Kriz Zamanının Psikolojisi

Son yıllarda toplumların ruh halinin şekillendiren en belirgin duygu “kaygı” olmaya başladı.

Şöyle bir bakalım; depremler, savaş tehdidi, ekonomik dalgalanmalar, salgın, iklim tehditleri, göç... Her krizde bireyin aklına gelen ilk soru: “Nereye kadar böyle gidecek?”

Bu tür tablolara politik psikoloji dalından baktığımız zaman “kaygı temelli yönelime” zemin hazırladığını görebiliriz. Yani birey sonucunu kestiremediği karmaşık süreç karşısında gri alanlardan rahatsızlık duyar, netlik ihtiyacı hisseder, riskten kaçar ve güvenli liman sunacak figürlere yönelir.

Bu psikolojik zeminde seçmen davranışları da kaçınılmaz olarak değişiyor. Kriz dönemleri siyasetin yönünü belirleyen en kritik zamanlardır. Çünkü seçmenin en hassas olduğu, politikacının ise her adımını dikkatle atması gereken zaman tam olarak bu zamanlarıdır.

Bu süreçte kitle iletişim araçlarının etkisi de sahnenin tam ortasında. Yakın geçmişte yaşadığımız pandemi dönemini hatırlayalım. Evde kapalıyız, yarın ne olacağını bilmiyoruz, yarına dair umudumuz olmalı mı olmamalı mı onu bile kestiremiyoruz.

Kriz zamanlarında toplumun zihni karışıktır. Kaygı, ne olacak düşüncesi, farklı söylemlerin çoğalması seçmeni daha da fazla yorar. Yorulan zihin artık daha basit arayışlara kayar. Bilgilerin, araştırmaların yerini gelenekler hatta duygular alır. Artık zihin “bilgiyle değil, duygular ile çalışmaya başlar.” Kaygı arttıkça rasyonellikten uzaklaşılır; yerini toplumsal kırmızı çizgiler alır. İşte bu yüzden kriz zamanları oldukça kritiktir. Halkın değerleriyle alay ediyormuş gibi görünen ya da toplumun hassas noktalarını hafife alan her politik hareket, seçmenin zihninde derin iz bırakır. Bu ruh halinin örneklerini dünyada da görmek mümkün. Bugün Venezuela’ya da baktığımızda, meselenin artık yalnızca ekonomik kriz, gıda, elektrik... olmadığını görüyoruz. Sürekli gerilim, çatışma ihtimali ve olağanüstü hal duygusu, toplumu kalıcı bir belirsizlik psikolojine hapsetmiş durumda. Siyaset, bu atmosferde bir gelecek tasarımı olmaktan çıkıp “kontrol mücadelesine” dönüşüyor. Böyle dönemlerde seçmen için belirleyici olan şey, projeler ya da ideolojiler değil; kimin düzeni sağlayacağı, kimin belirsizliği bastıracağı sorusu oluyor. Venezuela bugün bize kaygının bir toplumu nasıl adım adım güvenlik, güç ve otorite arayışına sürükleyebildiğini en çarpıcı şekilde gösteriyor. Toplum unutmaz. Kaygı içindeki seçmen, bu dönemlerde karşısında güçlü lider görmek ister. “Net konuşan, kesin çözümler sunan ve belirsizliği azaltan liderler” bu dönemlerde seçmen karşısında çok daha kolay karşılık bulurlar. Çünkü kriz anlarında toplum geleceği değil, önce korkularını susturacak bir ses arar.

{ "vars": { "account": "PASTE_ANALYTICS_ACCOUNT_ID" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }