Futbol sadece 90 dakika oynanan bir oyun değil çünkü. Bazen bir forma olur, bazen bir tribün bestesi, bazen de küçücük bir çocuğun mağazada gördüğü arma olur. İnsanların bir kulübe bağlanmasını sağlayan şey çoğu zaman skorlar değil, kurulan duygusal bağdır.
Samsunspor son günlerde bu bağın iki önemli örneğini ortaya koydu. Biri formada, biri mağazada. İkisinin de anlattığı hikaye aynıydı: Aidiyet.
Samsunspor’un yeni sezon forması ilk görüldüğü andan itibaren dikkat çekti. Tasarımsal olarak başarılı olmuş. Ancak mesele sadece görüntü değil. Bir formayı değerli yapan şey kumaşı değil, taşıdığı hikayedir.
"Efsane Retro" adı da boşuna seçilmemiş.
1975-1976 sezonunda 2. Lig’den 1. Lig’e çıkan şampiyon takımın izlerini taşıyan bir forma bu. O dönemin ruhunu, heyecanını ve inancını bugünün çizgileriyle buluşturmaya çalışmışlar.
Çünkü forma dediğimiz şey sıradan bir ürün değildir.
Bir taraftar için forma bazen çocukluğudur. Bazen babasının elinden tutup ilk kez stada gittiği gündür. Bazen tribünde omuz omuza yaşadığı sevinçtir. Dolabın içinde duran eski bir forma, yıllar sonra bile insanı onlarca yıl geriye götürebilir.
Futbolda bazı değerler eskimez. Geçmişle bağını koparan kulüpler, zamanla kimliğini de kaybeder.
Bu nedenle forma lansmanında 1975-1976 sezonunun efsaneleri Temel Keskindemir ve Necati Öksüz'ün yer alması çok değerliydi.
Çünkü mesele sadece eski futbolcuları davet etmek değil. Mesele genç nesle şunu söyleyebilmek:
"Bugün giydiğiniz bu formanın bir hikayesi var."
Bir kulüp geçmişine sahip çıkıyorsa geleceğini de daha sağlam inşa eder.
Bu noktada Başkan Yüksel Yıldırım'ı, İcra Kurulu Üyeleri Veysel Bilen, Suat Çakır, Soner Soykan, Zeycan Yıldırımın ve formanın hazırlanmasında ciddi emeği olan Fazlıhan Carus'u ayrıca kutlamak gerekir. Ayrıca arka plandaki görünmeyen kahramanları.
Çünkü burada yapılan iş sadece yeni sezon ürünü hazırlamak değil. Burada geçmişle bugün arasında bir köprü kuruluyor.
Madalyonun diğer tarafında ise Atakum’a yapılan store var.
Store'lar çoğu zaman sadece alışveriş yapılan yerler gibi görülür. Oysa dünyadaki büyük kulüplerin mağazalarına baktığınızda bunun çok daha farklı olduğunu görürsünüz.
Oralar sadece ürün satılan yerler değildir.
Aidiyet satılmaz ama hissettirilir.
Bir çocuk mağazaya girer, ilk kez formasını alır. Belki atkısını boynuna takar, belki sevdiği futbolcunun adını sırtına yazdırır. O an sadece bir ürün satın almıyordur aslında. O kulübün bir parçası olduğunu hissediyordur.
İşte aidiyet böyle oluşur.
Atakum'daki mağaza da bu anlamda Samsunspor'a yakışmış.
Tasarımıyla, atmosferiyle ve taraftara sunduğu hissiyatla sadece bir satış noktası gibi durmuyor. İnsanların uğrayacağı, vakit geçireceği, sohbet edeceği ve kendisini kulübe daha yakın hissedeceği bir alan olmuş.
Bir mağaza açmak kolaydır.
Ama o mağazanın içine kulübün ruhunu koymak kolay değildir.
İşin püf noktası da tam burada.
Son dönemde Samsunspor'un yaptığı şey aslında bir aidiyet çemberi oluşturmak.
Forma sahada aidiyeti temsil ediyor.
Store günlük hayatın içinde.
Tribünler duyguyu büyütüyor.
Taraftar ise bütün bunların merkezinde duruyor.
Çünkü Samsunspor sadece futbolcuların sahaya çıktığı bir takım değil. Bu şehirle yaşayan, bu şehirle büyüyen bir değer.
Bugünkü yönetimin vizyonuyla, geçmişte bu kulübe emek veren efsanelerin bıraktıklarıyla ve yarın o mağazadan ilk formasını alacak çocukların hayalleriyle büyüyen bir değer.
Ve unutmayalım...
Ağaç köküyle yaşar.
Kulüpler de hafızasıyla.