Bir zamanlar sokakta oynayan, akşam ezanı okununca eve giren çocuklar vardı bu ülkede. Köylerde toprakla, şehirlerde kaldırım taşlarıyla büyüyen bir nesilden söz ediyorum. Bugün ise çocukluk büyük ölçüde kapalı kapılar ardında yaşanıyor. Oyun varsa ya ekran başında ya da sürekli bir yetişkin gözetimi altında.
Türkiye’de çocuklar artık dışarıda özgürce oyun oynamıyor.
Oynuyorlarsa da “aman düşme”, “oraya gitme”, “şunu yapma” uyarıları arasında oynuyorlar.
Oyun, keşfetme ve merak yerini kontrol ve denetime bıraktı.
Okullarda da tablo çok farklı değil. Eğitim sistemi yıllar içinde sınav merkezli bir yapıya dönüştü. Öğretmenler çocukların merakını beslemekten çok, onları testlere hazırlamak zorunda kalıyor. Teneffüsler kısaldı, oyun alanları daraldı, serbest zaman neredeyse lüks haline geldi. Çocukların koşmasına, bağırmasına, keşfetmesine tahammül edemeyen bir düzen inşa edildi.
Köylerde bile durum değişti.
Eskiden çocuklar tarlada, bahçede, derede büyürdü. Şimdi köylerde de tablet var, telefon var, ekran var. Sokaklar boş, oyun sesleri yok. Çocuklar ya evde ya da ekranda.
Bu dönüşüm o kadar hızlı ve toplu yaşandı ki, çocukların dikkat süresi, odaklanma becerisi ve duygusal dayanıklılığı üzerindeki etkilerini net ölçmek kolay değil. Ama şunu görüyoruz:
Daha sabırsız, daha çabuk sıkılan, daha az tahammüllü bir nesil geliyor.
Sorun çocuklarda değil.
Sorun, onların içine doğduğu ortamda.
Çocuklara “odaklanamıyorsun”, “sabırsızsın”, “çok ekran bağımlısısın” demek kolay. Asıl zor olan şu soruyu sormak:
Biz onlara nasıl bir çocukluk sunduk?
Betonlaşmış şehirler, araç trafiğine teslim edilmiş sokaklar, sınavla daraltılmış eğitim sistemi, ekranlarla kuşatılmış evler…
Bu ortamda büyüyen bir çocuktan doğayla bağ kurmasını, uzun süre dikkatini vermesini, kendini sakinleştirmesini beklemek ne kadar adil?
Çocukluk bireysel tercihlerle değil, toplumsal tercihlerle şekillenir.
Ve bugün Türkiye’de çocukluk, yetişkinlerin konforuna göre yeniden tanımlanıyor.
Belki de yeniden sormamız gereken soru şu:
Çocukları mı değiştirmeye çalışıyoruz, yoksa onları zorlayan bir düzeni mi savunuyoruz?
Çünkü çocukluk kaybolursa,
gelecek sadece yaşlanır.