Bugün oturduğunuz koltuk yarın başkasına nasip olur. Bugün imza attığınız masanın arkasında yarın başka biri oturur. Servet dediğiniz şey ise bazen bir ömür birikir, bazen de birkaç yanlış kararla eriyip gider.
Kalıcı olan bunlar değildir.
Kalıcı olan, arkanızdan nasıl anıldığınızdır.
Atalarımız bunu tek cümleyle öyle güzel anlatmış ki: Dolu başak boynunu eğer.
Gerçekten de bilgi arttıkça tevazu artar. İnsan olgunlaştıkça sesini değil, sözünü yükseltir. Kendini ispat etmeye çalışanlar çoğu zaman eksiklerini bağırarak kapatmaya çalışır. Kendinden emin olanın ise gösterişe ihtiyacı yoktur.
Kibir, insanın en tehlikeli yüklerinden biridir.
Nitekim Allah Kur'an-ı Kerim'de, Lokman Suresi'nde şöyle buyurur:
"Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü Allah kendini beğenip övünenleri sevmez."
Ne kadar sade ama ne kadar derin bir uyarıdır.
Çünkü kibir, insanın önce çevresini, sonra da kendisini yalnızlaştırır.
Makam da böyledir.
Makam insana değer katmaz. Tam tersine, insan makamına değer katar.
Bugün birçok ismi görevleriyle değil, görevdeyken sergiledikleri duruşla hatırlıyoruz. Kimi makamını adaletle taşıdığı için saygıyla anılıyor, kimi ise koltuğuna güvenip insanları küçümsediği için unutulup gidiyor.
Asıl sınav, yüksek makamlara çıkınca başlar.
Çünkü o noktada insanın karakteri ortaya çıkar.
Kapısını çalanı geri mi çeviriyor?
Bir selamı çok mu görüyor?
Kendisine verilen yetkiyi hizmet için mi kullanıyor, yoksa üstünlük kurmanın aracı mı görüyor?
İşte insanı büyüten de küçülten de bu soruların cevabıdır.
Para konusunda da durum farklı değil.
Hayat, dün zengin olup bugün iflas eden insanların hikayeleriyle dolu.
Mal mülk el değiştirir.
Şirketler batar.
Servetler erir.
Ama iyi bir insan olmanın değeri hiçbir zaman eksilmez.
İnsan gücünü parasından veya makamından alıyorsa, bunları kaybettiğinde yönünü de kaybeder. Oysa karakterine yaslanan insanın sırtı kolay kolay yere gelmez.
Peygamber Efendimiz (S.A.V) hadisinde, "Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse cennete giremez." buyuruyor.
Dikkat edin...
Burada büyük bir kibirden değil, "zerre kadar" kibirden söz ediliyor.
Demek ki insanın en çok mücadele etmesi gereken şeylerden biri, nefsinin ona fısıldadığı üstünlük duygusu.
Çünkü gerçek büyüklük, büyüklüğünü hissettirmemektedir.
Bugün sahip olduğumuz makamlar da servetler de bize emanet.
Emanete sahip çıkmanın yolu ise tevazudan geçiyor.
Ne kadar yükselirsek yükselelim, ayağımızın bastığı toprağı unutmamak gerekiyor.
Çünkü insanı insanlar arasında yücelten koltuğu değil, karakteridir.
Mezar taşlarına hangi makamda oturduğumuz yazmaz.
Kaç arabamız olduğu da yazmaz.
Ama ardımızdan edilen bir dua, samimiyetle söylenen bir "Allah razı olsun" bütün unvanlardan daha değerlidir.
Hayatın sonunda insanın yanında kalan; ne imzasıdır, ne servetidir, ne de makamıdır.
Geriye sadece bıraktığı iz kalır.
Ve o izi belirleyen şey, sahip oldukları değil; sahip olduklarıyla nasıl bir insan olduğudur.