gıdalar gibi…
Var ama besleyici değil.

Çocuklar oyun oynuyor gibi görünüyor ama oyunun asıl kazandırdığı becerileri geliştiremiyorlar. Risk almayı öğrenemiyorlar. Anlaşmazlık çözmeyi, canı sıkıldığında ne yapacağını bilmeyi, sınırlarını keşfetmeyi deneyimleyemiyorlar. Her şey önceden planlı, kontrollü ve güvenli. Ama hayat öyle değil.

Anne babalara kendi çocukluklarının en mutlu anlarını sorduğunuzda cevap neredeyse hep aynı yere çıkıyor:

Özgürlük.

Bir ağaca tırmanmak…
Bir kale kurmak…
Sokakta saatlerce kaybolmak…

Bugün ise ironik bir tabloyla karşı karşıyayız. Yediğimizden içtiğimizden kısıyor, çocuklarımızı kurslara, özel derslere, programlara gönderiyoruz. Ama kendi çocukluğumuzda bizi mutlu eden şeyi onlardan esirgiyoruz.

Oysa böyle devam etmek zorunda değil.

Çocukların daha fazla derse değil, biraz daha özgür alana ihtiyacı var.
Daha fazla gözetimden çok, biraz daha güvene…
Programdan çok, oyuna…

Ve belki de en çok bizim cesaretimize.

Evet, kabul edelim; bu çağda çocuklara özgür alan açmak zor. Şehirler kalabalık, trafik var, kötü örnekler var, gerçek tehlikeler de yok değil. Kimse ebeveynlerin korkularını küçümseyemez. Ama özgürlüğü tamamen çocukluktan çıkardığımızda, gelecekte kaygılı, çekingen, risk almaktan korkan bireyler yetiştirdiğimizi de görmezden gelemeyiz.

Asıl soru şu:

Çocuklarımızı her şeyden koruyarak mı büyütüyoruz, yoksa hayata karşı güçsüzleştirerek mi?

Bu sorunun cevabı kolay değil.
Zaten bizi korkutan, endişelendiren de tam olarak bu.

Ama belki ilk adım, şunu kabul etmekle başlar:
Çocuklarımızın mükemmel programlara değil, biraz daha eksik ama daha gerçek bir hayata ihtiyacı var.

{ "vars": { "account": "PASTE_ANALYTICS_ACCOUNT_ID" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }