Bir Hafta Konuştuk... Sonra Ne Oldu?

Epstein dosyası, sadece bir olay değil, tüm küresel toplumun güvenini, moralini ve vicdanını test eden büyük bir skandal.

Her açılan belge, her yeni isim öfkemizi artırıyor. ABD başkanlarından Avrupa soylularına, devlet yöneticilerinden iş insanlarına ve sanatçılara uzanan bu ağ sadece karanlık bir tablo sunmuyor; gündemi, algıyı ve toplumsal hafızayı nasıl yönettiklerini de ortaya koyuyor.

Dosyaların ilk yayınlandığı günleri hatırlayalım. Çok değil, sadece birkaç hafta öncesine dönersek...

Kaçırılan bebekler, işkence gören çocuklar, taciz ve katliamlar...

Kamuoyu ile paylaşılan her bir yeni dosyayı büyük bir öfke ve sarsıntı ile izledik.

Peki şimdi ne konuşuyoruz?

Skandal ne kadar büyük olursa olsun, toplumsal duyarlılık süresi bir haftayı geçemez oldu. “Ateş düştüğü yeri yakar.” derler.

Bu sefer ateş tüm dünyayı derinden sarsacak kadar düştü ama yakacak kadar önemsenmedi. Hatta olayın dışına çıkıp acaba sevdiğimiz bir sanatçı, politikacı da var mı diye bakıp, eğer yoksa buna sevinip sosyal medyada bu olaydan bile mizah çıkarabilenleri gördük.

Biz mi hızlı unutuyoruz, yoksa bize unutturuluyor mu?

Siyasal iletişim literatüründe “gündem belirleme” (agenda-setting) kuramı, kamuoyunun ne hakkında düşüneceğini medyanın belirlediğini söyler. Daha ileri aşamada “çerçeveleme” (framing), olayın nasıl algılanacağını şekillendirir. Fakat dijital çağda bunlara bir boyut daha eklendi: dikkat süresinin yönetimi.

Güç sahipleri ne isterse kamuoyuna onu sunuyor ve görünen o ki güç sadece olayı değil, dikkat süresini de yönetiyor. Belgeler kısmen açıklanır, bazı bölümler karartılır, isimler seçici olarak paylaşılır. Böylece toplumsal kanaat oluşturmak zorlaşır. Belirsizlik artar ve öfke dağılır. Bu durum bilinçli bir manipülasyon olmasa da politik psikoloji bakımından etkisi aynıdır. İnsan beyni sürekli kriz halinde yaşayamaz ve bunun sistem de farkında.

Tam da bu noktada arşivlerden eski videolar gündeme oturuyor veya yeni gündemler oluşturuluyor. Düne kadar bu olayın ağırlığını yaşarken bir anda her yerde “nihilist pengueni” gördük. Milyonlarca izlendi ve herkesin odağı haline geldi. Hemen ardından üzüldüğümüz ve mizah ile empati yaptığımız “maymun punch” gündemin yerini aldı. Bu hızlı geçiş,sürekli yeni bir uyarana maruz kalmanın duyarsızlaşma (desensitization) ile nasıl birleştiğini gösteriyor; toplumsal şok ve öfke, tekrar tekrar benzer uyarıcılara maruz kaldıkça donuklaşıyor ve dünya kamuoyunu artık “skandal karşısında tepki veren değil, skandal tüketen izleyici” haline dönüştürüyor.

{ "vars": { "account": "PASTE_ANALYTICS_ACCOUNT_ID" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }