Bir yazılımcı olarak şunu çok net söyleyebilirim:
Teknoloji asla masum değildir, ama asla suçlu da değildir. Onu suçlu ya da faydalı yapan, arkasındaki niyettir.
Bugün yaşa dışı bahis meselesine baktığımızda karşımıza çıkan tablo tam olarak budur. Eskiden bu karanlık düzen arka sokaklarda kurulurdu. Şimdi ise tertemiz arayüzlerle, profesyonel tasarlanmış mobil uygulamalarla ve “oyun” adı altında gençlerin cebine kadar giriyor.
Bir tık…
Sadece bir tık.
Ama o tık, rastgele atılmış bir adım değil. Çünkü bu sistemler yazılımla kuruluyor. Algoritmalar, kullanıcı davranışlarını saniye saniye ölçüyor. Hangi yaş grubunun daha kolay risk aldığı, kaybedince kimlerin daha hızlı geri döndüğü, hangi saatlerde insanların daha savunmasız olduğu biliniyor. Bunlar tesadüf değil, bilinçli olarak yazılmış kodların sonucu.
Bir yazılımcı olarak beni asıl rahatsız eden nokta da tam burası. Çünkü burada teknoloji üretmiyoruz, zaaf mühendisliği yapıyoruz.
Gençlerin karşısına çıkan reklamlara bakın. “Kolay para”, “ilk bahis ücretsiz”, “kaybetmek yok.” Hepsi psikolojinin en kırılgan noktalarına dokunuyor. Üstelik yaş kontrolü çoğu zaman bir doğum tarihi seçmekten ibaret. Yani sistem, gençleri korumak için değil, içeri almak için tasarlanmış.
Bu sadece bireysel bir ahlak sorunu değil. Bu bir dijital güvenlik, bir gelecek meselesi. Çünkü yaşa dışı bahis sitelerinin büyük bölümü veri güvenliği sağlamıyor. Kredi kartı bilgileri, kişisel veriler, hatta cihaz erişimleri bile risk altında. Gençler paralarını kaybederken, farkında olmadan dijital kimliklerini de teslim ediyor.
Ve sonra şu cümleyi duyuyoruz:
“Bir kere denedim.”
Ama yazılım dünyasında herkes bilir; bir sistem bir kez çalıştıysa, tekrar çalışması için tasarlanmıştır.
Ben teknolojinin yasaklarla değil, bilinçle yönetilmesi gerektiğine inanıyorum. Eğer gençlere sadece tüketici olmayı değil, üretici olmayı öğretirsek; eğer bir çocuğun ilk hayali “kolay para” değil de “bir uygulama yapmak” olursa, işte o zaman bu karanlık düzen kendiliğinden çöker.
Teknoloji bir bıçak gibidir.
Ekmek de keser, can da alır.
Soru şu:
Biz hangi tarafta duruyoruz?
Bir tık bazen bir oyunu başlatır.
Bazen de bir ömrü durdurur.